12 ADALAR'I NASIL KAYBETTİK? (1)

Tarih hocamız, geçmişte yapılan hatalar nedeniyle başımıza gelenler için, “Dedeleri koruk yemiş, torunlarının dişleri kamaşmış!” derdi. Burnumuzun dibindeki adaları Yunanistan'a kaptırmanın nelere mâl olduğunu yaşayarak görüyoruz! Şımarık ve küstah Yunanistan, arkasına tarihî düşmanlarımızı da alarak, bizi Anadolu yarımadasına hapsetmek hesapları içinde!
YUNANİSTAN SÜREKLİ GENİŞLEDİ!
Yunanistan, Osmanlı Devleti'nin zaaflarından istifade ederek, Avrupa Devletlerinin de çok büyük yardımlarıyla (1827'de İngiliz, Fransız, Rus donanması Mora'nın Navarin limanında donanmamızı yaktı!), 1830'da bağımsızlığını elde ettikten sonra hızla büyüdü. 1908 yılındaki II. Meşrutiyet Hareketi'yle Osmanlı Devleti'nin içine sürüklendiği otorite boşluğundan yararlanarak, Balkan Devletlerinin topluca üzerimize saldırmalarıyla çıkan Balkan Harbi'nin neticesinde (8 Ekim 1912- 10 Ağustos 1913) Güney Makedonya'yı, Selânik'i, Batı Trakya'yı ve Adalar Denizi'nin kuzeyindeki adaları da elde etti. 13 Şubat 1914'teki 6 büyük devletin büyükelçiler toplantısında, büyük elçiler lütfedip, Gökçeada ve Bozcaada'yı bize bıraktılar! II. Dünya Harbi'nden sonra da, 10 Şubat 1947'deki Paris Antlaşmasıyla, 1911'deki Trablusgarp Harbi sırasında İtalyanların işgal etmiş oldukları Rodos, Meis ve 12 Adalar -gayri askerî statüde bulunmaları şartıyla-, Yunanistan'a verildi. Bir türlü doymak bilmeyen Yunanistan, 3 mil olarak belirlenen kara sularını önce 6 mile çıkardı. Şimdi de 12 mile çıkarmak istiyor! Bu gerçekleşirse Anadolu karasına hapsolacağız! Büyük Millet Meclisi'nin 1995 yılında aldığı bir kararla, 12 milin uygulanmaya kalkışılmasını (Casus Beli) savaş nedeni sayacağını bütün dünyaya ilân ettik! Zamanın Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın, 2005 yılında, “bu 12 mil kararının Atina ile ilişkilerimizi bozduğu gerekçesiyle kaldırılması gerektiğini” savunduğunu da hatırlatalım!
AKP iktidarının, geçmişteki bu bocalamaları aşarak, günümüzdeki, millî menfaatlerimizi korumadaki, -geçmişe göre- kararlı duruşunu önemsediğimizi belirtmeliyiz.
Sözde, Yunanistan'la müttefikiz! Nasıl bir jeopolotik akılsa, son Akdeniz krizinde Yunanistan'ın yanında yer alan Fransa ile de müttefikiz! PKK/PYD'nin baş hamisi ve ülkemiz için en büyük tehdit olan ABD ise zaten 'En Büyük' müttefikimiz!
Böyle müttefikleri olan bir devlete düşman ne gerek!
Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne silâh ambargosunu kaldıran Amerika, 1959-1960 Londra ve Zürih Antlaşmalarına aykırı olarak, Rum Kesiminde Askerî Üs kurmak peşinde! Amerika Batı Trakya'da da deniz üssü kurdu ve şimdi de Yunanistan'la Askerî Tatbikat yapıyor! Medyamızda mebzul miktarda bulunan Atlantik Uşaklarına bakılırsa, bu tatbikat Rusya'ya karşıymış! Ah! Biraz da Türkçü olabilseler!
Bu, sözde müttefiklik ilişkileri ile, kendi kendimize, elimizi kolumuzu bağladığımızı az biraz anlayabildik de, araştırma gemilerimizi Akdeniz sularına göndermeyi akıl edebildik!
Bu yazı dizisinde, bugün, Yunanistan ve Batılı dostlarının -ki, bizim de müttefiklerimiz olurlar- bizi Anadolu Karasına hapsetmek için bir duvar gibi kullanmak istedikleri Rodos, 12 Adalar ve Meis Adası'nın kaybı üzerinde duracağız. Fakat önce, bu adaların kaybedilmeleri süreci ile ilgili bazı tarihî hadiseleri hatırlatalım:
MEŞRUTİYETİN İLÂNI SONUN BAŞLANGICIYDI!
