YAZIK! DAHA CENTO'YU BİLMİYORLAR!

Fatih Altaylı'nın “Teke Tek” programını seyrediyoruz. Prof. Hüseyin Bağcı, E. Büyükelçi Ünal Çeviköz, E. Tuğgeneral Dr. Özgür Tör ve gazeteci Gürkan Zengin AKP iktidarının bölge politikalarını tartışıyorlar. Sayın Zengin AKP'ye toz kondurmuyor. Suriye'nin bu hâle gelmesinin temel nedenlerinden biri olan, 2010'dan sonraki yanlışları cansiperane savunuyor! Prof. Hüseyin Bağcı bu yanlışları gayet veciz bir üslupla ortaya koydu. Meselâ, Ahmet Davutoğlu'nun Suriye Devlet Başkanı Esat'a dayatmalarından söz ederek, şu çarpıcı soruyu sordu: “Bu dayatmalar bize yapılsaydı nasıl hareket ederdik?” Sayın Bağcı'nın, “ Türkiye, hiç olmazsa Suriye olayına bu şekilde müdahil olmayabilirdi” şeklindeki çıkışı da son derece yerindeydi. Fakat, bölge devletleriyle ilişkilerimiz konusunda örnek vermeye kalkışınca, Menderes dönemi ile ilgili çok yanlış bazı değerlendirmelerine de şahit olduk!

SURİYE VE MISIR'LA İLİŞKİLERİMİZ NASIL BOZULDU?
Sayın Bağcı, “Başbakan Adnan Menderes, Orta Doğu ülkelerini Batı'yla işbirliğine yöneltmeye çalışıyor; Suriye ve Mısır'ın da bu işbirliğine katılmasını istiyordu. Suriye'den sonra, Başkan Nâsır'la da ilişki kurmak istedi. Fakat Nâsır buna bir türlü yanaşmadı” şeklinde bir cümle kurdu. Ancak, bunun nasıl bir işbirliği olduğu konusunu açmadı! Biz açalım: Bu işbirliği 1955 yılında kurulan BAĞDAT PAKTI'dır. Bu pakta Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngiltere üyeydi. İngiltere bu pakta katılmakla, hem Irak'taki askerî üslerini ve hem de Irak ve İran'da işletmekte olduğu petrolü garantiye almış oldu! İran'da, petrolü millîleştiren Başbakan Musaddık'ın, 1953 yılında, bir CIA-İngiltere müşterek darbesiyle, iktidardan uzaklaştırıldığını hatırlatalım! Yoksa, İran da bu pakta katılmazdı!
BAĞDAT Paktı, Türk-Arap ve Türk-Sovyet ilişkilerini son derece olumsuz bir şekilde etkilerken, Arap Milliyetçiliğinin daha da gelişmesine hizmet etmiştir. Nitekim, 14 Temmuz 1958'de, Irak'ta bir ihtilâl olur ve Irak BAĞDAT PAKTI'ndan çekilir. İngilizler, bu ülkedeki üslerini terk etmek zorunda kalırlar. Bunun üzerine, 21.08.1958'de, ABD'nin de katılımıyla CENTO kurulur. Amaç, bölgeyi Batı'nın kontrolünde tutmaktır!
Menderes; Suriye'ye bu pakta katılmasını teklif ettiğinde, Suriye Cumhurbaşkanı, Konya kökenli bir Türk olan Şükrü el Kuvvetli mealen, Fransız mandasından yeni kurtulduklarını, şimdi bir başka emperyalist devletle mi birlikte olacaklarını belirterek, bu pakta katılmaya karşı çıkar. Suriye sınırımıza mayın döşememiz bu hadiseden sonradır!
Menderes Lübnan'a da gider. Beyrut'taki muhteşem karşılanışını, yıllar önce tesadüfen televizyonda görmüştük. Fakat, Lübnan'a da bu pakta katılmayı teklif ettiğinde, hem kendinin ve hem de Türkiye'nin prestiji sarsılır!
Sayın Bağcı, Mısır'la ilişkilerimizin bozulmasını ve Büyükelçimizin sınır dışı edilmesini de Mısır Devlet Başkanı Nâsır'ın Arap Milliyetçiliği politikalarına bağladı. Sayın Bağcı'ya göre, Nâsır, Arap liderliğine oynadığı için Türkiye'nin rol üstlenmesine karşıymış! Hâlbuki, sayın Onur Öymen katıldığı bir televizyon programında, bu hadiseyi şöyle anlatmıştı: 1952 yılında, bir darbe ile Mısır'da iktidarı ele geçiren Albay Nâsır'ın ilk yaptığı işlerden biri, Kahire'deki Türk Büyükelçiliğini ziyaret etmek olur! Kral Faruk'u deviren Nâsır, Atatürk'ten ilham aldıklarını ve Türkiye'deki gibi, bir yönetim kuracaklarını, Atatürk devrimlerini uygulayacaklarını söylediğinde, eşi Kral Faruk'un bir akrabası olan Büyükelçimiz, Nâsır'a, kralı devirmekle doğru yapmadıklarını bildirir! Bu büyükelçimiz daha sonra da bir resepsiyonda, Nâsır'ın elini sıkmaktan kaçınınca, sınır dışı edilir! Hadise budur!

