12 ADALAR'I NASIL KAYBETTİK? (6)

SOVYETLERİN RESMÎ BİR TOPRAK TALEBİ YOKTU!
Moskova'nın Ankara'dan toprak ve üs talep ettiğine dair resmî hiçbir belge yoktur. Sovyet 'taleplerine' yönelik iddianın tek kaynağı, Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov ile Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Selim Sarper'in 7 ve 8 Haziran 1945'te yaptıkları iki görüşmedir! Doç. Behlül Özkan bu görüşmelerin gerçekleştiği diplomatik iklimi şöyle anlatıyor: “Mayıs 1945'te Avrupa'da savaş sona erdiğinde, 1941 sonrasında uyguladığı dış politika nedeniyle, Ankara, uluslararası alanda ciddî yalnızlık içindeydi. Dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu, Mayıs 1945'de Moskova'ya dönecek olan Büyükelçi Sarper'e yazılı olarak; “Sovyetlerle bir ittifak muahedesi akdetmeye kadar ilerlemeye prensip itibariyle Cumhuriyet hükümeti mütemayildir” talimatını veriyordu. Sarper ittifak talebini, Moskova'da Sovyet Dışişleri Bakanı Motolov'a iletir. Ancak, Molotov bu teklife karşılık, kendi tekliflerini sıralar. Buna göre, Doğu sınırında SSCB lehine değişiklik yapılması ve Boğazlar'da Sovyet askeri bulundurulması istenmekteydi! Eğer Ankara Sovyet tekliflerini kabul etmezse, ittifak anlaşması imzalanmayacaktı. Selim Sarper, Molotov'un bu teklifini Ankara'ya uzun bir raporla gönderir. Sarper'e göre, Moskova'nın esas amacı, savaş zamanında Karadeniz'in güvenliğini sağlamak için Boğazları ortak savunmaktır. Toprak ve üs konusu, SSCB tarafından bir dayatma değil, savaş zamanında Boğazların ortak savunulması için, bir pazarlık unsuru olarak öne sürülmektedir!”
Savaş sırasında, Türkiye, ticaret gemisi görünümlü Alman savaş gemilerinin Boğazlardan geçerek Karadeniz'e çıkmasına göz yummuştu. Sovyetlerin Boğazlarla ilgilenmesinin nedeni, kendi güvenlikleri bakımından duydukları endişeydi.
Molotov-Sarper görüşmeleri, Temmuz 1945'deki Potsdam Konferansı'nda da gündeme gelir. Hem Molotov, hem Stalin ABD Başkanı Truman ve Britanya Başbakanı Çorçil'e, Sovyet tekliflerinin Ankara'nın önerdiği ittifak anlaşmasına yönelik olduğunu söylerler. Çorcil, Stalin'in izahı karşısında durumun açıklığa kavuştuğunu belirtir ve şöyle konuşur: “Sovyet Hükümetinin Türkiye'ye yönelik bir talebi olmadığını anlıyorum. Türkiye, SSCB ile bir ittifak anlaşması yapmak istemiş ve bunun karşılığı olarak bu şartlar sıralanmış.” Çorcil'e göre de teklife karşılık yapılmış bir teklif vardır (Doç. Behlül Özkan, Birgün Gazetesi, Pazar, 26.11.2017)!
İlginç olan, Prof. Fahir Armaoğlu'nun, Selim Sarper ve Molotov arasında yapılan bu görüşmeyi 'Sovyet Notası' olarak belirtmesidir (“20. Yüzyıl Siyasî Tarihi”, s. 415)!
Peki, niçin 'Nota' deniliyor? Çünkü, kamuoyunun 'Sovyet Tehditlerine' inandırılması için ortada güçlü 'deliller' olması gerekiyor! Sağ siyaset bu sayede, yıllarca iktidarını; Amerika da Türkiye'yi sömürmeyi sürdürdü! Hâlâ daha, Amerika'nın baskı ve tehditleri ile karşı karşıya iken, Rusya düşmanlığını köpürten Atlantikçiler yok mu?
TÜRKİYE'DE BİR 'KIZIL TEHLİKE' YOKTU!
Sovyetlerin İttifak teklifimize yüz vermemesi üzerine, artık tek çare, kapağı Batı'ya atmaktı. Fakat, bunun için de, bir 'Kızıl Tehlike'nin varlığı ispatlanmalıydı! Çünkü Sovyet Rusya; Amerika ve İngiltere'nin müttefikiydi ve henüz, Truman'ın Soğuk Harp Plânı gündemde değildi!
