HİÇ TANIMADAN ABDÜLHAMİD'E SALDIRIYORLAR! (6)

ABDÜLHAMİD'E 'KIZIL SULTAN' DİYENLER İNGİLİZLERDİ!

ABDÜLHAMİD'E 'KIZIL SULTAN' DİYENLER İNGİLİZLERDİ!
Sultan Abdülhamid'e 'Kızıl Sultan' lâkabını takanlar da İngilizlerdir. Sebebi de, Rusya ile kurduğu dostluktur.
Sultan Abdülhamid'e göre, “Büyük devletler arasında en fazla çekinilmesi icap eden İngilizlerdir. Çünkü, onlarca, söz vermenin hiçbir kıymeti yoktur” (Nurer Uğurlu, “II. Abdülhamid'in Hatıra Defteri”, s. 286)!
Günümüzde İngiltere'nin yerini alan devlet, Atatürk'ün ölümünden sonra, jeopolitiğin bütün yasalarını çiğneyerek 'müttefik' olduğumuz ABD'dir! Abdülhamid bugün sağ olsaydı, ABD'yle değil, Rusya ile ilişkilerini sağlam tutmaya bakardı. Abdülhamid düşmanlarının bunların üzerinde hiç durmamaları; Abdülhamid hayranı muhafazakâr kesimin bile Rusya'ya mesafeli olması, tarihimizden ne kadar habersiz olduğumuzun bir göstergesi değil midir?
İTTİHATÇILARIN BÜYÜK TAVİZLERİ!
Sultan Abdülhamid Ermeni meselesinde dirayetli bir siyaset takip etmiş; fakat, İttihatçıların iktidarında büyük tavizler verilmiştir! Bu tavizlerin en vahimi ise, Sultan Abdülhamid'e kabul ettirilemeyen, Doğu'ya yabancı Genel Vali tayinidir!
Bu konuda, Mahmud Şevket Paşa'nın 1913'te katledilmesinden sonra Sadrazamlığa getirilen Said Halim Paşa, hatıralarında şunları yazmaktadır:
“Ermeni unsurlarının meskûn olduğu altı Anadolu vilâyetine (Vilâyet-i Sidde; yani Elazığ, Erzurum, Van, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis) İngiliz Umumi Vâlisi tayin edilmesine ve söz konusu vilâyetlerde jandarma teşkilâtının ıslahı ile, nizam ve asayişin İngiliz subaylara bırakılmasına kadar varan Ermeni Meselesi, Hükümeti uzun süreden beri kaygılandırmaktaydı. Hükümet bu sayede, Ermenilerin şikâyetlerine ve Rusya'nın siyasî oyunlarına son vereceğini ummaktaydı. Bunun üzerine, İngiliz Hükûmetinden, bahsi geçen altı vilâyette jandarma teşkilâtını tanzim etmek üzere Umumi Vâlilik deruhte edebilecek iki kişiyle, yeterli sayıda İngiliz subayının isimlerinin beyan edilmesi talep edildi” (“Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı”, s. 12).
Said Halim Paşa'nın belirttiğine göre, bu tasarı öncelikle büyükelçiler arasında görüşülür ve bu altı vilâyet için Hollanda ve İsveç hükümetleri tarafından, kendi tabiiyetlerinden birer kişi ile, aynı devletlerin ordularından subaylar belirlenip söz konusu vilâyetlerde görevlendirilirler!
Nedense, İttihatçıların bu vahim tavizlerinden hiç söz edilmez!
ABDÜLHAMİD'İN MİLLÎ PETROL SİYASETİ
Yazar Raif Karadağ, Sultan Abdülhamid'in tahta çıktığı dönemle ilgili olarak şu önemli bilgiyi veriyor: “Sultan Abdülhamid Han, büyük devletlerin petrol etrafında mücadeleye başlama hazırlıkları içerisinde bulundukları bir sırada Osmanlı tahtına çıkıyor ve devletin kaderine el koyuyordu. (…) Sultan Abdülhamid Han her iki devletin (İngiltere ve Almanya), Mezopotamya'daki asıl ve daima gizlemek istedikleri maksatlarını tespit etmişti. Gerek Almanların Bağdat Demiryolu projelerinin, gerekse İngilizlerin demiryolu imtiyazlarının hedefi petrol imtiyazıydı! Sultan Abdülhamid, 1890 yılında tehlikeyi önleyecek tedbiri aldı. Bu tarihte, bir irade-i seniye ile, Musul petrol sahasını Memâlik-i Şahane (Padişahın mülkü, arazisi) olarak ilân etti. Sultan Abdülhamid'in bu kararı, gerek Almanları gerekse İngilizleri fena hâlde sarsmıştı” (“Petrol Fırtınası”, s. 72) .
Sultan Abdülhamid, daha sonra Kudüs'te de bu siyaseti uygulayacaktır. Bunun nedeni, mülkiyet tutkusu değil, bu topraklarda gözü olanlara karşı bir koruma kalkanı sağlamaktır!
