Sevdiğim Romanlara Dair - 3

O meşhur klişeyi anmadan bu yazıyı bitirmek hiç yakışık olmazdı: 'Hayatımı yazsam roman olur.' Olur mu olmaz mı orası uzun hikâye.
Şimdilik kitapla-özellikle de romanla- arasına mesafe koyanların kalplerini bir nebze de olsun yumuşatabilmek için giriştiğimiz bu yolculukta son durağa gelmiş bulunmaktayız. Ancak ne yolculuk biter ne de yolun romancıları!
Öyleyse başlasın yolculuk…
“Bundan neredeyse kırk yıl önce, 1977 yılı şubat ayının ilk gününde sömestr tatili için eve döndüğümde memleketine dönen üniversite öğrencilerinin çoğunu saran duygu sardı beni de: Baba evinin tazeliği.”78
“Muhit değiştirmeyi, resimli bir kitabın sahifelerini çevirmeye benzetirim. Bakan göz hep aynı göz, çevrilen sahifeler hep aynı kitabın sahifeleridir.”79
“Buradan ayrıldığıma ne kadar memnunum! Aziz dostum, ne tuhaf şeydir şu insan kalbi!”80
“İki gömleğimle çoraplarımı ve yabanlık elbisemi, annemin ev işleriyle uğraşırken başına bağladığı küçük mavi başörtüsüne sarıp Vadi'den gidiyorum.”81
“Bu dar arka sokak bulunduğu semtin adını almıştır: S….. B……”82
“Pek çok şey, Midak Sokağının eskiden parlak günler yaşamış ve kahire'nin tarihinde bir zamanlar parlamış bir yıldız olduğunu göstermekte birleşir.”83
“Sadece otuz dört katlı yerden bitme gri bir bina. Ana girişin üzerinde şu sözcükler, Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi …” 84
“Yeni yapılmış büyük bir apartımanın dokuz odalı bir bölüğünde oturuyormuş. Bu bölüğü Ayaşlı İbrahim Efendi adında biri tutmuş, isteyenlere oda oda kiraya veriyor.”85
“(Yandaki odadan Asuman ile Naciye hanımın sesleri duyulur.) Hikmet: Neden alçak sesle konuşuyorlar? (Düşünür.) Yatakta bütün sesler insana boğuk gelir. Hayır, alçak sesle konuşmuyorlar; sesleri uzaktan geldiği için öyle sanıyorum.”86
“Parmaklığın arkasında, sarmaşıkların arasından, vurduklarını görüyordum.”87
“ Her gün fabrika düdüğünün keskin sesi, işçi mahallesinin isli ve sevimsiz havası içinde duyulunca, somurtkan ve bitkin birtakım insanlar, kül rengi, ufak evlerinden fırlar, ürkmüş kara Fatmalar gibi koşuşarak, buz gibi sabahın alacakaranlığında, kare biçimindeki, sayısız, sarı ve yapışkan gözlerinin çamurlu kaldırımları aydınlattığı fabrika duvarlarına çıkan dar sokaklara akardı.”88
“Demek buraya yaşanacak yer diye geliyorlar; burası ölünecek yer, desem daha doğru.”89
“Üç gündür durmadan yağan yağmur, kafilenin Külliye'nin güney kapısında belirmesiyle birlikte tipiye dönüştü.”90
“Karın sessizliği, diye düşünüyordu otobüste şoförün hemen arkasında oturan adam. Bu bir şiirin başlangıcı olsaydı içinde hissettiği şeye karın sessizliği derdi.”91
“Neriman ve Şinasi Darülelhan'dan beraber çıktılar, Vezneciler'e kadar beraber yürüdüler.”92
“Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekar erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır.”93
“Delikanlının adı Santiago idi. Sürüsüyle birlikte eski, terk edilmiş kilisenin önüne geldiğinde güneş batmak üzereydi.”94