Bugün bize, 1940'lı yılları övmeye kalkanlara, “Uğur Mumcu, o yılları anlattığı kitabına acaba niçin, 'Kırkların Cadı Kazanı' ismini verdi” diye sormak isteriz. Cadı Kazanı sol düşmanlığıdır. Amerika'da J. McCarthy isimli bir senatör, Soğuk Harp'in ilk yıllarında, birçok Amerikalı aydını Komünistlikle suçlamış; bu insanlar uzun yıllar Amerikan toplumundan âdeta tecrit edilmiş bir hâlde yaşamak zorunda kalmışlardı. McCarthy'cilik Amerika'dan önce bizde başlamıştır! Uğur Mumcu kitabına bu ismi, bunun için vermiştir. Prof. Yaşar Nuri Öztürk'ün Millî Şeflik Dönemi hakkında, “Yeniden Yapılanmak” isimli kitabındaki şu çarpıcı tespitini de hatırlatmak isteriz: “Biz şuna inanıyoruz ki, Türk aydınları, tabuları aşarak, 1940-50 arasını, yani bir ceberut ve baskı devresi olan 'Millî Şeflik' döneminin tek partili yönetimini tartışmaya açmadıkça ne Atatürk'ü gereğince değerlendirmek mümkün olur; ne de Türk inkılâpları hakkında sağlıklı tespitlerde bulunmak! 1940-50 arasının 'Şeflik Dönemi' Atatürk inkılâplarının da, Türk tarihinin de sırtında bir kambur gibi durmaktadır. Bu kamburdan kurtulmak, o dönemi tüm çıplaklığıyla araştırmak ve eleştirmeye açmakla mümkündür” (“Yeniden Yapılanmak” 1996 baskısı, s. 126).
AMERİKA 'KIZIL TEHLİKE'YE İNANMIYOR!
7 Temmuz 1945'de, Washington Büyükelçimiz Hüseyin Ragıp Baydur, ABD Dışişleri Bakan vekili Grew'i ziyaret ederek, Sovyet tehdidini dile getirir. Ancak, ABD'ye göre, Molotof-Sarper konuşması, dostça bir görüş alışverişinden ibarettir ve konuşmada hiçbir somut tehditte bulunulmamıştır (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1568)!
AMERİKA'YI İKNA ETMEK İÇİN
SOL YAYINLARA SALDIRI DÜZENLENİYOR!
İktidar, 'Komünizm Tehdidi' olduğuna dünyayı inandırmak kararlılığındadır! İlk icraatlardan biri üniversite öğrencilerine yaptırılır. İktidarın kışkırttığı ve örgütlediği üniversite öğrencileri, 4 Aralık 1945 günü, ellerinde Türk Bayrakları ile, kısa sürede 10.000 kişilik bir kalabalığa ulaşırlar. Beyazıt Meydanı'ndan Tan Gazetesi'ne doğru yürüyüşe geçen öğrenciler, önce sol kitaplar satan ABC Kitapevini, daha sonra Tan Gazetesi'ni yerle bir ederler. Sıra Atatürk'ün İçişleri Bakanı Cami Baykut ve Sabahattin Ali'nin çıkardıkları “La Turguie”ye gelir; matbaada ne varsa parçalanır. Esat Adil Müstecablı'nın “Yeni Dünya” matbaası da aynı akıbete uğrar (Uğur Mumcu “40'ların Cadı Kazanı”, s. 95)!
Prof. Fahir Armaoğlu'nun belirttiğine göre, bu nümayiş sırasında, Beyoğlu'nda bulunan bir Sovyet vatandaşına ait Berrak Kitabevi de tahrip edilir. Sovyet Hükümeti bu olayı protesto ederken, olaylarda Türk polisinin de işbirliği yaptığı iddiasını ileri sürer ve sorumluluğun Türk Hükümetine ait olduğunu bildirir (“20. Yüzyıl Siyasî Tarihi”, s. 427).
Türkiye'deki, Hükümet Güdümlü bu Anti-Komünist hareketler, Rusya'da büyük yankı uyandırır. Prof. Fahir Armaoğlu'nun belirttiğine göre, 21 Aralık 1945'de, başlıca Moskova gazeteleri bir Gürcü profesörünün mektubunu yayımlarlar. Bu mektuba göre, Giresun, Gümüşhane ve Bayburt'a kadar olan Doğu Anadolu, Gürcistan topraklarından olması hasebiyle, bu bölgelerin Gürcistan Cumhuriyeti'ne iadesi gerekiyordu. Şimdi Sovyet basını ilk defa olarak Sovyet vatandaşlarının ağzından, Türk toprakları üzerinde istekler ileri sürüyordu (“20. Yüzyıl Siyasî Tarihi”, s. 427).
Türkiye'deki sol karşıtı gösteriler devam eder! 28 Aralık 1947 günü, Ulus'ta toplanan gençler yürüyüşe geçerler, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin kapılarını kırarak içeri girerler. Rektör Şevket Aziz Kansu'nun odası basılır. Rektör darp edilir ve istifaya zorlanır. Devlet, yapılacağı bilinen bu gösteriyi seyreder (Prof. Niyazi Berkes, “Unutulan Yıllar”, s. 432, 447)!
Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden Muzaffer Şerif, Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes ve Behice Boran, hiçbir delile dayanmayan 'komünistlik' suçlamasıyla, Danıştay'ın ve Üniversitelerarası Kurul'un karşı çıkmasına rağmen, Meclis'te, kadroları kaldırılmak suretiyle üniversite dışında bırakılırlar (Sabiha Sertel, “Roman Gibi”, s. 364)!
Nuh'un Gemisi isimli bir dergi yayımlayan; bu derginin kapatılması üzerine Zincirli Hürriyet dergisini çıkaran Mehmet Ali Aybar, hükümetin anti-demokratik uygulamalarını eleştiren bazı yazıları nedeniyle tutuklu olarak yargılanır ve bu nedenle Üniversite'deki görevine de son verilir (Sabiha Sertel, “Roman Gibi”, s. 371)! ./

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?