BALKANLARI NASIL KAYBETTİK? (1)

Osmanlı Devleti 8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Harbi'nin sonunuda, 500 yıl kendi hâkimiyeti altında bulunan Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ'la savaşmış ve bu savaşın sonunda Balkanlardaki bütün topraklarını, Batı Trakya'yı ve Adalar Denizi'ndeki adalarını kaybetmiştir. Balkan Harbi, tarihimizin en büyük felâketlerinden biridir.

BALKAN DEVLETLERİ NASIL BİRLEŞTİLER?
Başta İngiltere olmak üzere, Avrupa Devletleri tarafından desteklenen Balkan Devletlerinin gözü, Osmanlı topraklarının üzerindeydi. Ne var ki, aralarındaki ihtilâfları aşarak bir araya gelemiyorlardı. Sultan Abdülhamid diplomasi dehasıyla bunu önlemeyi başarıyordu! Abdülhamid'in, 1909 31 Mart İrtica Hareketi bahane edilerek tahttan uzaklaştırılmasından sonra, İttihatçıların en büyük hataları, Balkan Devletleri arasındaki sorunların çözülmesine yardımcı olmaları olmuştur. 3 Temmuz 1910'da Kiliseler Kanunu çıkarılarak, 'ihtilâflı kilise, mektep ve mukaddes yerlerde hangi unsurun nüfusu çok ise ona aittir' esası kabul edilir. İttihatçıların çıkardıkları Kiliseler Kanunu, bu düşmanlığı sona erdirdi!

SULTAN ABDÜLHAMİD'İN İTTİFAK TEŞEBBÜSÜ!
Sultan Abdülhamid, Bulgarların, topraklarını bizim aleyhimize genişletmek istediklerini biliyordu. Tarih kitaplarında pek üzerinde durulmaz ama, Bulgarlar üzerinde baskı oluşturmak amacıyla, Romanya, Sırbistan ve Yunanistan'la bir ittifak peşindeydi. Bu nedenle, 1906 yılında, eski Paris Sefiri tecrübeli diplomat Salih Münir Paşa'yı görevlendirmişti (D.1857-Ö.1939). Salih Münir Paşa, bu devletlerle muhtelif temaslarda bulunur; onların da böyle bir ittifaka meyilli olduklarını görür ve ayrıntılı bir raporu
Hariciye Nezareti'ne bildirir. Ancak ne var ki, 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyetin ilânından sonra, Sultan Abdülhamid'in hiçbir gücü kalmamış; particilik kavgalarıyla, devlet derin bir zaafa sürüklenmiştir. Salih Münir Paşa'nın belirttiğine göre, Hariciye Nâzırı Tevfik Paşa, bu önemli raporu devlet ricaline okutamamıştır! Bunun nedenini Salih Münir Paşa şöyle anlatıyor: “O sıralarda inkılâp yapıp devlet ve memleketimizin mukadderatına hâkim olan İttihatçıların zayıf akıllı başları ve Selânik Merkez Komitesinin erkânı, 'Hürriyeti öldürmek üzere' Sultan Abdülhamid'in emriyle, Balkan Devletlerinden asker almak için dolaştığıma inanarak, beni azil, tel'in ve aforoz etmişler, raporumu açmak bile istememişler!”
Salih Münir Paşa daha sonra şu değerlendirmeyi yapıyor: “Sırbistan, Romanya ve Yunanistan Devletleri de, İttihatçıların uyguladıkları politikaya göre, Türkiye ile itilâf ve ittifak mümkün olamayacağını anlayıp, artık bizden uzaklaştılar. Bulgarlar, meydanı boş ve bizleri hürriyet oyununa dalmış görünce, birkaç ay sonra istiklâllerini ilânla, Şarkî Rumeli'yi Bulgaristan'a ilhak ettiler. Aynı zamanda Avusturyalılar da, Bosna Hersek'i yuttular (5 Ekim 1908). Lâkin zayiatımız bu kadarla kalmadı. Birkaç sene içinde İttihatçıların sayesinde, Trablusgarp elden gitti. Suriye gitti. Irak gitti. Filistin gitti. Akdeniz Adaları gitti (Bizim notumuz: Dikkat ediniz, Ege Adaları demiyor!). Mısır gitti. Hicaz ve Yemen gitti. Eğer Gazi Mustafa Kemal gibi büyük bir dâhi zuhur edip, imdadımıza yetişmemiş olsaydı, Trakya da, İstanbul da Anadolu da gidiyordu” (“Geçmiş Zamanlar”, s. 85)!
Sultan Abdülhamid'in tecrübeli diplomatı Salih Münir Paşa, İttihatçı ve Atatürk gerçeğini bu kadar net görebiliyor. Fakat, aradan yıllar geçtiği hâlde, bütün bu kayıpların sorumluları olan İttihatçılara övgüler düzülüyor!

