HİÇ TANIMADAN ABDÜLHAMİD'E SALDIRIYORLAR! (8)

ABDÜLHAMİD'İN DEVRALDIĞI DEVLET İFLÂS DURUMUNDAYDI!
Abdülhamid Padişah olduğunda, ülke ekonomisi tamamıyla Batı kapitalizminin denetimine girmişti. Malî açıdan tam bir iflâs durumu söz konusuydu. 1838 Baltalimanı Serbest Ticaret Antlaşması ile İngilizlere büyük ekonomik imtiyazlar verilmişti. Daha sonra bu imtiyazlar diğer devletlere de tanınacaktır. Gerek, bu ticaret antlaşmasının ülke ticaretine vurduğu darbe, gerek Kırım Harbi'nin (1853-1856) masraflarının karşılanması amacıyla alınan borçlar ve gerekse sarayın israflı hayatı, Osmanlı İmparatorluğunu büyük bir malî sıkıntıya sürüklemişti. Nitekim, 1875'te alacaklılara, 5 yıl süre ile, borç taksitlerinin ancak yarısının ödenebileceği bildirilmişti.
Salih Münir Paşa, bu borç erteleme hakkında şu bilgileri vermektedir: “Hersek ihtilâli büyüyüp, Sırpların da isyana hazırlandıkları duyulduğundan, Babıâli, asker toplamağa mecbur oldu. Fakat seferberlik masrafları ile, fazla askerin iaşesini mevcut gelirle temin etmek imkânını bulamıyordu. Çünkü beş milyon liradan fazla açık vardı. Onun için (Sadrazam) Mahmud Nedim Paşa, harice olan faiz ve ana para ödemeleri tahsisatını yarı yarıya indirdi (Ekim 1875). Devletin böyle iki kalem muntazam borç için Avrupa'ya verdiği para, yılda on dört milyon lira idi! Galata sarraflarına olan düzensiz ve ağır faizli borçlar için verdiğimiz paralar da, bu hesabın haricinde olarak külliyetli yekûna baliğ oluyordu. Mahmud Nedim Paşa, on dört milyon liranın yarıya indirilişinden hâsıl olan yedi milyon lira ile, hem bütçe açığını kapatmayı ve hem de fevkalâde asker masrafını karşılamayı tasavvur ediyordu. Bu işin müzakeresinde bulunanların ekserisi, Galata borsasında spekülâsyon yaparak zengin oldularsa da, tenzilât sebebiyle nice kimseler de zengin iken fakir oldular. Tenzilât kararı, istikraz senetlerimizin hâmilleri olan İngiltere ve Fransa ahalisine pek dokundu: 'Türkler bizi dolandırdılar! Paralarımızı sefahatle yediler. Bunların bekası caiz değildir!' diyerek mitinglerde, gazetelerde kıyametleri kopardılar” (“Geçmiş Zamanlar”, s. 495).
Salih Münir Paşa'nın verdiği bu bilgiden, Mahmud Nedim Paşa'nın savaş masraflarını karşılamak için bu muameleyi yaptığını öğreniyoruz. Başka hiçbir kaynakta, böyle bir bilgiye yer verilmemesi gerçekten ilginçtir.
Devletin içine sürüklendiği malî krizin boyutlarını anlayabilmemiz bakımından, Salih Münir Paşa'nın verdiği şu örnek de aydınlatıcıdır: “Sultan Abdülaziz devrinin sonlarında, Maliye konsolid faizlerinin bir taksitinin karşılığını tamamıyla tedarik edemeyerek sıkışmış. Galata bankerlerinden Lorando namında bir Fransız'dan yüzde yirmi dört bileşik faiz yürütülmek suretiyle altmış bin lira kadar borç para alınmış. Gene o zamanlarda, devletin işletmekte olduğu İzmir şimendiferine lüzumlu olan kömürü satın almak için, kezalik yüzde yirmi dört bileşik faizle Tübini namında başka bir Fransız bankerden, Nafia Nezaretine yirmi beş bin lira borç almış. Bu muameleler yapıldıktan sonra Sultan Aziz'in hâl'i, Bulgaristan ihtilâli, Sırbistan ve Karadağ Muharebesi, Moskof Muharebesi meydana gelmiş. Devletimizin gelirleri en zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılayamaz olmuş. Lorando'nun ve Tübini'nin alacakları ödenememiş. Onlar da birkaç sene bekleyip, nihayet Ticaret Mahkemesi'ne müracaat etmişler ve haklarını ispat eyleyerek ilâm almışlar. Garibi şu ki, her devlette olduğu gibi, bizde de faizin nizami bir haddi vardı yani azami yüzde on iki idi. Bundan fazla faiz murabaha idi. Bileşik faiz istenemezdi. Lâkin, Lorando ve Tubini hâkimleri kazanarak, istedikleri ilâmı almışlardı! Ne var ki, Adliye Nezareti, alacaklıların senelerce icra ettikleri teşebbüslere rağmen ilâmı icraya koydurmamıştı. Sonra, kurnaz Galata bankerlerinden bazıları, alacaklılardan vekâlet alarak, Paris'te nüfuzlu siyasetçilerle, gazetecilerle anlaşmışlar, bizden koparacakları paradan büyük komisyonlar vaad etmişler.' Bir milyon liraya ulaşan borcun ödenmesi için, Fransa, Midilli gümrüğümüzü işgal etmiş. Sultan Abdülhamid ancak bundan sonra borcun ödenmesi emrini vermişti (“Geçmiş Zamanlar”, s. 322)!
