Arayış

Bunca yolu ben bir cümlenin peşine düştüm de geldim. Onca engele, onca mesafeye hep bir cümlenin hatrına katlandım.
Bu yolda hırçın dalgalarla mı mücadele etmedim engin denizlerde, nice başı karlı dağları mı aşmadım karda tipide. Balta girmemiş ormanlarda yönümü mü şaşırmadım, gümrah ırmaklarda azgın sularla mı boğuşmadım. Issız gecelerde az sabahlamadım hakikatin hürmetine ve kuş uçmaz kervan geçmez çöllerde az dolaşmadım gerçeğin uğruna.
Her arayan bulur mu bilinmez lakin bulanların arayanlar olduğunda kuşku yok. Dağ ne kadar yüce olursa olsun yolun bir şekilde menzile vardığı muhakkak.
Görmesini, duymasını, dinlemesini bilmeyenin ulu bir çınardan nasibi ne kadar olabilir ve sıcaktan kavrulmuş topraklar, tıknaz ağaçlar, kurumuş göller, yatağına kırgın ırmaklar duymasını, görmesini, dinlemesini bilene neler neler söylemez?
Nasıl ki her şeyin bir amacı varsa ve hiçbir şey nedensiz değilse, bu yazının da bir amacı var kendince ve sebepsiz değil öylece.
Görmesini bilenler, bakmasını bilenler olduğuna göre bakış açımızı gözden geçirmekte fayda var. Çünkü bazen neye niçin baktığımızdan ziyade neye nasıl baktığımız önemliyken bazen de neyi nasıl yaptığımızdan çok neyi niçin yaptığımız önemlidir. Tam da bu nedenle ardına düştüğümüz cümleleri çağın gelir geçer yargılarıyla değil de hakikatin şaşmaz terazisiyle bir kez daha elekten geçirirken sorularımızı da güncellemenin vakti geldi de geçiyor sanki!
Hayat mademki bizlere sunulmuş bir armağan, öyleyse bizler de bu hediyenin manasını çözebilmek için azıcık da olsa bir silkinip nedenlerimizi, niçinlerimizi, nasıllarımızı tekrardan tartarken kafamızdaki soru işaretlerini de mümkün olduğunca azaltıp, zihnimizi kaplayan şüphelerden de bir an önce kurtulmanın çarelerini arayalım.
Herhangi bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına üsteki paragrafı iyicene bir netliğe kavuşturalım, kavuşturalım ki evdeki hesap çarşıya uysun, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayalım.
Soru sormaktan, sorgulamaktan, araştırmaktan vazgeçelim demiyoruz, söylemek istediğimiz fikriyatımızdaki bulanıklığı, hissiyatımızdaki dağınıklığı çoğaltan ve artık birer düşünce kıvılcımı olmaktan çıkıp da birer evhama dönüşen sisleri dağıtıp daha berrak, daha duru bir zihinle önümüze bakmaktır, kastettiğimiz.
Aslında ben ne sorularda boğulmak ne de cevaplarda kaybolmak istiyordum, bu yazının başına oturduğumda.
İsterdim ki sonbahara hazırlanan ağaçlar gibi vakur ve heybetli, görenleri her saniye hayretten hayrete düşüren kızıl ufuklar gibi renkli mi renkli, sahile varmak için köpükler saça saça koşan dalgalar gibi azimli ve kararlı, kendini rüzgarın insafına bırakmış kuşlar gibi özgür ve hafif, ne kadar haylazlık yaparsa yapsın kendisini bekleyen sımsıcak bir kucak olduğunu bilen çocuklar gibi tatlı ve afacan, ne kadar kusuru ve eksiği yahut hatası ve yanlışı olursa olsun kendisini sarıp sarmalamak için bekleyen sımsıkı kolları olan dost ve arkadaş ve en nihayetinde hangi kapıyı çalarsa çalsın, hangi yöne dönerse dönsün karşısında mütebessim bir çehre olayım.
Dilek ve temenniler kısmını da geçtiğimize göre bir başka sergüzeştin serencamında görüşmek üzere…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?