İZMİR DEPREMİ VE AYDA BEBEK

İZMİR DEPREMİ VE AYDA BEBEK

30 Ekim 2020’de deprem vurdu, İzmir’i. Bayraklı ve Bornova ilçelerinde bazı binaları yerle bir etti. Bazıları hasar aldı. Televizyonlar günlerce deprem bölgesinden yayınlar yaptılar. Yıkılan çok katlı binaların enkazından canlı, cansız insanlar çıkarıldı günlerce. Her bir kare ayrı bir dram, ayrı bir yürek yangını… Deprem öldürmez, çürük bina öldürür diyor, uzmanlar. Gerçekten de demirinden, çimentosundan, kumundan çalınmış binalar çöktü diz üstü. İçinde canlar…
Derin bir sessizliğe büründü ülke, koyu bir acıya. Elim kumandaya gitmedi çoğu zaman; yürek yakan tabloları görmek istemedim. Ama olmadı. Ekranda yine acı manzaralar, çığlıklar, feryatlar, inlemeler, gözyaşları… Yakın geçmişte yaşadığımız büyük depremlerin içimi sızlatan, yüreğimi burkan görüntüleri henüz hafızamdan silinmeden bir yenisi daha! Dayanılır gibi değil!
Hiç ders almış değiliz! Sanki başka ülkede yaşandı bu acı tablolar… Bu aç gözlü yükleniciler sanki başka ülkede binalar yapıp sattı! Hâlâ hazır değiliz depremlere. Yirmi bir yıl geçmiş, 1999 depreminin üzerinden. Hâlâ yıkılıp yenilenmeyi bekleyen onlarca bina…
İçim yanıyor, içim! Kahroluyorum. Deprem ülkesinde yaşadığımızı bilmeyen var mı? Hani önlemler, hani yenilemeler? Deprem insanlarımızı öldürdü, öldürüyor, öldürecek! Hâlâ niye bekliyoruz? Niye bir an önce dayanıksız binaları yıkmıyoruz? Para mı yok? Vicdanlar mı köreldi?
Çok üzgünüm çok! Orhan Veli’nin söylemi ile “tarifsiz acılar” içindeyim. Öyle ki “ Anne – çocuk” bağına, ilişkisine bıçak saplayan son acı tablolar karşısında kahroluyorum. Sezai Karakoç’un “Anneler Ve Çocuklar” şiirinin ölüm dizeleri batıyor, yüreğime…

Anne ölünce çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke

Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne

Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne


Ah deprem ah! Sen ne zalimsin! Et tırnaktan ayrılır mı hiç? Anne ile yavrusunu nasıl ayırırsın birbirinden. Nasıl ikisini ya da ikisinden birini karanlıklara gömersin? Sende vicdan yok mu? Böyle duygular, düşünceler gelip geçiyor, usumdan. Ah deprem ah! Ne yaptın yine? Nasıl kıydın canlara? Nasıl ayırdın anneyi yavrusundan? Ah deprem ah! Bunları yapan sen değilsin, biliyorum. Seni hafife alan zihniyet! Bunu da biliyorum. Can alan sen değilsin. Bunu da biliyorum. Yine de sana söylemekten, söylenmekten kendimi alamıyorum. Elif’i, Ayda’yı düşünüyorum. Acı manzaralar gözümün önünden gitmiyor. İçimdeki alev yangına dönüşüyor. Daralıyorum. Bunalıyorum. Dizelere döküyorum, içimi... Dizeler çare olmuyor susuzluğuma.

AYDA

Bir gürültü, ardından
Duvar sarsıldı, çöktü!
Seslendi “Anne, Anne!”
Sonra boynunu büktü!

Sıkıştı bir köşeye
Ağladıkça ağladı
Gözyaşları sel oldu
Irmaklarca çağladı…

Bitmeyen saatlere
Sabır, direnç ekledi.
Daracık bir kuytuda
Annesini bekledi…

Üstünde koca enkaz
Hem karanlık hem soğuk!
Çağırdı “Baba” diye
Ne ses duydu ne de soluk!..

İstedi bu izbede
Kaderi boyun eğsin.
Elif gibi onun da
Eline bir el değsin.

Dar bir koridor açıp
Girdi ekip içeri
Doksan bir saat sonra
Işıl ışıl gözleri…

Hem tatlı, hem duygulu
Çocukçaydı sözleri
Acıları bal etti
Gülümsetti yüzleri.

Kilitlendi yürekler
Bir sessizlik öncesi
Sağ salim kurtarılsın
Ayda gibi annesi!

Az öteden annenin
Çıktı cansız bedeni.
Gözyaşına boğuldu
Sevileni, seveni…

Nasıl bırakıp gittin
Kuzunu burda böyle?
Hangi kucak avutur
Ayda’yı şimdi söyle?

Hangi ana dayanır
Bu yangına, sızıya?
Nasıl katlansın çocuk
Bu tarifsiz acıya…

Bulutlara bakarım,
Gözlerime yaş düşer.
Ayda’yı düşünürüm;
İçime ateş düşer…

Ayda’yı düşünürüm
İçime ateş düşer
İçime ateş düşer
İçime ateş düşer…


Bu ateş yalnızca Ayda’nın ateşi değil. Eliflerin, Aydaların ve nice canların ateşi. Ayda güzel, sarışın, sıcakkanlı, sevimli, tatlı, sevgi ve duygu dolu bir küçük kız! O bir sembol! Kurtulan canların bir simgesi! Ne var ki yazgısız! Anne sesinden, anne kucağından, anne sevgisinden ayrı büyüyecek bir melek. Annesinin elinden tutup yürüyemeyecek, annesinin gözlerine bakıp sevinemeyecek, annesinin koynunda uyuyamayacak! Anne özlemiyle geçecek mevsimler, yıllar…
Acım, acılarım, acımız bundan. Depremin yarattığı maddi yaralar sarılacak elbet. Ya manevi yaralar? Onları sarmak kolay mı? Küçük Ayda’nın ısrarla “Annem nerde, annemi istiyorum?” sorusuna kim, nasıl bir karşılık verecek? Ayda’nın öyküsünü parmaklar titremeden hangi kalem yazacak?
Deprem bir gerçek! Ya çürük binalar kuran aç gözlüler? Onlara ne demeli? Onlar da bu ülkede acı bir gerçek. Artık sözün geçerli olduğu değil sözün bittiği yerdeyiz. Duyun sesimizi aç gözlü yükleniciler; vicdanlı yetkililer. Sabrın da bir sonu vardır. Yeter!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özcan Temel --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?