ZAMAN

Sözlüklerde “Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit” olarak tanımlanır, zaman. Bu ilk tanımının dışında “ an, dem, çağ, mevsim, devir, dönem, evre, süreç” gibi yan anlamlarından da söz edilir.

Sözlüklerde “Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit” olarak tanımlanır, zaman. Bu ilk tanımının dışında “ an, dem, çağ, mevsim, devir, dönem, evre, süreç” gibi yan anlamlarından da söz edilir.
Zaman geniş, derin bir kavramdır. Uzayda zaman kavramı başkadır, dünyada başka… Sümerliler Ay yılını, Mısırlılar Güneş yılını bularak zaman kavramını sisteme bağlamışlar. Ay ya da kamer yılı Ay’ın Dünya’nın çevresinde dönüşü ile ilgilidir; Güneş yılı, Güneş çevresinde dönüşüyle. Ay yılı güneş yılından on bir gün eksiktir. Hicri takvim ay yılını, miladi takvim güneş yılını esas alır. Cumhuriyet öncesi hicri takvimi kullanmış atalarımız. Biz, miladi takvimi kullanıyoruz.
Dünya, Güneş çevresindeki turunu yirmi dört saatte tamamlar. Bir saat altmış dakika, bir dakika altmış saniye, bir saniye altmış salise… Yaşam, bu zaman boyutuna ve dilimine göre biçimleniyor. Bir saniye, bir dakika, bir saat, bir ay derken mevsimler geçiyor, yıl tamamlanıyor.
Gerçek zaman dışında bir de içimizde olan zaman var. Ruhsal durumumuzla, duygumuzla, düşüncemizle algıladığımız, bu zaman dilimi saat dilimine uymuyor. An geliyor zaman geçmek bilmiyor; an geliyor su gibi akıyor… Öğütüyor, değiştiriyor, dönüştürüyor. Cahit Sıtkı “Nasıl da değişiyor zamanla insan!” diyerek zamanın insanı nasıl yorduğunu, yıprattığını, değiştirdiğini kaygılı bir dille dile getiriyor. Devamında, “Hangi resmime baksam bin değilim / Nerede o günler, o şevk, o heyecan? / Bu güler yüzlü adam ben değilim / Yalandır kaygısız olduğum yalan!”…
8. Yüzyılda adına dikilen anıtta Göktürk Kağanı Kül Tigin zaman kavramı ile ilgili şöyle söylüyor: “Öd tengri yaşar kişi oglı köp ölgeli törümiş”. Zamanı Tanrı yaşar kişi ölmek için yaratılmıştır. Bu söylem daima, beni, insan olmanın erdemleri üzerinde düşündürür. Uzun sanılan fakat çarçabuk geçen ömür, insanı zaman olarak sınırlar. Kalımlı olan Tanrı’dır. Öyleyse iyi düşünmek, iyi ve yarlı işler yapmak, iyilik etmek, güzelden, güzellikten yana olmak, saygılı olmak, sevgiyi ve merhameti öne çıkarmak gerekir. Bu yaşamı anlamlandırır, insanı yüceltir. Yaptığı iş, uğraş, buluş kimi insanları sınırlı olan biyolojik yaşının ötesinde geçirir. Yunus Emre böyledir, Fatih Sultan Mehmet böyle… Adına anıt dikilip kitabe yazılmasaydı Kül Tigin günümüze ulaşabilir miydi?
