12 ADALAR'I NASIL KAYBETTİK? (8) (SON)

Doğan Avcıoğlu, Feridun Cemal Erkin'in ne boyutlarda bir antikomünist ve aynı zamanda Amerikancı olduğunu anlatan şu hadiseyi veriyor: “Atatürk'ün 1925-1938 arasında, kesintisiz olarak Dışişleri Bakanlığını yapan Tevfik Rüştü Aras'ın, ABD Büyükelçiliğindeki bir yemeğe kendisiyle birlikte çağrılmasına büyük tepki gösterir. McCarthy edebiyatının en ağır kelimeleriyle Aras'ı suçlar ve bir daha onun bulunduğu yere çağrılmaması için ABD Büyükelçiliğini uyarır” (Avcıoğlu, age. s. 1573)!
Görüldüğü gibi, Atatürk'ten sonra Türkiye'nin dış politikasında çok keskin bir Rota Değişikliği yapılmış; Türkiye Batı ile birlikte olmaya karar vermiştir!
17 Mart 1943'de, Meclis'e hükümet programını sunan Başbakan Saracoğlu'nun şu konuşmasında da bunu açıkça görmekteyiz: “Arkadaşlar! Biliyorsunuz ki, İsmet İnönü'nün Devlet Reisliğine seçilmesi haberini Amerikan Meclisi'ne bildirdiler. Amerika Meclisi de bu haberi alkış tufanı ile karşıladı. Şimdi ben de, bu yüksek kürsüden, sizin namınıza, Cumhuriyetçi ve Demokrat Türkiye'nin, Demokrat ve Cumhuriyetçi Amerika'ya selâmlarını ve saygılarını gönderiyorum” (Prof. Yalçın Küçük, “Türkiye Üzerine Tezler”, 1978, s. 206).
Yalçın Küçük, “Bu programla birlikte ilk kez, hükümet programlarından, Sovyetler Birliği'nden söz etmek kalkıyor. Bundan böyle, Amerika Birleşik Devletleri'ne 'selâm, saygı' göndermek âdet haline geliyor” değerlendirmesini yapmış!
Daha henüz 'Sovyet Tehditleri' meydanda yokken, Amerika ile 23 Şubat 1945 tarihinde ilk İkili Antlaşmayı imzaladığımızı da hatırlatalım!

SOVYETLER TEHDİT DEĞİLDİ!
Prof, Niyazi Berkes, II. Dünya Harbi sonrasındaki 'Sovyet Korkusu' hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “Sovyetler Birliği'ni dünyayı komünist yapmaya azmetmiş bir devlet olarak görme geleneği, Lord Curzon'dan von Papen'e, ondan Millî Şef, Saracoğlu gibilere, Soğuk Savaşçılara ve bir de, romantik Marksistlere özgü bir inanıştır. Çıplak gerçek şudur: Dünyayı komünistleştirmek şöyle dursun, elinde atom bombası tekeli bulunan Batı karşısında, yıkılmış bir ülke olmaktan henüz çıkmamış olan Rusya korku içindeydi. Bir, 1918-1919 düşmanlığı ve yeni bir kuşatılma korkusu içinde! Her girişimlerinden bu korku ve sinirlilik bellidir. Ne var ki, Rusların ya diplomatik blöf, ya da uzlaşma, güven sağlama çabaları içinde olduğunu herkes (Faik Ahmet Barutçu bile) bildiği hâlde, devletin radyosunda, özel basında, birçok aydın kişiler arasında şiddetli bir düşmanlık edebiyatı alabildiğine gidiyordu” (Unutulan Yıllar, s. 343)!

SOVYETLER DAHA ANLAYIŞLI OLABİLİRLERDİ!
İstanbul ve Ankara'daki öğrenci olayları nedeniyle, Türkiye'ye karşı büyük bir öfke içinde olan Sovyetlerin, Türkiye'ye karşı diplomatça hareket etmediğini de söylememiz gerekiyor. Türkiye'nin savaş süresince takip ettiği Turancı siyaset, Almanya ile işbirliği, boğazların Alman savaş gemileri tarafından kullanılmasına göz yumulması, belli ki, Sovyet yöneticilerini çok kızdırmış. Bunların üstüne hükümet destekli öğrenci olayları da eklenince, Türkiye'deki Anti-Komünistlerin Rusya düşmanlığını körüklemelerine yardımcı olacak, Gürcü Profesörün makalesinin yayımlanması gibi yanlışlara düşülmüş.