Abdülhamid'in çabalarıyla, bu soyguna son verilerek, devlete bir malî disiplin getirilmiş; borçların büyük bir kısmı da sildirilmiştir!
GALATA BANKERLERİ DEVLETİ KISKACA ALMIŞLARDI!
Burada, Galata Bankerlerinden de söz etmek gerekiyor. Prof. Haydar Kazgan'ın belirttiğine göre, 1860'lardan itibaren, Galata'daki Komisyon Han'ı ve Havyar Han'ında, finans imparatorlukları kurmuş olan Galata Bankerleri, Saray'dan başlayıp, vezir, vükelâ, memur ve subaydan, imparatorluğun en uzak köşesindeki tahıl ya da meyve üreticisine, oduncusuna, kömürcüsüne ve her türlü esnafına kadar uzanan bir ağ kurmuş bulunuyorlardı. Âdeta, İmparatorluğun millî geliri ve dışardan aldığı borçların hatırı sayılır bir yüzdesi borsa oyunları, tefecilik, murabahacılık işlemleri ile bu bankerlerin eline geçer hâle gelmişti. Bu yıllarda, yabancı malların cazibesi bütün İmparatorlukta yaşayan Müslim, gayri Müslim tebaanın tüketim arzularını kamçılıyordu. Fakat gelirler yetmez hâle geldiği için, her aile, gelirinin bir kısmı ile borsada oyun oynamaya koyulmuş, yerli ve yabancı piyangolu devlet ve şirket tahvillerini satın almaya yönelmişti. Bu işe bulaşmayan yoktu. Namık Kemal, Ziya Paşa ve Mithat Paşa safdiller arasına girmiş; Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Sultan bile bu işte büyük paralar kaybetmiş; mücevheratı rehinde kalmıştı (“Galata Bankerleri”, s. 63)!
Bizim 1980'lerde yaşadığımız banker skandalına ne kadar da benziyor!
Yine Prof. Kazgan'ın belirttiğine göre, 1844 yılına gelindiğinde, Osmanlı ülkesindeki mevcut bütün altın ve gümüş stoklarının eridiği görülmüştür! Bunun üzerine, Galata Bankerlerinden Alleon ve Baltazzi tarafından, hükümetin desteği ile Bangue de Constantinople kurularak, bu bankanın aracılığıyla ithalatın birkaç yıl daha devam etmesi sağlanmıştır. Fakat bu da uzun sürmemiş ve bu banka 1848 yılında, biraz da Fransa'da çıkan ihtilâl sebebiyle faaliyetini tatil etmek zorunda kalmıştır. Böylece 1848 yılından, ilk dış borcun alındığı 1854 yılına kadar İmparatorluğun dış ticareti en krizli günlerini yaşayarak, geri kalan altın ve gümüş stoklarını elden çıkararak ancak yürütülebilmiştir (“Galata Bankerleri”, s. 174)!
Fakat zahmet edip, bunları okumaya ne gerek var; kesin faturayı 'Günah Keçisi' Abdülhamid'e olsun bitsin! Günümüzde yapılan da budur! ./…
NOT: CHP İstanbul İl Başkanı'nın gafları devam ediyor! ' Atatürk'ün Kurduğu Parti'nin İl Başkanı, her nedense “Atatürk” demekten kaçınıyor! Bu kabul edilemez bir durumdur. Biz sayın Cumhurbaşkanının “Atatürk” dememesini de eleştirmiştik. Fakat şimdi diyor! Bırakınız CHP'nin kurucusu olmasını, Atatürk bu devletin kurucusudur ve herkes, O büyük insana saygı ve minnet duymalıdır. Atatürk bir partinin malı değildir. Partiler üstüdür. “Atatürk” diyemeyenlerin özellikle CHP'de yeri olmamalıdır. CHP üst yönetimi bu konuda kararlı olmalıdır ve bunu görmek isteriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?