“Elindeki zarfın arka yüzündeki adrese baktı. Otuz yıl önce postaya verildiği yerin harflerini okudu teker teker.”95
“Başlangıçta Söz vardı ve Söz tanrı katındaydı ve Söz, Tanrı'ydı.”96
“Gün doğmak için batar. Ölümdür bu gelen. Azrail'in ayak sesleridir işittiği. Biliyor bunu, çoktandır.”97
“Kalp için hayat basittir. Atabildiği kadar atar. Sonra durur.”98
“'Hamid Amca öldü! Hamid Amca öldü!' Ortaköy Sarayı'nın büyük kristal şamdanlarla aydınlatılmış beyaz mermer koridorlarında, küçük bir kız koşuyordu.”99
“Sanatçı güzel şeyler yaratandır. Sanatı göz önüne serip, sanatçıyı gizlemek sanatın amacıdır. Eleştirmen, güzel şeylerden edindiği izlenimi başka bir biçime ya da yeni bir malzemeye dönüştürendir.”100
Proust, Marcel Proust, o çok meşhur yedi kitaplık 'Kayıp Zamanın İzinde'sine: “Uzun zaman geceleri erken yattım. Bazen daha mumu söndürür söndürmez, gözlerim o kadar çabuk kapanıverirdi ki, 'uykuya dalıyorum' diye düşünmeye zaman bulamazdım.” Cümleleriyle başlar.
“Hafta sonunda akbabalar, balkon pencerelerindeki kepenkleri gagalayarak başkanlık sarayına girdiler, kanat çırpışları, içerdeki durağan zamanı dalgalandırdı ve pazartesi günü tan ağarırken, kent, büyük bir ölü ve çürüyen bir görkemin ılık esintisiyle, yüzyılların uyuşukluğunu üstünden attı.”101
“Size hizmetlerimi sunabilir miyim, bayım, canınızı sıkmadan? Korkarım ki bu kuruluşun kaderini elinde tutan saygıdeğer gorille anlaşmayı bilmiyorsunuz. Gerçekten de Hollanda dilinden başka dil bilmez o.” 102
“Döndü, baktı: Oda kapısı yine kendi kendine açılıyordu; hem de bununla üçüncü defa. Zaten Adnan ne vakit romanını yazmaya otursa mutlaka bir aksilik olacaktı: Ya Aksaray'ın bütün kedileri damda bir kadın meselesi çıkarırlardı; …” 103
“Sarman, Babaç, Buck Mullıgan, üzerine bir aynayla bir ustura haçvari konulmuş tıraş sabunu köpüğü dolu tasıyla merdiven başında belirdi.” İnsan inanamıyor değil mi yirminci yüzyılın en büyük yapıtlarından biri kabul edilen romanın bu şekilde başlıyor olmasına! Ulysses
“Ferit, Ferid, it, id, t, d, t değil, d, fotenik, fonetik ve babasının kahkahaları; sonra annesi, bir ormanın karanlığında hangi ağacın arkasına saklandığını belli etmeden, maymuna benzer bir gölgenin üfürdüğü borazan biçiminde bir sazın geniş ağzından çıkan yeşil, turuncu, daha sonra kıpkırmızı alevden bir sesle haykırıyordu.”104
“Alnında beyaz bir lekesi olan kül rengi köpek, aralık ayının ilk pazar günü, çarşının daracık yollarına dalarak, kebapçıların masaların devirip yerlilerin işporta tezgahlarıyla piyangocuların tentelerini altüst etmiş, o arada yoluna çıkan dört kişiyi de ısırmıştı.” 105
“Bir hizmetçi kız, onu baştan çıkardığı ve ondan çocuk sahibi olduğu için fakir anne babası tarafından Amerika'ya gönderilen on altı yaşındaki Karl Robmann, artık yavaşlamakta olan gemide New York Limanı'na girerken çoktandır gözlediği Özgürlük Heykeli'ni birdenbire sanki güçlenen güneş ışığında gördü.” 106