İttihatçılar, Meşrutiyet yönetimine geçildiği takdirde, azınlıkların birlikte yaşamak arzularının güçleneceğini ve bu suretle İmparatorluğu yaşatmanın mümkün olabileceğini sanıyorlardı! Bunun için de, 1877'de tatil edilen Meclisin yeniden açılmasını istiyorlardı. Cemiyet bu amaçla, Makedonya'da her türlü tedhiş hareketine başvurmaktaydı. Cemiyet'in Makedonya'da başlattığı ayaklanmanın bir iç savaşa dönüşmesini önlemek amacıyla, Sultan Abdülhamid 23 Temmuz 1908'de, 1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koydu. Bu hadise tarihimizde, “II. Meşrutiyet” olarak yer alır ve günümüzde, bir 'DEVRİM' olarak yüceltilir! Hâlbuki, bu hadise, Osmanlı Devleti için sonun başlangıcıdır! Meşrutiyetin ilânına hep, 'müstebit bir padişahtan kurtulduk ve ülkeye hürriyet geldi' şablonu ile bakıldığından, bu tarihten sonra yaşanan vahim olaylar bir türlü görülememektedir. İttihat ve Terakki'nin baskılarıyla Meşrutiyetin ilânından sonra, İttihatçılar doğrudan iktidara gelememişler fakat, âdeta bir gölge hükümet gibi devlette etkili olmuşlardı. Bu da, devleti büyük bir acze sürüklemiştir. Meşrutiyetin ilânını takip eden 5 yılda tam 7 Sadrazamın değiştiğini hatırlatalım! Sultan Abdülhamid İttihatçılar için, “Devleti 10 yıl idare etsinler 100 yıl idare etmişler sayarım” demişti. Dokuzuncu yılın sonunda koca imparatorluk tarihe intikal etti!
Şevket Süreyya Aydemir, bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “1908'de rejim değişikliği gerçi Makedonya'da bir ihtilâl patlaması ile oldu. Ama ortada ne lider, ne de kadro olmadığı, yeni bir ihtilâlci güç idareye el koymadığı için, devlet otoritesi boşlukta kaldı. 10 Temmuz'dan sonra, memleket böyle bir otorite buhranı içine düştü. Türkiye, her ihtilâlin getirmesi tabiî olan tek irade ve dikta rejimi yerine, bir idaresizlik, bir başıboşluk içine sürüklendi” (“ Enver Paşa”, Cilt II, s. 59)!
Meşrutiyetin ilânının sonuçları hakkında, Pakistanlı araştırmacı Feroz Ahmed de şu önemli bilgileri vermektedir: “(….) Hükümetin maneviyatı bozulmuş, idarî mekanizma hemen tümüyle çalışmaz bir hâle gelmişti. Padişahın da otoritesi büyük ölçüde sarsılmıştı. (…) İttihat ve Terakki, 19. yüzyıl ıslahat hareketlerinin ve özellikle genç Osmanlıların çizgisinde bir uzantıdan ibaretti. İttihatçılar da Genç Osmanlılar gibi, yalnızca İmparatorluğun nasıl kurtarılacağı sorunu ile ilgilenmişlerdir. Temelde Jön Türkler, 1860-1870 yıllarında, Genç Osmanlıların getirdikleri çözüm yolundan başka bir yol bulmuş değillerdi; bu da, meşruti bir hükümet kurarak, Padişahın yetkisini kısıtlamak ve azınlıklara kanun önünde eşitlik tanıyarak, onların isteklerini yerine getirmekti. (…) İyi tahsil görmüş olanlarının ise, devlet idaresi konusunda tecrübeleri yoktu” (“İttihat ve Terakki”, s. 39)!
MUSTAFA KEMAL DE CEMİYETİN HEDEFİNDEYDİ!
Binbaşı Mustafa Kemal Bey, 22 Eylül 1909'da Selanik'te düzenlenen İttihat ve Terakki Kongresi'ne, Bingazi delegesi olarak katılır. Falih Rıfkı Atay, bu kongre hakkında şu bilgiyi veriyor: “Mustafa Kemal diyordu ki: 'Askerler Cemiyet içinde kaldıkça ne partimiz, ne de ordumuz olacaktır. Subaylarının çoğu Cemiyet'ten olan Üçüncü Ordu, modern bir ordu sayılamaz. Orduya dayanan Cemiyet de, millet içinde kök salamamıştır. Cemiyet içinde kalmak isteyenleri ordudan çıkaralım. Bundan sonrası için de, kanunî hükümler koyalım.' Çetin tartışmalardan sonra, Kongre büyük bir çoğunlukla Mustafa Kemal'in bu teklifini kabul etti. Mustafa Kemal'in bu kongredeki çalışmalarını içlerine sindiremeyen ve orduyu bırakmak istemeyen Komite Takımı onu öldürmeye karar verdiler. İlk teklif, fedailerden Yakup Cemil ve Hüsrev Sami'ye yapılır. İkisi de bunu reddeder. Yakup Cemil üstelik, Mustafa Kemal'i tedbirli olması için uyarır! Ondan sonra, aynı görevi Enver'in amcası Halil (sonra Ordu Komutanı) ve Abdülkadir (daha sonra Ankara vâlisi. İzmir İstiklâl Mahkemesi kararı ile idam olunmuştur) üstlerine alırlar” (“Çankaya”, s. 57)!
Mustafa Kemal'in bu önerisi daha sonra kanunlaşacaktır. Fakat, İttihatçılar yine de bildiklerini okuyacaklardır! Ancak, bunun bedeli oldukça ağır olur. İlk bedel, 1911'de İtalyanların Trablusgarp'ı işgalidir. Bunu, Balkan Harbi ile Makedonya, Selânik, Batı Trakya, Adalar Denizindeki adaların kaybı ve I. Dünya Harbi'ne girilmesinin sonucunda da, koca İmparatorluğun elden gitmesi takip edecektir! Gelecek yazımızda, kayıplar zincirinin ilk halkası olan Trablusgarp'ın kaybı üzerinde kısaca duracak ve daha sonra da, bugün Yunanistan'la bizi karşı karşıya getiren, adaların kaybedilmesi konusunu iki bölüm olarak ele alacağız. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?