12 ADALAR'I NASIL KAYBETTİK? (5)

TÜRKİYE'NİN HAKLI OLDUĞUNU SAVUNANLAR DA VARDI!
Türk kamuoyu birkaç istisna dışında, 12 Adalar'ın akıbeti konusunda sessizdi! Hâlbuki, aynı yıllarda Batı'da bile, Rodos ve 12 Adalar üzerinde Türkiye'nin de söz hakkı olduğunu dile getirenler vardı! Yeter Menteş'in naklettiğine göre, Mehmet Saka, 1940 yılında, Paris'te savunması yapılan bir doktora tezine atıf yaparak, “Rodos ve 12 Adalar'ın Doğu Akdeniz ile bağlantı sağlayan büyük denizyollarının düğüm noktasını teşkil ettiğini, bu deniz yollarının Anadolu sahillerine oldukça yakın geçtiğini ve bu sebeple bazı Avrupalı hukukçuların, 12 Adalar'ın Türkiye'ye verilmesini meşrû görmekte olduklarını; 12 Adalar'da üç devletin hak iddiasının muhtemel olduğunu, bunların İtalya, Yunanistan ve Türkiye olacağını ve Türkiye'nin hukukî ve stratejik deliller göstererek, İtalya'nın bu adalardan çekilmesini isteyebileceğinin öne sürüldüğünü” ifade etmektedir.
2, Dünya Harbi'nde Yunanistan önce İtalyan, daha sonra da Alman işgaline uğramış ve 300 bin insanını kaybetmişti. Harp boyunca büyük açlık çeken ve bir de iç savaş yaşayan Yunanistan'a ve İtalyan yönetimindeki Menteşe adalarında yaşayan halka, kendisi de zor durumda olmasına rağmen, Türkiye'nin önemli miktarda gıda yardımı yaptığı bilinmektedir. Buna rağmen Yunanistan kamuoyunda, Türk basınında Adalar hakkında yayımlanan birkaç yazı nedeniyle büyük bir öfke patlaması yaşanmıştır! Daha önce de belirttiğimiz üzere, İngiltere'nin; Türkiye'ye yakın bir kaç adayı Türkiye'ye bırakma kararı üzerine, Yunanistan, ülkelerini işgal eden Almanya'ya başvurarak, söz konusu adaları, Almanların işgal etmelerini istemişti!

TÜRKİYE PARİS KONFERANSI'NA DAVET EDİLMEDİ
Eski Dışişleri Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil, bir mülâkatında, Gazeteci Cüneyt Arcayürek'e, Rodos ve 12 Ada'nın akıbetinin kararlaştırılacağı Paris Konferansı'na Türkiye'nin de davet edildiğini söylese de, dönemin Dışişleri Genel Sekreteri Feridun Cemal Erkin, böyle bir davet gelmediğini ve anılan konferansın galip devletler ile mağluplar arasında yapılan bir toplantı olduğunu, Türkiye'nin İtalya'ya harp ilân etmediği için konferansa davet edilmediğini belirterek, olayı hatıralarında şöyle anlatmaktadır: “Konferans münasebetiyle ben Genel Sekreter sıfatıyla Hükümetten toplantıya katılmak hususunda veya hiç değilse, adalar konusunda müttefikler nezdinde girişimde bulunulup, bulunulmayacağını sordum. Hükümet konuyu görüştü ve savaşa katılmadığımız için hiçbir istekte bulunulmaması hususunda bana talimat verdi. Hiç şüphesiz emre riayet edilecekti. Ancak, adaların ani kaderi karşısında derin bir hüzne kapılmamaya da imkân yoktu!”

RODOS VE 12 ADALAR YUNANİSTAN'A VERİLİYOR!
İkinci Dünya Harbi'nin bitmesine yakın, barış antlaşmalarının imzalanması amacıyla ABD, İngiltere, Rusya ve Fransa Dışişleri Bakanları tarafından, “Dışişleri Bakanları Konseyi” meydana getirilir. Yunanistan daha 28 Nisan 1945'de, Avrupa'da harp sona ermeden, bu konseye başvurarak, adalardaki nüfusun Rum ağırlıklı olmasını öne sürerek, Rodos, 12 Adalar ve Meis'in kendilerine verilmesini ister. Hâlbuki, bu adaların, ilk çağlardan beri bütün insanî ve ekonomik ilişkileri Anadolu'ya bağlıydı. Adalardaki bütün yerleşimler Anadolu istikametindeydi! Ayrıca, adalarda önemli oranda bir Türk nüfus da barınmaktaydı! Adalar İtalya tarafından Türkiye'den gasp edilmişti! Bu adaları Rum nüfusun yoğunluğu gerekçesiyle Yunanistan'a bırakan büyük devletlerin, Batı Trakya nüfusunun yüzde 80'ini Türkler oluşturduğu hâlde, Batı Trakya'yı Yunanistan'a bıraktıklarını hatırlatalım!
Netice olarak, Rusya'nın da onayı alındıktan sonra, Müttefik Devletlerin 10 Şubat 1947'de İtalya ile imzaladıkları Paris Barış Antlaşması'yla Rodos, 12 Ada ve Meis “gayri askerî statüye sahip kılınarak” Yunanistan'a bırakılır. Bu antlaşmaya ABD, Çin, Fransa, İngiltere, Sovyetler Birliği, Avustralya, Belçika, Beyaz Rusya, Brezilya, Kanada, Etiyopya, Hindistan, Yeni Zelanda, Ukrayna, Güney Afrika Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan katılmışlardır. İtalya'ya harp ilân etmeyen Türkiye Paris Konferansı'na davet edilmemiştir.

