10 AĞUSTOS: TARİHİMİZİN ÇOK ÖNEMLİ BİR GÜNÜ ! (1)

10 Ağustos tarihimizin üç önemli olayının yaşandığı önemli bir gündür.
10 Ağustos 1914'de, Alman zırhlıları Goben ve Breslau'nun (Yavuz ve Midilli), Çanakkale Boğazından geçmesine izin verilmiş ve sonra da bu gemiler 28/29 Ekim gecesi, Enver Paşa'nın yazılı emri ile Rus limanlarını topa tutarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunu getirecek olan I. Dünya Harbi'ne girmemize sebep olmuşlardı. Bu bakımdan, tarihimizin kara günlerinden biridir. 10 Ağustos 1915 ise Çanakkale savaşlarının kader anıdır. Çanakkale'deki kuvvetlerin komutanı Mareşal Liman von Sanders tarafından, bölgedeki bütün kuvvetlerin komutanlığına getirilen Albay Mustafa Kemal'in verdiği süngü hücumu emri ile, Anafartalar'da büyük bir zafer kazanılmıştır. Bu zaferle İtilâf Devletlerinin gücü tamamen kırılmış ve o yılın sonunda da, düşman kuvvetleri Çanakkale'yi terk etmek zorunda kalmışlardır.
TRT'nin bu seneki izleyebildiğim programlarında 10 Ağustos'taki Anafartalar Zaferi'ne ve bu zaferin büyük sahibi Albay Mustafa Kemal'e, önceki yıllara göre, daha çok yer ayırdığını memnuniyetle gördük,
SEVR DE 10 AĞUSTOS'TA İMZALANDI!
Tarihimizin yüzkarası bir antlaşma olan Sevr Antlaşması da, 10 Ağustos'ta imzalanmıştır. Televizyonlarımızda zaman zaman yapılan tartışmalarda, 'Sevr imzalanmadı' diyen gafillerin varlığı bir vakıadır! Hâlbuki, 22 Temmuz 1920'de, sarayda, Padişah Vahdeddin'in başkanlığında toplanan Saltanat Şûrasında, 50 civarında Kabine üyesi, asker, sivil ve din adamı antlaşmayı tartışmış ve yapılan görüşmeler sonunda, Padişah Vahdeddin ayağa kalkarak, 'antlaşmayı imzalamaktan yana olanların ayağa kalkmasını' istemiş; bir tek Topçu Feriki Rıza Paşa ayağa kalkmamıştı!
Vahdeddin'in millî mücadeleye karşı olan tavrı sebebiyle, 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan Millet Meclisindeki, Atatürk'e karşı oldukları bilinen II. Grup'un liderlerinden Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, Vahdeddin'den 'Vahimeddin' diye söz etmiş; Sevr Antlaşmasını imzalamış olmasını da, şu sözlerle eleştirmiştir: “Kendileri Sevr Antlaşmasını imza ederken, Halifenin hukukunun ne olduğunu okuyaydılar. Bacağı kırılsaydı da, o Halife de lütfen ayağa kalkmasaydı” (Hasan İzzettin Dinamo, “Kutsal Barış”, Cilt I, s. 149).
Atatürk T.B.M.M'de 5.3.l921 tarihinde yaptığı konuşmada, “Şûrayı Saltanatta, Sevr muahedesini, Zâtı Şâhane bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir” sözleriyle âdeta tarihe not düşmektedir (Kâzım Öztürk, “Atatürk'ün Gizli Açık T.B.M.M. Konuşmaları” s. 518).
10 Ağustos akşamı Kanal A Haber'de bir bölümünü izleyebildiğimiz bir programda, Sevr Antlaşmasının imzalanmasının faturası tamamen, Sadrazam Damat Ferid Paşa'ya kesilmek suretiyle, Padişah Vahdeddin âdeta aklanmaktaydı! Aslında bu bile önemlidir. Çünkü önceki yıllarda ısrarla, Sevr'in imzalanmadığı savunulmaktaydı!
SEVR ANTLAŞMASI'NIN HÜKÜMLERİ
Türk Milletinin ölüm fermanı olan Sevr anlaşması 10 Ağustos 1920'de, Damat Ferid Paşa Hükümetince görevlendirilen Hâdi Paşa Başkanlığındaki, Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Bern Büyükelçisi Reşat Hâlis Bey'den ibaret heyet tarafından imzalanmıştır. Rıza Tevfik Bey anılarında, ibret alınması gereken şu sözleri söylemektedir: “10 Ağustos günü bizi Sevr'e götürdüler. Ağzımızı açmamız bile yasaklanmıştı. Yapacağımız şey sadece kâğıtlara imza atmak ve mühür basmaktı. Ellerimin titrediğini belli etmemeye çalışarak önce imzamı attım, sonra da mührümü bastım 'RT'.” Bu harfler Rıza Tevfik Bey'in isminin baş harfleridir. Daha sonra şunları söyler Rıza Tevfik: “Bundan sonrasını hatırlamıyorum. Salon, salondaki kalabalık tamamen gözlerimin önünden silinmiş gibiydi. İçlerimiz kan ağlayarak, başlarımız önümüzde salonu terk ettik” (Hasan Demir, Yeniçağ, 20.12.2004)!
