10 AĞUSTOS: TARİHİMİZİN ÇOK ÖNEMLİ BİR GÜNÜ ! (2)

KÂZIM KARABEKİR PAŞA'NIN MECLİSE YAPTIĞI TEKLİF
Sevr Antlaşmasının, Padişah Vahdeddin'in başkanlık ettiği Saltanat Şurasında 22 Temmuz 1920'de onaylanarak, 10 Ağustos 1920'de imzalanması üzerine, Kâzım Karabekir Paşa, 16.8.1920 tarihinde Meclis Başkanlığına başvurarak şu teklifte bulunmuştur: “Şûrayı Saltanatta Türkiye'nin hayat ve mevcudiyetini söndüren bu zulüm muahedesinin imza edilmesine karar ve rey veren esâmîsi mâlûm (isimleri belli) şahısların ve muahedenameye imza koyanların ihâneti vataniye ile itham olunması ve haklarında hükmü gıyabî verilmesini ve bu vatansızların isimlerinin her yerde lânetle yâd edilmesinin ilân ve tamim olunmasını” ( Kâzım Karabekir, “İstiklâl Harbimiz”, s. 795).
Bunun üzerine Meclis, 19.8.1920 tarihinde, Sevr Antlaşması'nı imza edenlerle, antlaşmanın kabulü için yapılan tartışmada oy veren Saltanat Meclisi üyelerini vatan hâini olarak kabul eder (Turgut Özbay, “Lozan'dan Sevr'e Türkiye” s. 73).
Görüldüğü gibi, Kâzım Karabekir Paşa, bu başvurusunda 'karar ve rey veren şahıslar' diyerek, başta Padişah olmak üzere, bütün Saltanat Şûrası üyelerini vatana ihanetle suçlamaktadır! Kanal A Haber'de izlediğimiz programda ise Padişah Vahdeddin korunmaya çalışılmaktadır!
Atatürk de, l. 3. l923 tarihinde T.B.M.M'de yaptığı bir konuşmada, Meclis'in bu kararına atıfta bulunmaktadır: “Misakı Millîye aleyhtarlık edenleri hangi esbabı siyasiye ve içtimaiye ile hâin tanıdık ise ve nihayet bütün ihtişam ve şevketiyle, bütün kavanin ve kudretiyle Meclis'in ve Millî Misak'ın aleyhinde vaziyet alan asırdîde bir idareyle onun mensuplarını hangi sebepler ve hangi haklarla hıyânetle vasfeyledikse bugünkü Hâkimiyeti Milliye düşmanlarını da aynı haklar ve aynı sebeplerle hâin telâkki eyleriz” (Kâzım Öztürk, “Atatürk'ün TBMM Gizli ve Açık Oturumlarındaki Konuşmaları”, s. 975).
Sevr Antlaşmasının imzalanmasından sonra, Anadolu'da Millî Mücadele'yi sürdürmekte kararlı olan millîciler hakkında, Ali Kemal, Peyami Sabah Gazetesi'nde şu aşağılık sözleri sarf eder: “Haydutların işi gücü savaş. Siyasetten zerre kadar anladıkları yok. Ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tane de düzme kahraman, dövüşüp duruyorlar. Hükümet ölçmüş biçmiş, uygun görmüş, Sevr anlaşmasını imzalamış. Size ne oluyor a zırzoplar? Beyhude yere kan dökmenin âlemi var mı?” (Turgut Özakman, “Şu Çılgın Türkler”, s. 36)!
VAHDEDDİN İSTESEYDİ KAHRAMAN OLABİLİRDİ!
Muhafazakâr kesimin aydınları ve siyasetçileri ısrarla, Padişah Vahdeddin'den bir kahraman çıkarmaya çalışıyorlar ki, nafile bir çabadır. Ne kadar tahrif edilmeye çalışılırsa çalışılsın, hakikat, bu kesimin söyleminin aksine, Vahdeddin'in Atatürk'ü, 'Git ülkeyi kurtar' diye değil, 'Anadolu'daki ayaklanmaları durdur, yoksa ülkenin tamamı işgal edilecek' diye gönderdiğidir. Bu gerçek artık kabul edilmelidir.
Padişah Vahdeddin'i anlamamız bakımından, son Osmanlı Sadrazamlarından Said Halim Paşa'nın hatıralarında yaptığı şu tespit önemlidir: “Savaşın ve mağlubiyetin getirdiği tüm felâketlerin kaynağı olup, ülkesine en büyük iyiliği yapabilecekken, en büyük kötülüğü yapmıştır!”
Said Halim Paşa, harbi kazanan İtilâf Devletlerinin şu anlayışta olduklarını belirtiyor: “İtilâf Devletleri, aslında, 1916-1917 yıllarındaki gizli antlaşmalarını uygulamayı düşünüyorlardı. Ancak, bunları, Türkiye'nin boyun eğmeğe razı olduğunu göstermesi hâlinde uygulayacakları hususunda mutabık kalmışlardı.”
Said Halim Paşa'nın verdiği şu örnek de, Vahdeddin'in teslimiyetçi politikasının nelere mâl olduğunu anlamak bakımından anlamlıdır: “Bir Fransız savaş gemisi Mersin'e gönderildi. Geminin komutanı iki subay ve üç tayfasını silâhsız şekilde, öncü olarak karaya çıkardı. Yetkililer telâşlanıp, oradaki küçük Türk müfrezesine şehri terk etmek emri vererek, ordugâhı boşalttılar. Bunun üzerine hemen Fransızlar geldiler. Üç gün sonra, dört Fransız gemisi Mersin koyuna girdi. Toplar atıldı ve Kilikya işgal edildi!”
