Arada

Gökten bir elma gölgesi düştü üstüme. Bir kuşun sesinde buldum yitirdiğim çocukluğumu. Bir rüzgar fısıldadı bana unuttuklarımı ve bir akşamüstü yağmurunda yıkandı tüm masumluk çağına ait günahlarım.
Mavisine nasıl vurulduysam denizin, ağaçların yeşiline de aynı sebepten kapıldım. Koşarken sorgusuz sualsiz akşam olmayan kır-larda, yorulmak nedir bilmezken sımsıcak gü-neşin altında ve henüz sorumluluklarım boyum-dan aşkın değilken tanıştım hayatın sürprizlerle dolu yüzüyle.
Kendi şarkımın peşine düştüğümden beridir çiçeklerle bezedim düşlerimi ki uğrayanlar memnun ayrılsınlar kapımdan. Hakikat arayışında hayallerime sarıldıysam vardı benim de kendimce haklı sebeblerim.
Arayışın kendisi ödülken ve asıl mucize bizzat insanın kendisiyken...Kelimeler varla yok arasındaki çizgiyi mütemadiyen imlerken... Hayalle hakikat durmaksızın birbirini ifşa ederken...Sözün gölgesi her gönüle ayrı ayrı düşerken... Ve sözün hikmeti her idrake farklı farklı yansırken...
Yaşamın insana sunulan hazinelerinin en kıymetlisi olduğunu anlamak için kaç hazine sandığı yağmaladığımı bir ben bilirim bir de Allah. Armağanı değerli kılan kendisinden çok kimden geldiğiyse şayet, armağana mahzar olanın armağanı veren nazarındaki payesini de iyice bir not etmekte fayda var.
Söze nihayet olmadığı gibi manaya da sınır çizmek pek mümkün değil. Nokta hem evveli hem ahiri iken cümle şeylerin... Her başlangıç bir bitiş, her bitiş yeni bir başlangıç iken... Gün gecede, gece günde nihan iken... Dün ile yarın ancak bugünde bir anlama haiz iken...
Bütün bu olup bitenler, yarım kalanlar, eksik bıraktıklarımız, tamamlayamadıklarımız, unuttuklarımız, unutturulanlar... Yaşanan ve yaşanamayan onca şeyin bir manası olmalı değil mi?
Kolay olan her kederi, her derdi , elemi kadere yüklemek. Kolay olan her düştüğünde kabahati başkalarında aramak. Kolay olan kaçmak, kolay olan bildik cevapları alacağımız soruları sormak yeniden ve yeniden.
Vaktin bir yerinde durup akıp gidene zamana hükmedememenin verdiği çaresizliğe itiraz edebilenlere ne mutlu! Doğan her günü birbirinin aynı zannedenler ne kadar da zavallı!
Ormana bakıp ağacı göremeyenlere, bir çekirdekte binlerce ağacın gizlendiğini nasıl anlatalım? Ağaçtaki elmayı göremeyen, elmadaki ağacı nereden bilsin? Şimdi durduk yere ciddi meselelere girmenin ne gereği var, oturup şöyle ağız tadıyla dalından taze koparılmış, sulu mu sulu, mis gibi kıpkırmızı elmamızdan bir ısırık almak varken?
Kelebek etkisi, kuantum fiziği, Tanrı parçacığı, ışık yılı; kırılan kalpler, yıkılan hayaller, çalınan düşler... Adına hayat denilen ve nereden, ne zaman, nasıl bir sürprizle bizleri şaşırtacağını hala çözemediğimiz bir yolculuğun içinde, bahtımızın yıldızına kapılmış giderken lafı döndürüp dolandırmanın ne yazana ne de okuyanlara bir faydasının olmadığı aşikar.
Hayat bizim ona yeni ve farklı renkler kazandırmamızı beklerken, bizim ondan habersizmiş gibi davranmamızdan sıkılmış olacak ki bizleri kendi rutinimizde, bildik monotonluğumuzla baş başa bırakarak yeni arayışlar, farklı yaşamlar ardında koşuyor nicedir, gizli saklı olarak da değil üstelik taa gözlerimizin içine bakarak.
Yol/lar orada, yolcu/lar nerede, yolculuk nereye?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?