NÂSIR ATATÜRK'TEN ÇOK ETKİLENMİŞTİ!
Atatürk Devrimi, Arap Baas hareketini ve bu hareketin lideri olan Mısır Devlet Başkanı Nâsır'ı çok etkilemişti. Baas hareketinin Altı İlkesi, bir yerde ALTI OK'u çağrıştırmaktaydı. Nâsır'ın Askerî Akademide, Atatürk'ün hayatını okuduğu bilinmektedir!
Türkiye, Atatürk'ten sonra, mazlum milletlere sırtını dönerek, Emperyalist Blokla işbirliğini geliştirirken, Mısır Hükümeti'nin, Türkiye, İngiltere, Fransa ve ABD'nin 13 Ekim 1951 tarihinde, kendisine eşit haklarla (NATO'ya) kurucu üye olabileceği yolunda yapılan bir teklifini reddettiğini de hatırlatalım (Haydar Tunçkanat, “İkili Antlaşmaların İçyüzü”, s. 160)! CHP ve Demokrat Parti iktidarları tam iki yıl bu NATO'ya girmek için uğraşmışlardı!

SADABAT PAKTI VE BAĞDAT PAKTI AYNI KEFEYE KONULAMAZ!
Atatürk, zamanın bağımsız Müslüman Devletleri İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla 8 Temmuz 1937 tarihinde İran'daki Sadabat Sarayı'nda, Sadabat Paktı'nın kurulmasını sağlamıştır. Suriye Fransız Mandası altında olduğu için bu pakta katılamamıştı. Atatürk, 21.12.1937 tarihinde Çankaya Köşkü'nde kabul ettiği Suriye Başbakanı Cemil Merdam'a, “Ben önce Anadolu'yu kurtarmak zorundaydım. Ama, şimdi artık, din kardeşlerimize yardım edecek duruma geldik. İcap ederse Fransızlardan kurtulmanız için ordumuzla yardımınıza geliriz” diyecektir.
Bugün, 'Araplar bizi I. Dünya Harbi'nde arkadan vurdu' diyerek, komşu Arap devletleriyle yakın ilişkiler kurulmasına karşı çıkan ve böylece, bu coğrafyayı emperyalist devletlerin kendi arzularına göre şekillendirmelerine çanak tutan bizim sözde Atatürkçülere, Atatürk'ün şu sözlerini tekrar hatırlatmak isteriz:
“İmparatorluğun siyasî bünyesi iflâs etmiş olmakla beraber, vaktiyle hüküm sürdüğü yerlerdeki müşterek ekonomik şartlar ve menfaatler mevcut olmakta devam etmektedir. İmparatorluğun enkazı üzerinde kurulmuş bulunan bağımsız devletlerin kaderleri her bakımdan aynıdır. Buralarda yaşayan, başka ırklara mensup olan milletlerin bile mizaçları, yaşayış tarzları, âdetleri, itiyatları yekdiğerinden hemen hemen farksızdır; dilleri de birbirine karışmıştır. Binaenaleyh, bu milletler, düşürüldükleri gaflet çukurundan bir an evvel kurtulmaya çalışmalı, aralarında mevcut olup, bazı emperyalist devletler tarafından mütemadiyen körüklenmekte bulunan arazî kavgaları ile diğer anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalı, müsavi şartlarda -az zamanda konfederasyonlara doğru gidecek olan- kuvvetli- bir 'Birlikler manzumesi' kurmalı, bu gaye için, diğer komşu milletlerle de anlaşmak çarelerini aramalıydılar. Ancak bu yoldan, hep beraber, güvenlik ve huzur içinde yaşamalarını sağlayabilirlerdi” ( Hasan Rıza Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”, s. 500).
Atatürk'ün, bu çok önemli sözlerini hiçbir tarih kitabında bulmanız mümkün değildir!
Aynı programda, sayın Fatih Altaylı'nın, bu iktidarı destekleyenlerin, geçmiş iktidarları, “Orta Doğu'ya arkamızı döndük” diye eleştirmelerine itiraz ederek, CENTO'yu bir 'Millî İnisiyatif' gibi referans göstermesine hayretle şahit olduk! BAĞDAT PAKTI VE CENTO emperyalist devletlerin çıkarlarına hizmet eden yapılanmalardı. Atatürk'ün kurduğu Sadabat Paktı ise, bölge devletlerinin çıkarlarını gözeten bir yapılanmadır! Yakın tarihimizin bu gerçeklerini bilmeyen aydınlar millete kılavuzluk edebilirler mi?

NOT: Terör Devleti Ermenistan, cephede kaybetmenin acısını Azerbaycan'ın sivil yerleşim yerlerini, kalleşçe, alçakça, yasaklanmış misket bombalarıyla vurmakla çıkarıyor! Ve ne yazık ki, bu savaş suçunu Batı seyrediyor! Bunlara 'Medenî' sıfatını yakıştıran aydınlarımız utanmalıdırlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?