İNGİLTERE İSTANBUL'U PAZARLIKLA MI BOŞALTTI? (2)

İNGİLTERE, TÜRKİYE'YE KARŞI NEFRET DUYGULARI İÇİNDEYDİ!
Dönemin dünya gücü, 'üzerinde güneş batmayan imparatorluk' olarak nitelendirilen İngiltere; Osmanlı İmparatorluğu'nun, tarafsızlığını sürdürerek, harbin dışında kalmasını istiyor ve bunu kabul ettiği takdirde, harbin sonuna kadar, Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü garanti ettiğini bildiriyordu! Fakat 'Tek Adam' Enver Paşa'nın kararıyla, Türkiye Almanya'nın müttefiki olarak Cihan Harbi'ne katıldı! Harbin 4 yıl sürmesi, bizim de katılmamız yüzündendir. Harbin uzaması İngiltere'nin sömürgelerinde büyük güçlüklerle karşılaşmasına sebep olmuştur.
Kut'ül Amare'de (29 Nisan 1916), İngiltere'ye, tarihinin en büyük mağlubiyetini tattırmıştık. Çok üstün İngiliz kuvvetleri, 4 yılda ancak, Musul önlerine kadar gelebilmiş; keza, üstün kuvvetlere sahip İngiliz ordusu, Suriye ve Filistin cephesinde de güçlükle ilerleyebilmişti. Mısır'a 300 bin kişilik bir kuvvet yığan İngilizler, Mart ve Nisan 1917'de, Gazze'de yapılan savaşlarda da, hiç beklemedikleri bir yenilgi almışlar ve 10.000 askerlerini kaybetmişlerdi. Türklerle yaptığı savaşlarda İngiltere'nin kaybı ölü, yaralı ve esir olarak 262 bin kişidir. Subay kaybı 13 bin kişiyi aşmaktadır. Bu nedenle İngiltere, Türkiye'ye karşı büyük bir öfke içindeydi. Tabiî, bütün bunlara, Batı'da hâkim olan Türk düşmanlığını da eklemek gerekir! Bu düşmanlığın arkasında, emperyalist çıkarların bulunduğu muhakkaktır. Türkler Avrupa'da ilerlerken, Batı Türk'ü taklit ediyordu. Fakat sanayi devrimini tetikleyen keşiflerden sonra, Batı yükselmeye başlayınca, genişlemesinin önünde çok büyük bir engel olarak gördüğü Türk'ü 'barbar' olarak nitelendirmeye başladı! Çünkü, Batı'ya karşı dünyada, Türk'ten başka direnen bir güç yoktu.
İngiltere Başbakanı Lloyd George anılarında, Türk-İngiliz savaşının önemi hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır: “İngiltere İmparatorluğu için, Türkiye ile savaşın özel bir önemi vardı. Osmanlı Halifesi, İslâm Dünyası'nın başı idi ve İngiltere İmparatorluğu içinde her yerden çok Müslüman vardı. Bu yüzden, bizim Türkiye ile savaşımız nazik bir işti. (…) Doğudaki prestijimiz bakımından, Türklerin bize savaş ilân eder etmez yenilip itibarlarını yitirmeleri çok önemli idi. Türk Ordularının üç sefer yılı boyunca, eş koşullar altında bizi arka arkaya bir takım savaşlarda yendikten sonra, ancak ezici sayıda kuvvetlerimizce, sonunda yenilmiş olmaları, Doğuluların kafasında kötü bir izlenim bırakmıştır” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 97).
İngiltere, harbin sona ermesinden sonra da, Osmanlı İmparatorluğu'nun ölüsünün bile, İslâm Dünyası'nda etkili olabileceğinden korkmaktaydı. Lord Curzon 29 Mart 1920'de bunu şu sözlerle dile getirir: “Türkler için askerlik mesleği tamamen kapanmıştır. Kuşkusuz, Türkler askerlik yapmak isterlerse, başka bir yere gidebilirler. Fransız Lejyonu onları kabul edecektir. Ne var ki, İngiltere, buna dahi karşıdır. Çünkü, Türkler öteki düşmanlarımızdan farklıdır. Yeniden Türkiye'de askerî bir dönem açılabilir” (Avcıoğlu, age. s. 106)!
Osmanlı'yı mağlup eden İtilâf Devletlerinin yayımladıkları şu bildiri de, Türk düşmanlığının boyutlarını göstermektedir: “Tarih boyunca hangi ülke Türklerin eline geçtiyse, o ülke maddî ve kültürel geriliğe gömülmüş, hangi ülke Türklerin elinden kurtulduysa maddî ve kültürel bakımdan yükselmiştir. Tarih boyunca Türkler, ellerine geçirdikleri ülkeleri geliştirmemiş, yıkmıştır; çünkü, Türklerde geliştirme yeteneği yoktur, yalnızca yıkmayı, savaşmayı bilirler.”
Bu bildiriyi İngiltere, Fransa, Amerika, İtalya, Yunanistan, Japonya ve Sırbistan imzalamışlardı.