“Hanımefendi altmışında, altmış beşinde vardı. Şezlongumdan ona bakıyordum; modern bir yapının en üst katında, olabildiğince geniş camekanlarından Paris'in ayaklar altına serildiği bir jimnastik kulübünün yüzme havuzunun karşısındaydım.”107
“Köyün şatosu bir tepe üstünde yükseliyordu. Berber ile papaz o sabah bu tepenin eteğinde karşılaştılar hem biribirlerini görmekten hem de bu taze ve parlak sabahtan doğan sevinçle uzun uzun birbirlerinin elini sıktılar, İspanya kırları, göz alabildiğince güneşin altında serilip gidiyordu.”108
“Ilık yaz akşamlarında, meşe dallarının yaprakları arasından göz kırpan yıldızlara doğru uçup gittiğimi düşünmek, tekdüze ömrümün en heyecanlı eğlencesi haline gelmişti.”109
“Jem, kolu tam dirseğinden fena halde kırıldığında aşağı yukarı on üç yaşındaydı.” 110
“1632 yılında, York kentinde, iyi bir ana-babadan doğdum. Ailem oralı değildi.”111
“Tören, 17.30'da, hükümet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. Ama belediye çavuşu, yanında jandarma onbaşısı, çarşıyı ve arastaları dolaşmış, esnafa kepenk kapattırmıştır.” 112
“ Sanriago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30'da kalkmıştı.”113
“ 'Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne!' Annesiyle görüşmesindeki son sözleri bu olmuş”114
“Cephenin altı, yedi kilometre gerisinde dinleniyoruz. Dün gelen bir emirle değiştirildik. Şimdi de kursaklarımız etli fasulye dolu…” 115
“ 'Evet prens, Cenova ve Lucca artık Bonapart ailesine bağlı iki eyaletten başka bir şey değil. Hayır, sizi uyarıyorum, sakın bana savaşta olmadığımızı söylemeyin, eğer yine bu dinsizin alçaklıklarına ve gaddarlığına göz yumar, suçunu hafifletmeye çalışırsanız bilin ki bundan böyle tanımam sizi, artık ne arkadaşım ne de söylediğiniz gibi sadık uşağım olursunuz.”116
“Yüz binlerce insan avuç içi kadar bir yere toplanıp, üst üste yaşadıkları toprak parçasını çirkinleştirmek için var güçleriyle çalışmış olsalar; üzerinde hiçbir şey yetişmesin diye her yanına taş dikmiş, filizlenen her otu kökünden koparmış, havayı taş kömürü, petrol yakarak elinden geldiğince kirletmiş, çevredeki tüm ağaçları kesmiş, tüm hayvanları, kuşları uzaklaştırmış olsalar bile gene de ilkbahar ilkbahardı; kentte bile güneş pırıl pırıldı.”117

Meraklısı için…
78 Mücella 79 Ateş Ağacı 80 Genç Weather'in Istırapları 81 Vadim O kadar Yeşildi ki 82 Sinekli Bakkal 83 Midak Sokağı 84 Cesur Yeni Dünya 85 Ayaşlı ile Kiracıları 86 Korkuyu Beklerken 87 Ses ve Öfke 88 Ana 89 Malte Laurıds Brigge'nin Notları 90 Kâbus 91 Kar 92 Fatih- Harbiye 93 Gurur ve Önyargı 94 Simyacı 95 Nar Ağacı 96 Gülün Adı 97 Osmancık 98 Kavgam 99 Saraydan Sürgüne 100 Dorıan Gray'in Portresi 101 Başkan Babamızın Sonbaharı 102 Düşüş 103 Üç İstanbul 104 Matmazel Noraliya'nın Koltuğu 105 Aşk ve Öbür Cinler 106 Amerika 107 Ölümsüzlük 108 Don Kişot 109 Şah Sultan 110 Bülbülü Öldürmek 111 Robinson Crusoe 112 Yağmur Beklerken 113 Kırmızı Pazartesi 114 Huzursuzluk 115 Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok 116 Savaş ve Barış 117 Diriliş.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?