Günümüzde, dünya ile ilgili zamanı gösteren saattir. Bizim yaşamımız saate bağlıdır, bir bakıma. İş saatimiz, ev saatimiz, uyku saatimiz… İnsanoğlunun en önemli buluşu nedir diye sorulsa kuşkusuz ‘saat’ derim. Bu buluş dört bin yıl öncesine uzanır. Sümerler güneş saatini bulmuş. Gün boyu güneş alan bir alana dik bir çubuk dikip, güneşin açısına göre çubuğun gölgesinin uzayıp kısalmasını gözleyerek zamanı dilimlere ayırmışlar. Sonrasında su saati, kum saati derken on altıncı yüzyılda mekanik saatle tanışmış, dünya. Böylece yalnızca gündüzü değil geceyi de gösteren, bir günü yirmi dört saat dilimine, saat dilimini dakikaya bağlayan saatler yapılmış. Duvar saati, masa saati, cep saati, kol saati. Çalışma sistemleri kurmalı, pilli, sarkaçlı, sallamalı güzel, estetik saatlerin tıkırtılarıyla zamanın akışı arasında bir ritim yakalanmış… Tik tak, tik tak, tik tak… Bu buluş, günümüzde zamanı çok hassas, hatasız gösteren sessiz bir alete evirilmiş: dijital saat!
Yaşamımız zamana bağlıdır. Zaman kavramı hepimizle ilgilidir. Hepimizi bağlar. Ozanlarımızın dilinde zaman kavramı bir başka boyutta algılanır; bir başka estetik boyutta anlatılır. Enis Behiç Koryürek “Hatıra” şiirinde, zaman penceresinden sevgiliye seslenir:
Geçsin günler, haftalar,
Aylar, mevsimler, yıllar...
Zaman sanki bir rüzgâr
Ve bir su gibi aksın...
Sen gözlerimde bir renk
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın…
Ozan Oruç Aruoba, “Her şeyi yazarım da / zamanı yazamam- / o yazar çünkü / beni” der. Gerçekten de insanı anlamlandıran, yazan, çizen, yaşatan zamandır. Biz zamanı yazıyoruz sanısına düşsek de gerçek olan şu ki zaman bizi yazar: Şiir, öykü, roman, masal… Olmaz ya bir an zamanın durduğunu düşünelim. Bizler ve her şey durmaz mı? Öyleyse yazılan bizim şiirimiz, bizim öykümüz, bizim romanımız, bizim masalımız… değil zamanın şiiri, öyküsü, romanı, masalıdır…
Ahmet Muhip Dranas’ın belirttiği gibi “ saat çalar, zaman yürür”:
Saat çalar, zaman yürür,
Ben susarım, otururum;
Saat çalar, zaman yürür.
Geçen günler, aylar, yıllar
Ve yüzyıllar, ben dururum;
Geçer günler, aylar, yıllar…
Kuşkusuz, zaman süregelen bir süreç! Canlı, cansız her varlık zamana bağlı, zamanla sınırlı. Biz insanlar zaman kavramını bilen, algılayan, anlayan, sistemleştiren varlıklarız. İçine bulunduğumuz zaman deryasına yüzen minicik bir damlacığız. Deryada karışmadan önce zamanı iyi değerlendirmek de zamanı boşa tüketmek de elimizde.
Yaş aldıkça zaman kavramını daha iyi anlarız. Bu derin boyutlu kavram düşüncemize, duygumuza, birikimimize, kültürümüze göre anlam taşır. Bir kültür varlığı bizi yıllarca geriye götürür; bir büyük tasarım yıllarca ileriye… Ya da anı yaşarız doya doya… Bursa’da, zaman sarmalına düşer, Ahmet Hamdi Tanpınar:
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Öyle ki ne zamanın içindedir ne de zamanın dışındadır. Tekparça, geniş bir zaman diliminin parçalanmaz akışındadır, Tanpınar. Cami, şadırvan, duvar, Orhan zamanından kalmadır. Bir anda kendisini geçmiş zamanın sıcak atmosferine bulur. Gün, saat, mevsim bir anda toplanmış; geçmiş zamanın sihrini yaşamaktadır. Öyle ki bu tarih dokusu Tanpınar’ı duygulandırır, heyecanlandırır:
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
Nakleder yâdını gelen geçene.