Fransızlar bu suretle, Saray'ın tepkisini anlamış oldular!
Said Halim Paşa'nın Vahdeddin hakkındaki şu değerlendirmesi de, günümüzde Vahdeddin'i bir kahraman mertebesine çıkaranlar tarafından özellikle okunmalıdır: “Alçakça ve saçma sapan şahsî hesaplara boyun eğip, gizlice İngiltere'yle anlaşmış ve Osmanlıcılığın en azılı düşmanı ve Türk aleyhtarı ittifakın önderi olmuştur. Mutlak iktidar hırsıyla gözleri dönmüş ve vezinsiz beyinde, zulüm illeti şeklini almış, itimatsızlıktan doğan şahsiyet zaaflarına maruz kalmış, Osman'ın tahtının hâlihazırdaki aşağılık sahibi, kendini Millî Teşkilât'ın en azılı rakibi olarak görmekteydi. Hakikatte ise, (Millî) Teşkilât'ın İtilâf Kuvvetleri'ne gösterdiği tepki, Sultan'ın despotluk temayülleri aleyhinde zuhur eden bir karşıtlıkla beraber kendini göstermekteydi. Fakat bununla o sadece, Sultan'ın otoritesini anayasa sınırları içerisinde tutmaya çalışmaktaydı. Bu zavallı şahıs, memleketinin haklarını müdafaa eden bir önder vazifesini üstlenebilecek zihin yapısına sahip değildi. Onu, neticesinde memleketiyle alâkalı olarak, daha samimi ve cömert hislerle, İtilâf Kuvvetleri'nden ayrılmayı öngören bir harekete teşebbüs etmeden evvel, ümitlerini bir süreliğine boyun eğme politikasına ve sabra dayandırma hatasına düştüğü için kısmen mazur görebiliriz. Ancak, İzmir'de vuku bulan menfur cinayet, halkı ayağa kaldıran, kendisinin de o zamana kadar sığınmış olduğu sabırla kabul tavrı, bu ümitlerin boş olduğunun açık bir işareti değil miydi? Eğer bu vakadan sonra, İstanbul'u terk edip, Anadolu'da yeni filizlenmekte olan Millî Mücadele'nin başına geçmiş olsaydı, bütün Türk halkını parti ve renk ayrımı yapmadan birleştiren bir sembol hâline gelerek, bütün millet nezdinde aynı derecede kabul görürdü ve belki de, İtilâf Kuvvetleri'nin düşmanca müdahalelerine mani olabilirdi. Hâlbuki, Vahdeddin, bütün varlığıyla, itilâf Kuvvetleri'yle savaşmayı göze almış tek teşebbüs olan Millî Teşkilât'ı destekleyip, onun muvaffakiyetinden gururlanmak yerine, bütün gücünü, onu ortadan kaldırmaya harcamaktaydı! Dahası, Müslüman tebaayı kışkırtıp,
ayaklandırarak, hâlihazırda, dışarıdaki düşmanla olan savaşında çokça kan kaybetmiş halkını bir iç savaşa teşvik etmekte tereddüt etmemekteydi” (Said Halim Paşa, “Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı”)!
Said Halim Paşa'nın bu değerlendirmesi çok önemlidir. Vahdeddin'in Anadolu'daki millî direnişin başına geçtiğini bir düşününüz! Tarihimizin seyri değişirdi. Fakat, Vahdeddin, bırakınız bunu yapmayı, Millî Hareketi boğmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır.
Atatürk, l3.8.1923 tarihinde T.B.M.M'de yaptığı bir konuşmada, Padişahı ve İstanbul Hükümetini şu sözlerle suçlamaktadır: “Bir taraftan dini siyasete alet ittihaz ederek, Anadolu mücahitlerini idama mahkûm ettiler. Ahaliyi mâhut fetvalarla mukateleye teşvik eylediler. Bir taraftan da Kuvay-ı İnzibatiye veya Hilâfet Ordusu namıyla üzerimize saldırdılar. Saf ve Mâsûm halkı birçok tasniat ile (yalanlarla) iğfal ederek dahilde yer yer isyan ateşleri yaktırdılar” (Kâzım Öztürk, “Atatürk'ün Gizli ve Açık Meclis Konuşmaları”, s. 993).
5 Nisan 1920 tarihli, Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah Efendi'nin imzasını taşıyan bu fetva ile, “Kuvay-ı Milliyecilerin eşkıya oldukları, yasalara uymadıkları, bunların kitle hâlinde öldürülmelerinin farz olduğu” bildirilerek iç savaş kışkırtıcılığı yapılmıştır (Sabahattin Selek, “Anadolu İhtilâli”, s. 78).
İzmir'in işgaline rağmen, Anadolu'daki Millî Hareketin başına geçmeyi düşünmeyen Vahdeddin, 16 Mart 1920'de, İstanbul işgal edildikten sonra bile Anadolu'ya geçmeyi düşünmemiştir. Hâlbuki, bunu yapabilmiş olsaydı, İtilâf Devletlerinin oldukça zorlanacakları ve barış şartlarını yumuşatmayı düşünecekleri muhakkaktı.
Vahdeddin'i hâlâ daha aklamak gayreti içinde olanlar, artık gerçeği kabul etmelidirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?