AYDINLARIMIZ İTTİHATÇILARI HİÇ TANIMIYORLAR!
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “Atatürk” adlı kitabında, Kemalist inkılâptan önceki Jön Türk cereyanının, 'Kanun-u Esasî'cilikten başka bir şey olmadığını vurgular ve şu değerlendirmeyi yapar: “Ziya Paşa, Namık Kemal devrinden beri yapılan 'Hürriyet Edebiyatı'nda da, ne hissî mânâda bir halk sevgisine, ne de olgunlaşmış bir demokrasi idealine rast geliriz! Bu, baştan sona kadar, kupkuru, kitâbî bir meşrutiyetçilik hareketidir. Hattâ, millî gayelerle sarih bir alâkası bile yoktur. Mustafa Kemal'in düşünüp meydana koyduğu Milliyetçi halk rejimiyle, Osmanlı devlet ve fikir adamlarının altmış, yetmiş yıl süren 'hürriyet' nazariyeleri arasında hiçbir münasebet bulmak mümkün değildir” (“Atatürk”, s. 78).
Jön Türkler bir Anayasalı Düzene geçmekle, her şeyin yoluna gireceğini sanmaktaydılar! Hâlbuki, eğitimli olmayan bir halkla, bu anayasalı düzenin bile, otoriter bir yönetime dönüşmesi kaçınılmazdı! Prof. Niyazi Berkes, “Türkiye'de Çağdaşlaşma” kitabında bunu çok güzel izah eder.

BALKAN FELÂKETİNİN SEBEPLERİ
Şevket Süreyya Aydemir'in, Balkan felâketinin sebepleri hakkındaki düşünceleri özetle şöyledir: “Asıl dertler ordunun içindedir. Siyaset en çirkin şekli ile orduya girmiştir. Ordu fiilen parçalanmıştır. Bazı subaylar gizli komiteler, cemiyetler kurarlar. Hükümeti devirmek çabası içindedirler. Halâskar Zabitan Grubu (İttihatçılara karşı olan subaylar), ordu içinde gizli bir örgüttür. Ordu siyasetten ayrılsın diye çalıştığını ilân eder fakat orduya siyaseti en zararlı şekilleri ile sokar! Prens Sabahaddin de bunları desteklemektedir. Yabancı ajanlarla yerli kışkırtıcılar, bu kaynayan kazanı durmadan karıştırırlar. Hıyanet çarkları İstanbul'da hattâ Meclis'in içinde bile döner. Rum mebuslar, Bulgar mebuslar, Ermeni mebuslar ve bazı Türk mebuslar; hepsi imparatorluğun yapısını yıpratmak, onu çökertmek yolunda kendi oyunlarını, kendi bildiklerini döndürürler” (“Enver Paşa”, Cilt II, s. 246)!
Balkan Harbi'nden bir yıl önce, eski Sadrazamlardan Kâmil Paşa'nın 20 Ekim 1911'de, Padişah Sultan Reşad'a yazdığı mektuptaki şu tespit, Balkan Harbi öncesindeki durumun vahametini ortaya koymaktadır: “Şu içinde bulunduğumuz tehlikeli durumun etkisi altında olanların, cidden mustarip olmamaları, kalplerinin kan ağlamaması mümkün değildir. İdarî ve siyasî usullerde bilgisiz olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin etki, baskısına tâbi olan hükümetin tuttuğu hatalı mesleğin sonucu olan illetler, çetinlikler ve tehlikeler iyice incelenince, Osmanlı ülkesinin taksim edilmeye maruz bir hâlde ve böylece sizin hilâfet makamınızın da tehlikede olduğu derhâl görülür. (...) Hülâsa Jön Türk namıyla teşekkül eden Cemiyet Hükümeti, Meşrutiyet kaidesi üzerine işleri yürütemediğinden, sıkıyönetim ilânı ile eski müstebit idareyi geri getirdi. Cemiyet hakkında umumî nefret hâsıl oldu” (“Enver Paşa”, Cilt II, s. 269).
Balkan Harbi'nin kaybında, İttihatçı ve Hürriyet ve İtilâfçı çatışmasının payı büyüktür. Hürriyet ve İtilâf Partisi, İttihatçılara bir tepki olarak, 21 Kasım 1911'de kurulmuştu. 70 kadar milletvekili bu partiyi desteklemekteydi. İttihatçılarla bu parti arasında, Meclis'te yaşanan çekişmelerin sonunda, 18 Ocak 1912'de Meclis feshedilir ve yeniden seçimlere gidilir. İttihatçıların baskıları altında yapılan ve 'Sopalı Seçimler' diye adlandırılan bu seçimlerde, Hürriyet ve İtilâfçılar fazla varlık gösteremezler. Meclis'in 4 Ağustos 1912'de tekrar feshinden sonra, Balkan Harbi'nin bunalımlı günlerinde seçimler ertelenir. Bu arada kurulan Gazi Ahmet Muhtar Paşa ve Kâmil Paşa hükümetleriyle Hürriyet ve İtilâfçılar iyi münasebetler kurarlar.
Şevket Süreyya'nın, Balkan Harbi'nin başlamasından önce, Sadrazam Said Paşa'nın 16 Temmuz 1912'de istifasından sonra, Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın kurduğu kabine hakkında verdiği şu bilgi de, imparatorluğun nasıl bir çöküş içinde olduğunu göstermektedir: “Kabine kolay kolay kurulamaz. Kabinede görev teklif edilenlerin hemen hepsi birer suretle özür dilerler. Çünkü, Şeyhülislâm Cemalettin Efendinin hatıralarında yazdığı gibi, o sırada vazife almak bir ateşten gömlektir” (“Enver Paşa”, Cilt II, s. 282).
Balkan Harbi'ni 'Abdülhamid donanmayı çürüttüğü için kaybettik' diyenler, nedense harbi kaybetmemizin asıl nedeni olan devletteki bu çürümeyi görmezden gelirler! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?