TOPRAK TALEBİ YALAN!
Sovyetlerin bize 1946 yılında iki notası var ki, bunlarda toprak talebine ilişkin tek bir cümle bile yok! Doğan Avcıoğlu, Sovyet notaları hakkında şu bilgiyi veriyor: “Potsdam Konferansı'nda, Direktuar, Boğazlar konusundaki görüşlerini Üç Büyükler'in Türkiye'ye ayrı ayrı bildirmelerini kararlaştırır. Ayrı ayrı bildirmenin, ayrı ayrı görüşme anlamına mı geldiği pek anlaşılmaz. ABD, 2 Kasım 1945'te kendi görüşünü Türkiye'ye bildirir. Potsdam'da Boğazlar'a milletlerarası bir statü verilmesini, yani Boğazlar'ın silâhsızlandırılmasını ve Türk askerinin 1936'da girdiği Boğazlardan çıkmasını isteyen ABD, bundan vazgeçmiştir. Fakat, Boğazlardan geçişte, Sovyet savaş gemilerine en geniş serbestiyi tanımış, Karadeniz'de kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine de bu olanağı kaldırmıştır (Bizim notumuz: Çünkü o tarihte, Amerika'nın Sovyetlerle arası çok iyiydi. Sovyetler Almanya'yı Amerikan'ın silâh yardımları ile yenebilmişti). Feridun Cemal Erkin, bunu kuşkulandırıcı bulur ve Karadeniz'i kapalı deniz ilân ettirmek isteyen Sovyet tezinin benimsenmesi sayar. Türkiye, 6 Aralık 1945'te ABD notasına cevapta, ABD görüşünü tartışmaya esas almayı kabul eder. 8 Ağustos 1946'da Rus notası gelince, Erkin bir taslak kaleme alır. Taslak, Amerikan, İngiliz ve Fransız elçiliklerine verilir. Truman ABD Büyükelçisine, Türkiye'nin 'makul fakat sert' cevap vermesini bildirir!”
Dikkat ediniz; Sovyet notasına cevap vermeden önce İngiltere ve Amerika'nın tavsiyelerini alıyoruz! Üslubumuzu bile Truman belirliyor! İngiltere ve Amerika'ya işte bu kadar güveniliyor! Ancak Rodos, 12 Adalar ve Meis'in kaderinin tartışıldığı Paris Konferansı'nda yapılan uzun görüşmelerden sonra, 10 Şubat 1947'de İngiltere, Amerika ve Fransa Rusya'yı da yanlarına alarak bu adaları Yunanistan'a bırakıyorlar!

ATATÜRK SAĞ OLSAYDI ADALAR GİDER MİYDİ?
Eğer Rusya ile, Atatürk dönemindeki dostluk ilişkilerimiz devam ettirilseydi, Rusya, Adalar'ın Yunanistan'a verilmesine 'EVET' der miydi? Veya şöyle soralım: Atatürk yaşasaydı, Hatay'ı kurşun atmadan alan Atatürk, bu adaları Yunanistan'a bırakır mıydı?
Şunu da söylemek durumundayız: Batı İttifakına katılmasaydık; Rusya ile bırakınız müttefik olmayı, sadece güvenilir dostluk ilişkilerini sürdürseydik bugün Ermenistan, baş belâsı bir komşumuz olabilir miydi? PKK Moskova'da büro açabilir miydi? Batı karşısında bu kadar aciz bir durumda olur muyduk?
Bu gerçeklere rağmen, sözde 'UZMAN' birtakım geri zekâlılar ya da devşirilmiş isimler ekranlarda, 'Amerika'nın kucağından kalkıp Rusya'nın mı kucağına oturacağız' gibi zırvaları telâffuz edebiliyorlar! Bu zihniyete çok anlamlı bir örnek: Haber Türk TV'de Afşin Yurdakul'un programını dinliyoruz. Konuklarından E. Korgeneral sayın İ. Hakkı Pekin, 'Türkiye Bölge Devletleriyle daha sıkı bir işbirliği gerçekleştirmeli' mealinde bir cümle sarf ettiğinde, sayın Yurdakul'un tepkisi şu oldu: “Yani Batı'dan kopacak mıyız?” Bu tepki üzerine sayın Pekin'in önerisini savunamadığını üzülerek gördük!
İlk Sovyet notasına dönelim: Bu nota ile Sovyetler, Potsdam'da kararlaştırıldığı gibi, Montreux (Montrö) Sözleşmesi'nin öngörülen değişiklik isteme süresi geldiğinden, isteklerini resmî yazıya dökmüşlerdi. Notada ayrıntılı olarak, taleplerinin nedenleri açıklanır. II. Dünya Harbi sırasında, Boğazların Montrö'ye aykırı olarak Almanlara kullandırılmasından duyulan rahatsızlıkları dile getirilir. Sovyet notasında, 'bilinenin aksine' sınır düzeltmesi, Kars ve Ardahan konularında hiçbir şey yok! Boğaz rejiminin, 1921 Rus-Türk Antlaşması'nda öngörülen biçimde, Karadeniz'de kıyısı bulunan devletlerce düzenlenmesi ve Boğazların ortak savunulması isteniyor. Sultan Abdülhamid'in Paris Sefiri Salih Münir Paşa'nın belirttiğine göre, Rus Çarlığı bunu Abdülhamid'den de istemiş. Fakat Abdülhamid bunu görüşmemiş bile. Ancak bu nedenle, Türk-Rus dostluğuna bir hâlel de gelmemiş; Türkiye baş düşmanı olan İngiltere'ye yanaşmamış!

SONUÇ: Yunanistan'la ihtilâflarımızda hep biz geri adım attık. Bunun sebebi, Batı'yla, jeopolitiğin bütün yasalarına aykırı olarak kurduğumuz ittifak ilişkileri ve AB üyeliği havucudur. Bu hayâli üyelik adına sürekli olarak biz taviz verdik. AKP iktidarı, 2004'te Annan Plânı'nı KKTC halkına kabul ettirdi ve bu yüzden az kalsın Kıbrıs'ı kaybediyorduk. Yine bu tarihten sonra Yunanlıların, bize ait onlarca adayı işgal etmelerine seyirci kalınması durumu var! Bunlar, bu iktidarın vahim yanlışlarıdır. Şimdi ise, iktidar doğru işler yapıyor. 2009'daki o tehlikeli Ermenistan Açılımından sonra, tüm varlığımızla Azerbaycan'ın yanında yer alınması, Kıbrıs'ta sayın Ersin Tatar'ın desteklenmesi ve Akdeniz'de, Batı'yı ayağa kaldıran petrol sondaj çalışmaları bu iktidarın artılarıdır. Dileğimiz bu millî çizginin sürdürülmesidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?