Huzursuzluk

Ansızın bir şarkı başlar çalmaya. Hafif bir esinti geçer saçlarınızın arasından. Hiç unutamadığınız ama nereden anımsadığınızı bir türlü hatırlayamadığınız bir koku sarar dört bir yanınızı.
Kelimeleri görüntüler olan hatıralar akarken gözünüzün önünden ipeksi sıcaklığıyla birkaç damla gözyaşı usul usul süzülür yanağınızdan. Kulağınızda annenizin hiç bitmesin istediğiniz buğulu sesi ve çocukluğunuzun masumiyet kokulu pembe düşleri.
Duran siz misiniz yoksa akmayan zaman mı? Gördüğünüz rüyamı yoksa hayal mi? Masal nerede bitiyor, hayat ne zaman başlıyor?
Evveli söylemek, ahiri susmak mı? Cümleler kilit, kelimeler anahtar mı? Bakışlar sağanağında tebessümler güneş mi? Sözler labirentinde lafazanlar cambaz mı? Manalar deryasında madrabaz olanlar dalgıçlar mı?
Aslolan bilmek mi, aramak mı; marifet iltifata tabi ise de her hüner iltifata layık mı?
Bir yanda yaşanmışlıklar diğer yandaysa ikide bir karşınıza çıkıp duran hep bir geç kalmışlık duygusu hep bir ne yaparsam yap yetememe düşüncesi.
Onu bunu boş verin de sizin de başınıza gelmiştir muhakkak yahut yaşamışsınızdır sizler de bazen kelimelerin kifayet etmediği, cümlelerin uzayıp giden sessizlikleri dolduramadığı, jestlerin, mimiklerin anlamsızlaştığı durumlar.
Oysaki amaç kısa cümleler kurmaktı. Mademki 'bir bakış bile 'yetebiliyordu' anlatmaya her şeyi' ne diye süslü püslü cümlelere gerek olsundu ki?
İtiraf etmeliyim ki hala söylemek istediklerime bir girizgâh yapabilmiş değilim! Boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor!
İçimde adını koyamadığım tarifsiz bir huzursuzluk, yüzümde yüreğimi baştanbaşa kuşatan bir hüznün gölgesi, gözlerimde her an akmaya hazır gazapla karışık rahmet damlaları…
Hislerim kelimelerden taşıyor, düşüncelerime cümleler yetmiyor. Ruhum bedenime fazla, bedenim ruhuma dar. Engeller önemsiz, mesafeler gereksiz. Konuşmak için dil neden, dokunmak için ele ne hacet?
Uzayıp gittikçe yazı, tamamlanmak yerine neden eksiliyorum? Azalması gereken sorulara neden yenileri ekleniyor? Ne zaman dağılacak şüphe bulutları ne zaman yıkılacak kuşku dağları?
Kendi gölgesinden korkanlar değil mi ağaçların gölgesini bile fazla gören insanlara? Kendi korkularını saklamak için korkutmuyorlar mı başkalarını korkusuzluk yarışında payeyi birbirlerine bırakmayanlar? Bütün kötülükler daha güzel yarınlar için yapılmıyor mu? Yok mu her caninin yatıklarını haklı göstermek için sığındığı kendince haklı(!) gerekçeleri? Bir şeyin yasal olması onu ahlaki de yapar mı?
Birkaç paragraf yukarıda da ifade etmeye çabaladığım gibi ben ne söylemeye çalışıyorum, kalem ne anlatıyor, çık çıkabilirsen işin içinden. Konuşsan olmuyor, sussan gönül razı değil!
Anlaşılan bu hamur daha çok su götürür. Her ne kadar kurt puslu havayı sevse de en iyisi suyu daha fazla bulandırmamak için suya sabuna dokunmamak. Ama siz yine de şu pandemi günlerinde suyla, sabunla aranıza fazla mesafe koymayın!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?