GİRESUN SPOR TARİHİNDEN KESİTLER ( I ve 2 )

Giresun’da ilk Spor Kulübü 1914 yılında “İdman Yurdu” adı ile kurulmuştur. Bir yıl kadar faaliyet gösteren kulüp sadece adı ile kalmış ve hiçbir sportif etkinlik düzenlemeden kapanmıştır. Bu süre zarfında ise ismini tespit edemediğimiz bir maliye muhasebecisi tarafından idare edilmiştir.
Giresun’da kurulan ikinci kulüp ise “Gençler Birliği” adını taşımaktadır. 1337 (1921) yılında kurulmuştur. Kulübün başkanı o yıllarda Dr. Ali Naci Duyduk’tur. Sportif faaliyetlerden çok gençleri araştırmaya yönlendirmek, hitabet yeteneğini geliştirmek, haftalık uzak mesafe gezilerle gençler arasındaki kaynaşma ve dostluk ilişkilerini güçlendirmek amacı ile faaliyetlerde bulunmuştur. Yeniyol’da Tapu Dairesi olarak kullanılan binada hizmet vermiştir. Bu kulüpte çok uzun ömürlü olmamış ve bir yıl içinde kapanmıştır1.
Kurulan ve kapanan kulüplere rağmen amatör çalışmalar devam ediyordu. 135 inci Piyade Alayı bünyesinde kurulan “ Jandarma İdman Gücü” yalnızca futbol değil, atletizm ve güreş dallarında da faaliyet gösteriyordu. Kışla bahçesinde mesai saatleri dışında ve Pazar günleri çeşitli spor müsabakaları düzenleniyordu.


Bir asır önce Giresun’da spor faaliyetleri bayram havasında geçiyordu. Halk bu etkinliklere yoğun ilgi gösteriyordu. 1925 yılında Levazım Yüzbaşısı Sırrı Ünal Bey ve bazı sporseverlerin gayreti ile 182 üye tarafından kurulan Giresunspor3 ve Hilalspor dışında çok fazla kulüp olmasa da; sürükleyici bir gençlik ve çok renkli bir spor hayatı vardı. Çeşitli sosyal faaliyetler de yürüten kulüplerin kuruluş tüzüklerinde futbol, voleybol, atletizm, yüzme, kürek ve güreş gibi spor dalları da yer alıyordu.
Salim Süha Göksan; o yıllarda Giresun’da ilköğretim müfettişi olarak görev yapıyordu. Yazarlık ve şairlik yönü de bulunan Göksan’ın, Aksu Dergisi başta olmak üzere yerel gazete ve dergilerde makaleleri ve şiirleri de yayımlanıyordu. Salim Süha Göksan 1940 yılındaki bir makalesinde 1930’lu yıllardaki Giresun spor hayatını söyle anlatıyordu:
“ Maç günleri Kumyalı’dan Teyyaredüzü’ne kadar olan yolda, kadın, erkek çoluk çocuk, bütün Giresun halkı bir sel halini alır; otomobiller, kamyonlar karadan, motorlar, kayıklar ise denizden, durmadan dinlenmeden adam taşırdı...
Spor günlerinde sahanın etrafına yeşil yapraklı dallardan çardaklar yapılır, çadırlar kurulur, tribünler hazırlanır, Vilayetin bütün büyükleri ile birlikte, tekmil halk candan bir spor âlemi yaşardı...
Trabzon, Samsun ve Ordu’nun gençleriyle boy ölçüşen Giresun delikanlıları bu vesile ile şehre birkaç gün bayram havası yaşatırlardı. O senelerde Türkiye birincisi olan Ankara “Muhafız Gücü” Takımı bile bizim spor sahasından az daha mağlup bir netice ile dönecekti... O zamanın mümtaz sporcularını adlarıyla şanlarıyla, fiyakalı tavırları, tunç gibi vücutlarıyla adeta hatırlıyor gibiyim... Faruk’lar, Osman’lar, Sebahattin’ler, Fitil Oğuz, Kaleci İbrahim, santra haf Selahattin gibi Türkiye’nin büyük spor kulüplerinin birinci takımlarında bile memnuniyetle yer alabilecek sporculardı4.