TÜRKİYE'NİN TEPKİLERİ!
Adaların Yunanistan'a devri Türk basınında olumsuz bir hava yaratmaz. Ulus Gazetesi bu konudaki haberi, “12 Ada'nın Yunanistan'a devri kararlaştırıldı” manşetiyle duyurur! Yeni Asır, “Paris Konferansı dün mesut bir sürpriz ile karşılaştı” ve “12 Adalar Meselesi Hâlledildi” manşetini atar! Hüseyin Cahit Yalçın ise köşe yazısında nükteli bir üslupla, “Bundan 25 yıl önce 12 Ada'nın Yunanistan'a verilmesi söz konusu olsaydı Türkiye'de büyük fırtına kopardı. Bugün ise fırtına değil, memnuniyet dalgalanıyor” demektedir!

RUSYA'NIN KONFERANS'TAKİ TAVRININ NEDENİ!
Sayın Yeter Menteş “23 Şubat 1945'te Almanya ve Japonya'ya savaş ilân eden Türkiye, savaş sonunda, 'Boğazlar ve Doğu Anadolu'da toprak talepleri sebebiyle' ağır bir Sovyet baskısı altında ve uluslararası arenada siyasî yalnızlık içindeydi. Bu nedenle, Türkiye, Rodos ve 12 Adalar üzerindeki meşrû haklarını dünya kamuoyuna duyuramamıştır” demektedir ki, buna katılmak mümkün değil.

SOVYET TEHDİTLERİ MESELESİ!
Bize İstiklâl Harbi'nde en büyük yardımları yapan, Atatürk döneminde güçlü dostluk ilişkilerine sahip olduğumuz Sovyetler Birliği ile nasıl düşman olduk? Ülkemizin Batı kampına katılmasının gerekçesi olarak gösterilen 'Sovyet Tehditleri' ne kadar ciddidir? Ne yazık ki, 1938-1950 arasında yaşananlar konusunda tam bir kafa karışıklığı hâkimdir ve yine ne yazık ki, yeterli bilgiye sahip olmayan sözde uzmanların televizyonlarda, bu dönem hakkında fikir yürüttüklerine şahit oluyoruz! Bu milletimize saygısızlıktır. Doğan Avcıoğlu'nun “Millî Kurtuluş Tarihi”, Prof. Niyazi Berkes'in “Unutulan Yıllar”, Sabiha Sertel'in “Roman Gibi”, Emin Değer'in “Oltadaki Balık Türkiye”, Haydar Tunçkanat'ın “İkili Anlaşmaların İçyüzü” ve Uğur Mumcu'nun “Kırkların Cadı Kazanı!” kitaplarında bu dönem hakkında çok önemli bilgiler mevcuttur. Bizim 'uzmanlar' ya bunlardan haberdar değiller, ya da milleti yanıltmak gibi bir görev icra ediyorlar! Sovyet Tehditleri, dönemin iktidarının, Batı'ya iltihak kararını haklı göstermek için kullandığı bir propaganda malzemesinden başka bir şey değildir. Söz ettiğimiz bu değerli kitaplarda da bunu açıkça görüyoruz, Sovyetler II. Dünya Harbi sırasında takip edilen dış ve iç siyaset nedeniyle Türkiye'ye kızgındı. Fakat arzuları, Atatürk dönemindeki dostluk ilişkilerine dönülmesiydi. Ancak Sovyetler, Turancı siyasetin baş aktörü Başbakan Şükrü Saracoğlu'nu bunun önünde en büyük engel olarak görmekteydiler.

TURANCILAR TEŞVİK EDİLDİ!
1941 yılında, Almanlar Rusya içlerinde ilerlerken, I. Dünya Harbi'nin sonlarında, Ermeni katliamını önlemek amacıyla Bakû'ye girmek isteyen ordumuzun karşısına Alman askerlerinin dikildiğini 'unutan' Millî Şef, Sovyetler harbi kaybedince, Almanların Azerbaycan'ı bize bağışlayacağı hayâlleri içinde Turancıları teşvik etmekteydi! Fakat, Almanların yenileceği kesinleşince, 3 Mayıs 1944'te 180 derece bir dönüş yapılarak, bir Turancı tutuklaması yaşanır! Sonra da, Sovyetlerle ilişkilerimizi yumuşatmak amacıyla, Sovyet diplomatları Pavlof ve Kornilof serbest bırakılır. Bu iki Rus diplomatı, 1942 yılında, von Papen'e suikast düzenlemekten dolayı, İstanbul'daki Rus Konsolosluğu bir tabur askerle kuşatılarak alınmış ve yargılanarak mahkûm edilmişlerdi (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1566)! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?