Sevr Antlaşmasına göre, Yönetim ve denetim bakımından:
a. İstanbul ve Boğazlar İngiliz ve Müttefik işgaline giriyordu.
b. Boğazların yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılıyordu.
c. Malî ve Adlî Kapitülâsyonlar yeniden yürürlüğe giriyordu.
d. Askerî ve Malî denetim sistemi kuruluyor, askerî güç 50 bin kişiyle sınırlandırılıyordu.
Paylaşım bakımından:
a. Yunanistan'a Gelibolu-Çatalca'ya kadar Trakya, 12 Ada dışındaki Ege adaları ve İzmir,
b. Fransa'ya Suriye ve Kilikya (Çukurova),
c. İngiltere'ye Irak ve Filistin
d. İtalya'ya Antalya ve civarı ile uzun bir kıyı şeridi
e. Ermenilere bağımsız devlet
f. Kürtlere özerklik veriliyordu
Antlaşmanın 37-61 ve 178-179. maddeleri gereğince, Boğazlar; Boğazlar Komisyonu adında, Osmanlı Devleti'nin üye olmadığı, deniz araçlarının Boğazlardan ve Marmara'dan geçişlerini denetleyecek tüzel kişiliği, bayrağı, polis kuvveti, bütçesi olan vergi koyma yetkisi bulunan uluslararası bir kuruluşun denetimde olacaktı. Osmanlı topraklarından Edremit Körfezi, Bandırma, Mudanya, Gemlik, İzmit, İstanbul, Çatalca ve Karacaköy'ün dahil olduğu yerler askersizleştirilerek, Boğazlar Bölgesi'ni oluşturacaktı. Boğazlar Komisyonu'na İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ikişer üye; Yunanistan ve Romanya birer üyeyle katılacaklardı. Antlaşmanın 152 ve 195. maddelerine göre, Osmanlı Padişahının muhafız birliği yaya ve atlı olarak 700 kişiyi geçmeyecekti. Bu sayı Vatikan'da bulunan Papa'nın muhafız sayısı ile bir tutulmuştu! İzmir ve civarının yönetimi 5 yıllığına Yunanistan'a verilmişti. Beş yılın sonunda ise 83. maddede belirtildiği üzere, bir halk oylaması ile Yunanistan'a geçmesi oylanacaktı. Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere, Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a; Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecekti. Osmanlı Ermenistan Cumhuriyeti'ni tanıyacak; Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek (Başkan Wilson 22 Kasım 1920'de verdiği bir kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a vermişti). Osmanlı, savaşta veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecekti. Bu antlaşma ile Türklere bırakılan topraklarla, Türkiye bir “İç Kara Devleti” olarak tasarlanmıştı ( Mehmet Şükrü Güzel, “ESAM, I. Dünya Savaşı'nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu”, s. 130).
Kanal A Haber'de, Sevr'in bu hükümlerinin hatırlatılmasını önemli bulduğumuzu belirtmeliyiz. Umarız, artık Lozan'ı küçümsemezler!
Sevr Antlaşmanın uygulanması için, Sadrazam Damad Ferid Paşa, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a yazdığı mektupla bir öneride bulunur. Buna göre “İngiltere'nin desteğiyle, Müttefik subayların komutasında, 40.000 kişilik bir kuvvet kurulacak ve bu kuvvet İngiliz donanması tarafından Anadolu'ya taşınacaktır. Bu iş için, İngiltere Türkiye'ye 20 milyon Türk Lirası kredi açacaktır.”
İngiltere gerçek dışı bulduğu bu öneriye sıcak bakmaz. Hâlbuki, daha Sevr Antlaşmasının hazırlanması sırasında, Nisan 1920'de, San Remo Konferansında, askerî uzmanlar durumu enine boyuna incelemişler ve buna göre Türklere Sevr'i kabul ettirebilmek için en az 27 tümen askere (ki bu da bir tümen 15.000 kişi hesabıyla 405.000 askere tekabül etmekteydi) ihtiyaç olduğunu rapor etmişlerdi. Müttefiklerin böyle bir kuvveti toplamaları ise mümkün değildi. (Bilâl N. Şimşir, “İngiliz Belgeleri ile Sakarya'dan İzmir'e”, s. 61).
Fakat Osmanlı sadrazamı 40.000 askerle Sevr'i Anadolu'ya kabul ettireceğini düşünebilmekteydi! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?