Bir deniz şehri olan Giresun’da elbette Karayel rüzgârları gibi güçlü, kürekçiler ve yüzücüler de vardı. İskelebaşı’ndan başlayıp, Teyyaredüzü’ne kadar uzanan ve o yıllarda İspanyol sahilleri diye adlandırılan kumsallar dillere destandı. Şehrin doğu yakası ise Ağ Burun’dan (Tor Burnu) Çerkez’e, Ermeni Boğazı’ndan Kırmızı Taş’a, Halil Taşı’ndan İnciraltı’na, Sargan Yalısı’ndan Atlama Taşı’na ve Canoğlu Fener’den, Çatakaltı’na kadar dantela gibi işlenmiş koylarla doluydu. Bir tarafta çakıl, bir tarafta kayalık ve diğer tarafta eşsiz kumsallar yakamoz yürekli denizcilerin yetişmesi için yeterliydi5. Biliyorum bu sözler size çok ilginç gelecek ama Lendonuz, Karagöz, Kötek, Lağbune ve Bavra avlağı olan bu koylar kucağında taşla deniz dibinde yürüyen Giresunlu gençlerin de gezinti yerleri idi.
O yıllarda şairliğinin yanında inceleme araştırma yazıları ile karşımıza çıkan Şükrü Turgut (Sarıbayraktaroğlu) dönemin deniz oyunları ve sporları üzerine yazdığı bir makalesinde Giresun deniz sporları adına önemli konulara değiniyordu.


“Giresun denizcilikte çok ileri idi. Denizde her çeşit yüzme tatbik edildikten başka, küçük kayıklardan hatta minik çamaşır teknelerinden tutunuzda vapurlara yük taşımakla yükümlü olan gebeş karınlı, dik kulaklı çaparlara varana kadar senenin muayyen bir gününde yarışlar tertip edilir, birinci ve ikinci gelenlere ikramiyeler, mükâfatlar verilirdi. Bu yarışlarda birinci ve ikinci gelen reisler namlanırdı.
Denize uzatılan yağlı direğin ucuna bağlanan parayı almak için uca kadar yürüyerek gitmeye çalışanlar heyecanla takip edilirdi.
…Teknelere gelince, bunlarla viya koşmak daha çetindi. Tekneler çok defa dalgaların üzerinde çevrilir, küçük süvarisini dalgalara terk ederdi. Bu sefer; bu küçük denizciler hem kendilerini hem de teknelerini kurtarma zorluğu ile karşılaşırlardı. Fakat hiçbir vakit teknenin dalgalara kaptırıldığı, küçük denizcilerin alt olduğu da görülmezdi. Yelken dolduran rüzgârlı havalarda, Hacıhüseyin Mahallesi Çerkez (evvelce birçoklarının Cuma günleri gezmeye gittikleri şehrin bir saat kadar şarkında bir fındık bahçesi) ve ada arasını yelkenli kayıklar doldurur ve yarışırlardı. Şehrin garbında, Kumyalı tarafında da İskele’den Çıtlakkale’ye doğru yahut Çıtlakkale’den bu taraf yarışırlardı.
Bazen sahile pek yakın mesafede kayıkların, demir gibi gençlerin pazu kuvvetleriyle ok gibi fırlayıp gittikleri, birinci gelenlerin giyimli olarak denize atladıkları görülürdü.
Kucağına taş alarak bir zaman denizin dibinde yürümek. Soluk gitmek. Bunda 40 metre kadar denizin altından gidebilenler vardı.
Uzak mesafelere gitmek ( Denizde Mukavemet Yarışı) işi de pek muvaffakiyetli idi. Hacıhüseyin tarafındaki Yelkenliler Limanı’nda yatan çifte direklere ve Barko’lara ( Dört Direkli Yelkenli) gidilir ve gelinirdi ki bu mesafe gidiş geliş en az 5000 metre kadar tutardı.
