HİÇ TANIMADAN ABDÜLHAMİD'E SALDIRIYORLAR! (7)

ABDÜLHAMİD'İN SAĞDUYUSU!
Sultan Abdülhamid hâtıralarında, iki Meşrutiyet hakkında (1876-1980), şu ibret alınacak değerlendirmeyi yapmaktadır: “Meclis-i Mebusânı ikinci defa açarken, ilk defa kapamaya sebep, milletin akıl ve idrakinin olgunlaşmamış bulunmasını göstermiştim. Bunu o kadar küçük düşürücü bularak tenkid ve otuz seneyi mütecaviz bir zaman sonra gelen ve içlerinde evvelkilerle kabil-i kıyas olmayacak surette mükemmel tahsil görmüş, münevver adamlar bulunan mebuslar ne kadar rüşt ve akıl gösterdiler? Birinci devre şöyle böyle geçebilmişti; ikincisi karmakarışık! Trablusgarp elden giderken muhalifler sevinçlerinden mebusan salon ve koridorlarında horan teptiler. Sonra da, muvafıklar harbi umumîyi alkışlarla kabul ettiler! Meşrutiyet ilân edildi de ne oldu? Devletin borcu mu azaldı? Memleketin yolları, limanları, mektepleri mi çoğaldı? Kanunlar şimdi daha mâkul ve mantıkî mi tanzim ediliyor? Ahâli daha mı müreffehtir? Efkâr-ı dünya kamuoyu daha fazla mı lehimizdedir? Tabip olmayan veya usul istimalini bilmeyen adamların elinde şifa verecek bir ilâç zehire döner. Çok teessüf ederim ki, vakalar, pek az zamanda beni tasdik etti” (Nurer Uğurlu, “II. Abdülhamid'in Hatıra Defteri”, s. 163)!
Bugün, bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. Ne var ki, 'Hürriyet Aşkı'nın sebep olduğu kayıpları geri getirmemiz mümkün değil ki, Rodos, Meis ve 12 Adalar bunların sadece küçük bir bölümüdür! Fakat bu kayıpların nedenlerinin bilinmesi çok önemlidir. 'Hürriyet' diye diye koca bir ülke elimizden kayıp gitti. Atatürk'ün büyük dehası sayesinde bu Cumhuriyeti kurabildik. Bugün, hâlâ daha 'Demokrasi Mücadelesi' verdiklerini söyleyenler var! Hâlbuki, öncelikle verilmesi gereken mücadele ana hatlarıyla şunlardır:
l. Yerli üretimin geliştirilerek, Millî Ekonominin güçlendirilmesi ve böylelikle, cari açıktan ve dış baskılardan kurtulmak!
2. Eğitimde yeniden, Atatürk Dönemindeki Millî Metodun benimsenmesi,
3. Adaletin iyi işlemesi,
4. Gelir Dağılımında Adaletin Sağlanması,
5. Kamuda Partizanlığa Son Verilerek, Emanetin Ehline Verilmesi!
6. Vatandaşlarda devlete güven duygusunun kökleştirilmesi
Bunlar sağlanmadan güçlü bir demokrasinin kurulamayacağı bilinmelidir.
Siyasetçilerin ve aydınların ana sloganları olan, 'Hürriyetlerin geliştirilmesi ve demokrasimizin güçlendirilmesi' talepleri, soyut kavramlardır. Siyasetçiler asıl, bu temel konulardaki programlarını açıklamalıdırlar. Günümüzün siyaseti, iktidarın her yaptığını eleştirmekten ibarettir!

'MEŞRUTİYET DEVRİMİ' KOCAMAN BİR YALANDIR!
Sultan II.Abdülhamid, “Millet henüz meşrutî idareye hazır değildir. Tahsil ile aydınlanıp liyakat kesbedinceye kadar pederane bir idareye tâbi olması zarurîdir” diyerek Meclis-i Mebusanı feshettiği için ona, 'Müstebid Padişah' 'Hürriyet Düşmanı' denilmektedir! Şimdi bakınız, Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat Terakki'nin en yetkili isimlerinden biri olan Talât Paşa hakkında, Rauf Bey neler söylüyor: “Bir zamanlar hürriyet uğrunda mücadele edenlerin ilk safında bulunan Talât Bey'in, sadrazam olunca, 'Millet henüz meşrutî idareye hazır değildir. Memleketin selâmeti ve milletin emniyeti için münevver bir istibdat idaresi zarurîdir' dediğini kulağımla işitmiştim” (Rauf Orbay, “Siyasî Hatıralarım”, s. 237)!
Hürriyet uğrunda, 19 yıl Fransa'da yaşamak zorunda kalan, mücadelesini bu ülkede sürdüren Ahmet Rıza Bey, kendisinin de bir mensubu olduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne yazdığı, 15 Temmuz 1915 tarihli bir mektupta, Cemiyetin müstebit yönetimini şu sözlerle eleştirmektedir: “Büyük bir üzüntüyle görülüyor ki, iş başında bulunan yöneticiler, geçmişin yalnız bir evresinden ders almışlar. Tahttan indirilmiş hakanın otuz yıl o mevkide nasıl ve ne önlemler sayesinde durabildiğini incelemişler! Bunlar da, önceki dönemin mütegallibeleri gibi aldanıyorlar; bir yandan ahlâk bozukluğuyla yokluk ve yoksulluk, öte yandan korku ve dehşet istibdadın sürmesine yeter sanıyorlar. Hâlbuki, Abdülhamid'in keyfî yönetiminde başka bir beceri, başka bir güç ve büyüklük vardı. Sıradan ve çocuksu kararlarla, birbiriyle çelişen, geçici yasalarla istibdad da maskara oldu. Halk korkmuyor, nefret ediyor” (“Anılar”, s. 76)!
Buna rağmen, günümüzde bile, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilânı, bir 'DEVRİM' olarak yüceltilmektedir! Hürriyet diye diye koca bir imparatorluk elden gitmiş ne umur!
Sultan Abdülhamid ve İttihatçılar hakkında yazılacak çok şey var. Buna tabiî ki, İttihatçılara muhalif bir parti olan Hürriyet ve İtilâfçıları da katmak gerekir. İmparatorluğun çöküşünde, bu iki partinin de büyük hataları vardır. Hürriyet ve İtilâfçıların hataları, Mütareke Dönemi'ndeki, ihanete kadar varan, İngiliz işbirlikçiliğiyle devam edecektir!