Birçok Batılı devlet adamı, Kilisenin de etkisiyle, Türk düşmanı idiler. İngiltere Başbakanı Llyod George da amansız bir Türk düşmanıydı. Şu değerlendirme Times Gazetesi'ne aittir: “Llyod George'u ideolojik etkilerin de yönlendirdiği kuşkusuzdur. Bu adam, dar kafalı, yobaz Hıristiyanlık anlayışı yüzünden, ister Yunanlı, ister Bizanslı olsun, her Hıristiyan'ı seçkin bir yaratık olarak görmekte, Türklere ise, 'Tanrı'nın belâları' gözüyle bakmaktadır” (Ahmet Akgül, “Bizim Atatürk”, s. 221).
Türkiye'ye ve Türk Milletine karşı böyle bir bakışa sahip İngiltere, mecbur kalmasaydı İstanbul'u Türklere bırakır mıydı?
İNGİLİZ GENEL VALİSİ İSTANBUL'UN BOŞALTILMASINI İSTEMİŞTİ!
İstanbul'un İngiltere'nin işgali altında bulunması bütün İslâm dünyasını ve özellikle Hindistan'ı ayağa kaldırmıştı. Hintli Müslümanlar; Gandi ve Nehru gibi Hindu liderlerin önderliğinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğü ve Hilâfet için mücadele etmişlerdi. 17 Ekim 1919'da bütün Hindistan'da, Türkiye için oruç tutulup, dua edilir. Sevr Antlaşması imzalanınca, bu antlaşmayı yırttırmak amacıyla, Hindistan'da bir pasif direniş kampanyası başlatılır. Hindistan Millî Kongresi 1920 yılında, 15 bin delegeyle toplanarak Gandi'nin, 'işbirliğinden kaçınma programını' millî program olarak benimser. Milliyetçi adayların hepsi seçimlerden çekilir. Seçmenlerin yüzde 80'i oy kullanmaz. İngiliz malları boykot edilir. Bunun üzerine, Hindistan Kral Naibi Lord Reading, ülkedeki İslâm duygusunun şiddetini ileri sürerek, 'İstanbul'un boşaltılmasını, kutsal yerler üzerinde Halife'nin hâkimiyetinin tanınmasını, Trakya ve İzmir'in geri verilmesini' Londra'ya yazar (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 89)!
İNGİLTERE, SÖMÜRGELERİNDEN ASKER İSTEĞİNE CEVAP ALAMAMIŞTI!
Churchill (Çorçil), 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz'un büyük bir zaferle sonuçlanmasından sonra, Türk Ordularının ilerlemelerini sürdürerek, İstanbul'a girmelerinden endişelenip, Kanada, Avustralya ve Güney Afrika gibi eski sömürgelerinden, Türklerin durdurulmaları için asker yardımı istemişti. İngiltere Başbakanı Lloyd George, Büyük Taarruz'dan sonra İngiltere Kralına gönderdiği bir raporda, 'Kemalistlerin Çanakkale'ye yapabilecekleri saldırıdan' söz etmekteydi (Hasan İzzettin Dinamo, “Kutsal Barış”, Cilt, I, s. 25, 27)!
İngiltere'nin asker talebine, hiçbir sömürgesinden olumlu cevap gelmemiştir!
İNGİLİZLER GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER!
Mütarekeden sonra, Adana'dan tren yolu ile İstanbul'a hareket eden Atatürk, Haydarpaşa garına indiğinde, tarihler 13 Kasım l918'i göstermekteydi. Aynı gün, İtilâf Devletleri donanması da İstanbul önlerine gelmişti! Atatürk Boğaz'da, topları Dolmabahçe sarayına çevrili olarak demirli bulunan, aralarında, Yunanlıların meşhur Averof zırhlısının da bulunduğu düşman donanmasını görünce, yaveri Cevat Abbas'ın şahit olduğu şu sözleri söyleyecektir: “Bir gün de, geldikleri gibi giderler” (Şevket Süreyya Aydemir, “Enver Paşa”, Cilt III. s. 512)!
Öyle de olur! İstanbul'u işgal eden İtilâf Devletleri, 6 Ekim 1923 tarihinde, Türk Bayrağını selâmlayarak, kutsal vatan topraklarını terk etmek zorunda kalırlar. İngiliz askerlerinin İstanbul'dan ayrılışına şahit olan kibirli İngiliz subayı Yüzbaşı Armstrong, duygularını şu sözlerle dile getirecektir: “Ruhumun isyan ettiğini duyuyorum. Türkler, sanki Kanunî Sultan Süleyman devrinde imişler gibi düşünüyorlardı. İngiltere İmparatorluğu şerefinin, bütün Asya'ya karşı çamurlara yuvarlanması gururumu yaralıyordu” (Falih Rıfkı, “Çankaya”, s. 338)!
İngiliz işgal kuvvetlerinin, bayrağımızı selâmlayarak İstanbul'u terk etmek zorunda kalması, İngiliz subayı Yüzbaşı Amstrong'u işte böyle üzmüştü!
'İngiltere İstanbul'u niye terk etti?' diye soran Abdurrahman Dilipak'ın, muhtemelen bunlardan haberi bile yoktur!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?