Hacıhüseyin tarafında Büyük Ada’ya gidip gelen yüzücüler de vardı. Kaymakamzade Mehmet Bey’in yeğeni Ahmet Ağa bunlardan birisiydi. Bu mesafe kürekli kayıklarla son sürat gitmek şartıyla gidiş geliş en az 3 saat olduğuna göre yanında hiç kayık olmadan gidip gelebilmek! Bugün en ileri sportmenlerin de kıramayacağı bir rekordur6.”
Giresun Spor Tarihi elbette halkbilim açısından da incelenmelidir. Ancak 1930 ve 1940’lı yılları kapsayacak bir alan çalışması artık mümkün değildir. Çünkü o günleri yaşayan kaynak kişi bulmak neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu aşamada bilgiler ancak ikinci nesilden alınabilir ki dedelerin ve babaların anlattıklarından hafızalarda kalan kültür taneleri bizler açısından son derece önemlidir. Bu vesile ile Giresun’un hafızası, duayen gazeteci rahmetli Hasan Öğütçü tarafından oğlu Ahmet Hamdi Öğütçü’ye aktarılan ve bir Yeşilgiresun Gazetesi Sohbeti’nde eski günleri yâd ederken Ahmet ağabeyimden dinlediğim anekdotu sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum.
Hasan Öğütçü amcamızın baba evi o yıllarda şimdiki Cemal Gürsel Caddesi’nde Esnaf İşhanı’nın karşısında bulunmaktadır. Yakın komşularından biri ise kadayıf işi ile iştigal eden bir esnaftır.
Yine bir spor etkinliği vardır ve kadın erkek, çoluk çocuk yollara düşmüş, Teyyaredüzü’ndeki saha kenarında yerlerini almaya başlamışlardır. Kadayıfçı ağabeyimizin annesi de bu kafilenin içindedir. Sahaya vardığında bulduğu uygun bir yere oturur. O günlerde sahanın etrafında seyirci ile sporcuların arasında herhangi bir çit yâda korkuluk bulunmamaktadır. Yani taraftarlar ve sporcular iç içedir.
Rakip takım ise komşumuz Ordu’dur. İki takım arasında geçen zorlu bir mücadele sonrasında; Giresun Ordu’yu bir farkla yenmiş ve maç sona ermiştir. Ordulu sporcuların, yenilginin verdiği moral bozukluğu içinde maçın kritiğini yapmaya başladıklarını ve bir futbolcunun da ağladığını gören annemiz onlara yaklaşır ve şöyle der:
“Evlatlarım ağlamayın. Sizde çok güzel oynadınız. Ama ne yaparsın KABAĞIN FERİ ile futbol bu kadar oynanır. Siz bence bir sonraki maça gelirken kadayıf yiyin7.

Kaynaklar
Kaynak Dergi ve Kitaplar:
1 Şükrü Turgut, Aksu Dergisi, Haziran 1940, sayı: 21-5, sayfa: 24, cilt II, Giresun
2 Ö. Erden Menteşeoğlu, Giresun Spor Tarihi, Yayımlanmamış eser.
3 Ö. Erden Menteşeoğlu, Giresun Spor Tarihi, Yayımlanmamış eser.
4 Salim Süha Göksan, Aksu Dergisi, 01.04.1940, sayı: 19-3, sayfa: 1, cilt II, Giresun
5 Ö. Erden Menteşeoğlu, Giresun Spor Tarihi, Yayımlanmamış eser.
6 Şükrü Turgut, Aksu Dergisi, Mayıs 1940, sayı: 20-4, sayfa: 23,24,26, cilt II, Giresun
7 Ahmet Hamdi Öğütçü ile 15.07.2020 tarihinde yaptığımız görüşmede aktarılanlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Gazi Menteşeoğlu --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?