OSMANLI EKONOMİSİ NASIL BOZULDU?
Batılıların telkinleri ile, özellikle yabancı tüccarlar ve onların İmparatorluk içindeki azınlıklardan oluşan ortak ve ajanlarına ve bu arada Galata Bankerlerine serbestçe ve piyasa koşulları içinde faaliyet göstermelerini sağlayan 1838 Serbest Ticaret Antlaşması imzalanmış; bunu 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları takip etmiştir! Bunlar devleti güçlendirmek yerine zayıflatmıştır. Bu gelişmeler ayrıntılı olarak bilinmeden, ekonomideki bozulmanın ve borçlanmanın bütün faturasının Abdülhamid'e kesilmesi her şeyden önce insafsızlıktır.
Prof. Haydar Kazgan'ın, bu konuda verdiği şu aydınlatıcı bilgiler dikkatle okunmalıdır:
“Tanzimat'ın getirdiği yeni hukuk düzeni; Gedikler ve Korporatif düzen içinde, o zamana kadar İmparatorluğun tarım dışı mal ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan sınaî kuruluşlar, kısa zamanda yabancı rekabeti ve eski finansman usullerinin geçerliliğini yitirmesi nedeniyle, faaliyetlerini terk etmişlerdir. Böylece işyerlerini kapatan gedikler, bunları, ilk zamanlar yüksek kiralarla, Batı malları satan azınlıklara kiraya verebildikleri için, küçük rantiye sınıfını oluştururlarken, bu imkâna sahip olmayanların bir kısmı da okuryazarlıkları ve hesap bilgileri sayesinde Tanzimat ile şişirilen devlet kadrolarını kaplamıştır. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet yönetimi ve idare yapısı, devlet hazinesinden maaş alan ve bir anlamda Osmanlı proletaryasını oluşturan küçük rütbeli ve düşük maaşlı memur kadroları ile doldurulmuştur. İslâm-Türk tebaanın üretim ve ticaret alanından tamamıyla çekilerek, kısmen de olsa devlet proletaryası hâline dönüşmesi, devletin ve Türk-İslâm tebaanın süratle fakirleşmesinin esas sebebini teşkil edecektir. Bu proleterleşme hareketi sürüp giderken, azınlıklar bir ticarî ve finans burjuvazisi oluşturmuşlardır. Bu burjuvazi, artan kaynakları ile beslediği kilise, okullar ve yardımlaşma dernekleri ile kısa zamanda güçlenerek, Osmanlı idaresinde bazı mevkileri ele geçirdikleri gibi, malî güçleri sayesinde birçok idarî kararlar ile, bazı kanunların kendi çıkarlarına uygun olarak düzenlenmesini sağlamışlardır. Güçlenen Rum ve Ermeni burjuvazisi açtıkları muntazam ve güçlü okullarda çocuklarına ilk ve orta eğitim yaptırdıktan sonra, yüksek tahsil için de Avrupa'ya göndermeye başlayacaktı” (“Galata Bankerleri” Cilt I, s. 15). ./…
NOT: Akdeniz'de sular ısınıyor. Batılı 'müttefiklerimiz' karşımızdalar! Amerika ile, 'Şımarık Çocuk' Yunanistan Batı Trakya'da tatbikat yapıyor! Batı'nın bu haydutluklarını ancak güçlü bir İç Cephe ile savuşturabiliriz. Bugünler iktidarın ve muhalefetin millî menfaatlerimiz için ortak hareket etmeleri gereken günlerdir. Meclis acilen toplanarak ortak tavır alınmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?