MANİLERDEKİ GERÇEK

Mani toplamaya, derlemeye başladığım 1970'ten beri bulduğum her örnek benim için önemlidir. Onda; alınan köyün, köyde yaşayanların yaşamlarından izler, kesitler vardır. Konusu ne olursa olsun köy yaşam biçiminin, yaşama bakışın, toplumsal yaşayışın, insanla­rın birbirine bakışının, bireylerin birbiriyle ilişkilerinin, bireylerin tek tek öykülerinin izleri. Kesitleri. Anısı.
Çoğunca on on iki sözcüğe kocaman bir öykü sığar manilerde. Bu öyküler ilgilendirir beni. Onları çözmeye, tamamlamaya, öyküleştirmeye çalışırım. Maniyi yakanı, atma türküyü ilk yakanı bulmaya çalışırım düşsel düşüncelerle. Bulabilir miyim? Bulamam, çözemem, tamamlayamam. Yakılalı çok olmuştur. Yakan unutulmuştur. Çatısını iki uyaklı sözcüğün oluşturduğu yedi heceli dört dize kalmıştır elinde. Sözcüklere anlamlar yüklemek bize dü­şer. Anlam yükleriz yalnızca. Bizim anlamımızdır o. Oysa onu yakanın gerçeği belki de bambaşkadır. O gerçektekiler çoktan karışmıştır sonsuzluğa. Ne tanık vardır, ne duyan, ne gören...
Kimi derlemelerde maninin öyküsü çıkar karşıma. Söyleyen unutulsa da onun öyküsü Unutulmamıştır. Yaşıyordur yıllar yılı köyde. Aradan çok çok uzun yıllar geçse de. Eskiler­den söz açılınca, "laf lafı" açınca anlatılır kuşaktan kuşağa... Böyleleri yakılış ger­çeği bilinen, öyküsü olan manilerdir...
Yıllar içinde çok değerli öğrencilerimden katkılar geldi çalışmalarıma. Maniler ge­tirdiler analarından, babalarından, ninelerinden, dedelerinden, komşularından. İnsan gerçe­ğini, köy gerçeğini "dosyama" getirdiler. Onların da emeği var yazılarımda. Derlediklerimde, yayınladıklarımda. Yazacaklarımda...
Kimilerde okunaklı yazılarıyla doldurdukları defterler, kimilerde çizgili, çizgisiz kağıtlara aktarılmış tükenmez kalemli manilerle buluşturdular beni.
Kimilerde getirdiklerinde anlam bütünlüğü, konu bütünlüğü olan manileri vardı. DESTANDI bunlar, mani biçimli destan... Yalnız türkü yakmıyordu yöremiz insa­nı destan da düzüyordu...
Kimilerde kağıdın başına yazılmış bir mani, ardından maninin öyküsü çıktı karşıma. Bu örneklerin değeri ölçülemezdi benim için...
Çalışmalarıma katkısı olan öğrencilerimden biri İmran Çakır. Tirebolulu. Kimbilir şimdi nerededir?
Kurşunkalemle yazmış. Maniyi tırnak içine almış. Altında da maninin yakılış öyküsü. Değerli öğrencimin yazdıklarını okuyalım:
"Bekirgilin çitinde
Çınar budarım çınar
Versinler Seher'imi
Allah adamı kınar "

"Bu mani seferberlikten önce Tirebolu'nun Ede köyünde yaşayan bir gencin sevdiği kıza yazdığı bir manidir. Kızın anne babası ölmüştür.
Bekir ismindeki dedesiyle yaşamaktadır. Gencin ismi Mahmut'tur. Bekir Ağa köyün en zenginidir. Haliyle fakir delikanlıya torununu vermez.
Bekir Ağa bi gün bahçesindeki çınarı budatmak için Mahmut'u çağırır. Mahmut da gelir, ağaca çıkar, başlar ağacı budamaya.
Ağacı budarken tırpanla (girebiyle) elini keser. Bekir Ağa hemen eve torunu Seher'e seslenir.
Seher elinde bi parça bezle gelir. Mahmut'un elini sararken Mahmut da bu maniyi söy­ler:
Bekirgilin çitinde
Çınar budarım çınar
Versinler Seher'imi
Allah adamı kınar o)

Derleme çalışmalarında kaynak kişi önemlidir. Bu maninin en az yüz on beş yıllık olduğu gerçeğini değerli öğrencime borçluyum...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hayrettin Günay --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?