Sultan Abdülhamid, İngiltere ve Almanya'yı büyük bir maharetle kullanmıştır. Meselâ, Akabe meselesi bu konuda önemli bir örnektir. İngilizler Akabe meselesi ile, 'Mısır'ın hamisi pozuna bürünerek' Osmanlı'yı sıkıştırmak isterler. Bu konuda çok sert bir nota verirler. Sultan Abdülhamid Han, İngiltere'ye gerekli cevabı vermekle birlikte, Almanların da imtiyazlarını genişletir! Böylece, Avrupa'nın en kuvvetli kara ordusuna ve kuvvetli bir donanmaya sahip olan Almanları tamamen kendisine bağlar! İngilizler karşılarında Alman kudretini görünce, Mısır askerlerinin ihtilâflı bölgeden çekilmelerini de temin ederler. Sultan Abdülhamid Han'ın verdiği yeni imtiyazlarda, Deutsch Bank'a Hicaz demiryolunu da içine alan geniş haklar vardı. Her iki devletin hedefi Musul'du. Musul petrollerini istiyorlardı! Bu nedenle, her iki devlet de tehditler savurmaktan geri durmuyorlardı. Fakat, Sultan Abdülhamid, bütün bu tazyik ve tehditlerin bir blöften ileriye geçemeyeceğini; İmparatorluk İngiltere tarafından tecavüze uğradığı takdirde Almanya'nın; Almanya tarafından istiklâli tehdit edildiği takdirde de İngilizlerin yardımlarına mazhar olacağını biliyordu! Kaldı ki, Sultan Abdülhamid, Almanlara vermiş olduğu Hicaz demiryolu imtiyazını, Deutsch Bank taahhütlerini zamanında yerine getirmediği için, kısa bir müddet sonra feshetmişti! Lâkin, bu feshin asıl sebebi ise bambaşkaydı. Sultan Abdülhamid Han, Akabe meselesini, İngilizlerle Almanları karşı karşıya getirerek çözdükten sonra, bir bahane bularak bu imtiyazı feshetmişti” (“Petrol Fırtınası”, s. 77)!
İTTİHATÇILAR ABDÜLHAMİD'İN VERMEDİĞİ İMTİYAZI VERDİLER!
Abdülhamid'in vermediği petrol imtiyazı ne yazık ki, o tahttan indirildikten sonra, İttihatçılar tarafından verilecektir! 1912 yılında Almanlar ve İngilizler anlaşarak, Musul petrollerini birlikte işletmek üzere, Turskih Petroleum Company'yi kurarlar (TPC-Türk Petrol Şirketi). Bu anlaşmanın baş organizatörü olan Gülbenkyan, bu konuda hatıralarında şöyle diyor: “Osmanlı Devletinin temsilcisi Hakkı Paşa, 1913 yılının son günlerinde Londra'ya geldi ve görüşmelere başladık. Uzun ve yorucu müzakerelerin sonunda, Alman-İngiliz hükümet yetkililerinin katılacağı bir konferans kararı alındı. Yapılan müzakerelerde APOC'a %50, Shell'e ve Deutsche Bank'a %25'er ve bana da Shell ve Deutsche Bank'ın hisselerinden yüzde 5 verildi. Anlaşmanın metni elime ulaştığında haklarımın gasp edilmesine çok şaşırdım. Çünkü, Türk Petrol Şirketi'ni; bu konsorsiyumu ben kurmuştum!”
28 Haziran 1914 tarihinde Sadrazam Said Halim Paşa, imtiyaz anlaşmasını kabul etmiş fakat, I. Dünya Harbi'nin patlak vermesiyle anlaşma geçersiz sayılmıştır. Lozan görüşmelerinde, bölgede yeniden gündeme gelen paylaşım sırasında, bu, sadece adı Türk olan Türk Petrol Şirketinin, Osmanlı hükümetinin paşalarından aldığı belgeler, Musul ve Bağdat vilâyetlerindeki petrol mirasında hak sahipliğine temel teşkil etmesi amacıyla sık sık sahneye konulacaktır!
Mahmud Şevket Paşa'nın günlüğüne yazdığı şu not da, İttihatçıların, petrolün stratejik önemi konusundaki bilgisizliklerini ortaya koymaktadır: “Kuveyt ve Katar gibi çölden ibaret iki kaza yüzünden, İngiltere ile itilâf çıkaramazdık. Bu ehemmiyetsiz topraklardan ne gibi bir istifademiz olabilirdi?”
29 Temmuz 1913 tarihinde, Osmanlı Devleti ile İngiltere Hükümeti arasında imzalanan bir anlaşmayla, Kuveyt fiilen İngiltere'nin himayesine girmiş ve Osmanlı'ya bağlılığı kağıt üzerinde kalmıştı! Bu anlaşma, Sadrazam Hakkı Paşa ile, İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey arasında imzalanmıştır (Ayşe Akkaya, Selçuk Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi). ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?