HİÇ TANIMADAN ABDÜLHAMİD'E SALDIRIYORLAR! (1)

Sultan Abdülhamid'i daha 4-5 ay önce bir yazı dizisinde anlattık. Fakat saldırılar bir türlü durmak bilmiyor. Tele-I televizyonunun akşam haberlerinde ve daha sonra da aynı televizyonun “18 Dakika” programında, Abdülhamid'e, hiç hak etmediği şekilde yüklenildi. Uğur Dündar'ın programında da hedef Abdülhamid'di! Cumhuriyet yazarı Prof. Emre Kongar da, köşesinde Sultan Abdülhamid'i ele almış! Bunlar bizim seyredebildiklerimiz. Kim bilir daha ne saldırılar var! Sultan Abdülhamid sanki günah keçisi! Hayrettir ki, bunu yapanların içinde 'muhafazakâr' olanlar da var! Manzara, tam bir fikrî kargaşa içinde olduğumuzu gösteriyor! Uğur Mumcu'nun, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar” sözü, Sultan Abdülhamid''e saldıranlar için de aynen geçerlidir. Bu nedenle, edindiğimiz bazı yeni önemli bilgileri de paylaşmak amacıyla, konuyu yeniden ele almak durumunda kaldık.
ORTAK DEĞERLERİMİZE
SAYGI DUYULMALIDIR!
Hemen söyleyelim ki, sadece Sultan Abdülhamid'e saldırılmıyor; Büyük Kurtarıcımız Aziz Atatürk de, yoğun saldırılara muhataptır! Diyanet İşleri Başkanı'nın Ayasofya hutbesindeki çirkin üslup, bu saldırının son örneğidir. Sultan Abdülhamid de, büyük Atatürk de bizim ortak değerimizdir. Abdülhamid, diplomasi dehasıyla 33 yıl devleti bir arada tutmayı başarmıştır. O tahttan indirildikten sonra, felâket üstüne felâket yaşadık! Sultan Abdülhamid'in tahttan indirildiğinde, İttihatçılar için, “Türkiye'yi 10 sene idare edebilirlerse, bir asır idare edebildik diye sevinsinler” dediği bilinir. Bu sözler âdeta bir kehanetten farksızdır. Çünkü, 'Hürriyetperver' İttihatçıların elinde, 9 yılın sonunda, koca imparatorluk tarihe intikal etmiştir!
Atatürk de tarihimizin öyle müstesna bir değeridir ki, Fatih Sultan Mehmet'le, Sultan Selim'le, Kanuni Sultan Süleyman'la kıyaslanamaz. Çünkü Atatürk; bitmiş, tükenmiş bir devletin küllerinden, âdeta bir mucizeyle bu devleti kurmuştur. Söz ettiğimiz padişahlarsa, babalarından zaten güçlü bir imparatorluk teslim almışlardı!
ABDÜLHAMİD'İ GÜNÜMÜZÜN
ÖLÇÜTLERİ İLE YARGILIYORLAR!
Sultan Abdülhamid'in yaşadığı dönemin iç ve dış şartları dikkate alınmadan, 'Hürriyet düşmanı, demokrasi karşıtı, müstebid, halkına zulmeden, basına özgürlük tanımayan, ülkeyi sürekli borçlandıran, Filistin'i Yahudilere satan ve en büyük toprakları bize kaybettiren padişah' gibi afakî suçlamalar ardı ardına diziliyor! Fakat, bizim okuduğumuz güvenilir bazı sol kaynaklarda, çok daha farklı bir Sultan Abdülhamid profili çizildiğini görüyoruz! Buna rağmen, tarihî gerçeklere aykırı bu suçlamaların yapılmasını manidar bulduğumuzu belirtmeliyiz. Acaba burada da, milleti her ne suretle olursa olsun ayrıştırmak isteyen güçler devrede olmasınlar!
Kendi çevremizde de yaşıyoruz; hakkında bir tek kitap okumadan, Abdülhamid'i müstebit, halk düşmanı yapıp çıkıyorlar! Olacak iş değil ama, günümüzün ölçütleri ile, 'monarşi ile yönetilen bir imparatorluğun başındaki padişahı demokrat olmamakla suçluyorlar!'
Bir Osmanlı şairinin söylediği gibi, “Bu kadar cehalet ancak tedris ile olur!”
TOPRAK KAYIPLARININ SORUMLUSU ABDÜLHAMİD DEĞİL!
'Sultan Abdülhamid döneminde en büyük toprakları kaybettik' iddiası çok aşağılık bir yalandır. Romanya'nın, Sırbistan'ın kaybı Sultan Abdülhamid'den öncedir. Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilân etmesi, Girit'in Yunanistan tarafından ilhakı, II. Meşrutiyetin ilânından sonradır. Kars, Ardahan ve Batum'un kaybının sebebi ise, 1877-1878 Rus Harbi'dir ki, bu harbin sorumluları başta Mithat Paşa olmak üzere, Abdülaziz'i 30.5.1876'da tahttan indiren Darbeci Paşalardır. Çünkü, onlar devlete hâkimdiler. Tıpkı, 12 Eylül 1980'nin Darbeci Paşaları gibi! Abdülhamid Rusya ile harbe karşı çıkmış; müzakerelerin sürdürülmesini istemişti. Fakat Darbeci Paşalar Padişahı dinlemediler! Bu konuya 17 Nisan tarihli makalemizde değinmiştik.