Ozanın duyuş, seziş, algılayış diliyle söylersek “Su sesi ve kanat şakırtısından / Billur bir avize Bursa’da zaman”… Yeşil Türbe, zamanla çinilere sinmiş Kur’an sesi, fetih günlerin saf neşesi... Geçmiş zamanı anlatan tarihsel doku ve mutlu, gülen zamanları duyumsatan soyut algılar… Tanpınar, tarihin gülümseyen izdüşümü bu rüyanın bitmemesini ister. Sevdiği ile baş başa, burada; bu etkileyici, büyüleyici, derin hazlar veren tarihsel ortamda, son uykusunu uyumaktır, son arzusudur. Ve şiiri şu duygulu, sıcak dizelerle tamamlar:
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde... ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevi ahenk!
Bir ilah uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette
Belki de rüyası büyük cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin…
Murathan Mungan “Takvim düzeni herkes için aynı olsa da, zaman herkesin içinde başka türlü ilerler.” demiş. Evet, öyledir. Gerçek zamanı gösteren takvim ve saat dışında insanın içinde oluşan, akan ya da duran başka bir zaman dilimi vardır. Bu Tanpınar’da böyledir, diğer ozanlarda da, sıradan insanlarda da… Mevlana “Ayrılık içinde insanın gözünü açıp kapayıncaya kadar geçen zaman yıl gibi gelir.” çıkarımında bulunurken içimizdeki akan değil duran zamanı dile getirir. Üzüntülü, sıkıntılı anlarda zaman geçmek bilmez; mutlu, huzurlu anlarda su gibi akar.
Vakit ya da zaman aynı kavramdır. Kiminin vakti yoktur, kiminin zamanı çok… Gülten Akın “ Ah, kimsenin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” dizeleriyle seslenir. Gerçekten durup ince şeyleri anlamaya vaktimiz yok mu? Zamanı nasıl algılıyoruz, nasıl değerlendiriyoruz? Zamanı nasıl yaşıyoruz? Zamanın ruhundan ne anlıyoruz? Zamanın değerini, kıymetini biliyor muyuz? Bir Arap atasözüdür, “Zamanın değerini yapacak işi olan bilir” söylemi. Benjamin Franklin “Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa geçirmeyin, çünkü zaman hayatın ta kendisidir” diyerek “yaşam ve zaman’ kavramları üzerine söz söyler.
Zaman kavramı ile ilgili çok şey söylenebilir, çok şey yazılabilir. İnsan zamanla çok şey öğreniyor; öğrendikçe duruluyor, hoş görüyor, olgunlaşıyor, iyimserleşiyor. Duygu ırmağında yıkanıyor; sevgi denizinde yüzüyor. Yaşamın değerini, anlamını daha iyi kavrıyor. Mevlana “ Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim” diyor. Öyle ki zamanla yarışılmaz, barışılır, ancak!
Ozan Salih Erdem, bir başka açıdan yaklaşır, ‘zaman ve insan’ kavramına:
Değirmen gibidir zaman dediğin
Oluktan düşünce çark edemezsin
Döndürür başını sonsuza değin
Ömrünü öğütür fark edemezsin.
Bilgece bir yaklaşımla dörtlükte zaman değirmene benzetilir. Oluktan düşünce yani dünyaya gelince, zaman sarmalına girer insan. Bundan kaçış, kurtuluş söz konusu değildir. Değirmen ömür öğütür. Çoğumuz yaşlanmadan öğütüldüğümüzü fark edemeyiz. Yaşlanınca da “Gençlik kuş idi, uçtu tutamadım, ihtiyarlık tuz yükü, kimseye satamadım.” diye geçen zamana içerleniriz.
Veysel’in söylemi ile bizler için “iki kapılı bir han”dır, zaman. Yani sınırlıdır bir anlamda. Sıkıntılarımız, mutluluklarımız, sevgimiz, sevincimiz, üzüntümüz, korkumuz, kaygımız hep zamana bağlı. Bizler için ölçülebilen bir dış zaman bir de ölçüye, tartıya gelmeyen bir iç zaman söz konusudur. Ölçülebilir aşkın zaman saat, gün, ay, yıl, yıllar… Ya ölçüye, tartıya gelmeyen içkin zaman?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özcan Temel --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?