Kıbrıs, 1877-78 Rus Harbinin sonunda imzalanan Ayastefanos Anlaşmasının hükümlerinin, Berlin Konferansı'nda yumuşatılmasını sağlayan İngiltere'ye kiralanmıştı. Bu sırada, Rus Ordusunun Çatalca önlerinde olduğu bilinmelidir! Mısır'ın ve Kıbrıs'ın İngiltere tarafından ilhakının sebebi ise, bizim 1914 yılında İngiltere'ye karşı I. Dünya Harbi'ne girmemizdir!
Bu kayıplar için Sultan Abdülhamid'in doğrudan suçlanması insafsızlıktır. Fakat, başta Selânik olmak üzere Makedonya'nın, Batı Trakya'nın, Adalar Denizindeki adaların, Trablusgarp'ın, Irak'ın, Suriye'nin, Filistin'in, Yemen'in ve kutsal şehirlerimiz Mekke ve Medine'nin kaybedilmelerinin; Filistin'de bir İsrail Devleti'nin kurulmasına kadar giden sürecin başlatılmasının sorumlusu, Abdülhamid'i deviren ve bizi I. Dünya Harbi'ne sürükleyen Enver Paşa ve İttihatçı kadrodur. İttihatçıların sebep olduğu toprak kayıpları 3 milyon kilometrekarenin üzerindedir. Abdülhamid'e mâl edilen kayıpların toplamı ise 300 bin kilometrekarenin altındadır! Abdülhamid'e o ağır suçlamaları yöneltenlerden, Enver Paşa ve İttihatçılara tek kelime eleştiri gelmemesi manidar değil midir?
Tunus ve Mısır'ı bu hesaba dahil etmedik. Çünkü, bu iki devlet Osmanlı'ya zaten şeklen bağlıydılar. Tunus için Fransa'ya, Mısır için İngiltere'ye savaş açacak durumda değildik. Düşünüz ki, 1877-78 harbi çok ağır bir yenilgi ile sonuçlanmıştı! Devlet iflâs durumundaydı! Fakat Mısır'ın işgalini Sultan Abdülhamid'in hiçbir zaman tanımadığını ve gerekli diplomatik teşebbüslerde bulunduğunu hatırlatalım!
Djuvara'nın, “Türkiye'yi Parçalama Plânları” isimli kitabı mutlaka okunmalıdır. Bu kitapta tam, 100 plândan bahsedilir. Son iki asırda yaşadıklarımız, Batı'nın hedefi olduğumuzu anlamamız için yeterlidir. 1815 Viyana Kongresi'nde, imparatorlukların parçalanmasına izin verilmeyeceği kararı alınmasına rağmen, İngiltere ve Fransa'nın desteğiyle, Yunanistan diye bir devlet vücuda getirildi! 1856 Paris Konferansı'nda, Osmanlı'nın toprak bütünlüğünün garanti edilmesine rağmen, Eflâk-Buğdan; Romanya hâline getirildi (1859)! 1912 Balkan Harbi'nden sonra da, Avrupalı devletlerin, 'kim kazanırsa kazansın sınırlar değişmeyecek' garantisine rağmen, Balkanlar, Şarkî Rumeli ve Adalar Denizi'ndeki adalar elden gitti! Batı Trakya'nın kaybı bir başka dramdır. Orada, Balkan Harbi sırasında kurulan Batı Trakya Cumhuriyeti 1913 yılında, İttihatçıların baskılarıyla Bulgarlara bırakılır. Bulgarlar Yunanistan'a yenilince de, Yunanlıların eline geçer!
Ha, kayıplarımız arasında bir de, Bulgarların I. Dünya Harbi'ne girmeleri için, İttihatçıların rüşvet olarak verdikleri, Meriç nehri kıyısındaki 4.000 kilometrekare vatan toprağının da olduğunu hatırlatalım!
Buna rağmen, 24 Temmuz akşamı TELE I'de sayın Merdan Yanardağ'ın, 'Ege Adaları Abdülhamid döneminde kaybedildi' diyerek, Sultan Abdülhamid'i suçlamasına şahit olduk! Sultan Abdülhamid'in 1909'daki 31 Mart olayından sonra tahttan indirilerek Selânik'e sürgüne gönderildiğinden ve o sırada tahtta Sultan Reşad'ın olduğundan haberi bile yok! ./…

NOT-1: DERELİ ÂDETA KIYAMETİ YAŞADI! Sel afeti Dereli, Yağlıdere ve Doğankent'i fena vurdu. Şehit olan askerlerimize ve hayatlarını kaybeden hemşerilerimize Allah'tan rahmet diliyor, büyük kayıplara uğrayan hemşerilerimize geçmiş olsun diyoruz. Çarpık Kentleşme en büyük sorunumuzdur. Fakat, bu çarpık sistem içinde kurulan rant ilişkileri yok edilmedikçe, modern kentlerde yaşamak arzusunun, sadece bir özlem olarak kalacağı bilinmelidir.
NOT-2: 2.Büyük Taarruz'un başladığı her 26 Ağustos'ta balkonuma büyük bir Türk Bayrağı asarım. Çünkü, Türk Milleti olarak varlığımızı, bu taarruzun başarısına borçlu olduğumuzun bilincindeyim. Ancak bunu idrak edemeyenler var! 1071'i kutluyorlar ama 1922'yi görmezden geliyorlar! Olacak iş değil. 1071 tabiî ki, önemlidir. Fakat Büyük Taarruz başarısız olsaydı, 1071'i kutlamak mümkün müydü? 1922'ye nasıl çirkin siyasetin gölgesinde bakılabilir?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?