İNGİLTERE İSTANBUL'U PAZARLIKLA MI BOŞALTTI? (1)

TELE I'de katıldığı bir programda, yazar Abdurrahman Dilipak, “İngilizler İstanbul'u niye terk etti?” diye bir soru sordu fakat cevabını vermedi! Amacı muhakkak ki, kafalarda soru işareti yaratmak!

TELE I'de katıldığı bir programda, yazar Abdurrahman Dilipak, “İngilizler İstanbul'u niye terk etti?” diye bir soru sordu fakat cevabını vermedi! Amacı muhakkak ki, kafalarda soru işareti yaratmak! Ne yazık ki, programı yöneten sayın Namık Koçak da, sözlerini açmasını istemedi! Hâlbuki istemeliydi. Abdurrahman Dilipak gibi tipler, Atatürkçü olduklarını iddia edenler tarafından ya ekranlara hiç çıkarılmamalı, ya da, ekrana çıkarıldıklarında, Atatürk hakkında çirkin imalarda bulunmalarına izin verilmemelidir.
Dilipak zihniyetindekilerin bir başka iddiaları da, Lozan'ın gizli maddeleri olduğudur! Şu meşhur, 'süresi 1923'te dolacak olan yüz yıllık Cumhuriyet' de bu yalanlardan birisidir. Amaçları, Atatürk'ün Büyük Zaferini ve Cumhuriyet Devrimini değersizleştirmektir! Bu sözde İslâmcılar öyle bir ideolojik bağnazlık içindeler ki, Atatürk karşıtlığıyla, Emperyalizme hizmet ettiklerinin belki de farkında bile değiller!
NE İSTİKLÂL HARBİNİ BİLİYORLAR
NE DE ATATÜRK'Ü TANIYORLAR!
İstiklâl Harbi ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa hakkında konuşacak olanlar ve özellikle 'İslâmcı' geçinenler, önce mutlaka, 6 Aralık 1921'de, bir Ermeni terörist tarafından Roma'da katledilen, İslâmî hassasiyetleri çok yüksek bir devlet adamı olan, Osmanlı'nın son Sadrazamlarından Said Halim Paşa'nın hatıralarını okumalıdırlar. Said Halim Paşa, Mustafa Kemal Paşa hakkında, hayranlıkla okuduğumuz şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Mustafa Kemal mesleği itibariyle askerdir. Büyük harp esnasında bilhassa İngilizleri en sert şekilde mağlup ettiği Çanakkale'de, kumandan olarak, takdire şayan kumandanlık kabiliyeti göstermiştir. İngilizlerin Türkiye'ye karşı nefretinin temel sebepleri, bu mağlubiyetlerin ve Kut'ül Amare'deki (29 Nisan 1916) teslim oluşlarının acı hatıralarıdır. Burada (Çanakkale'de), harekâttaki Ordunun komutanı oluş tarzı, 'tam manasıyla bir adamın' hareketlerini temsil etmektedir. Bu anda, felâket kaçınılmaz bir kader hâlini almıştı. Birkaç taraftan hayal kırıklığına uğramış Başkomutan müşir Liman von Sanders, son çare olarak, bu esnada, alelâde bir Miralay (Albay) ve bir birliğin komutanı olan, ancak askerî kabiliyetini ve sonsuz azmini bildiği Mustafa Kemal'e müracaat etmişti. (….) Aynı günün hemen ertesinde, tepeden inen Mustafa Kemal, bariz şekilde eksik kuvvetleriyle, muazzam bir başarı elde ederek, İngilizleri bir muharebede (9/10 Ağustos 1915 Anafartalar Zaferi) bozguna uğratır ve bu muharebede kazandığı şöhretle, Büyük Harbin en büyük şanlarından birisine sahip olur.”
Said Halim Paşa, daha sonra şöyle devam ediyor: “Mustafa Kemal'in ona şimdiki mevkiini sağlayan başka vasıfları da vardı. Evvelâ önderlik vasıfları. Zira, Mustafa Kemal her şeyden önce bir önderdir ve insanları peşinden sürüklemektedir. İmtiyazlı bazı kişilerin sayesinde, diğerleri üzerinde kuvvetli tesirler tesis ettiği gizemli ihsana sahiptir. Bugün bütün Türkiye, bu büyük adamın etkisi altındadır. Daha bariz vasflarıysa, çelik gibi güçlü bir kararlılık, ileri görüşlülük, durumun ruhî suretini kavrama ve ondan istifade etme çevikliği, şartlara göre gözü peklik ve ihtiyat, canlı ve derin, ama aynı zamanda bilmediklerini tahmin etmesini de sağlayan bir zekâ, zihnî atiklik, ender bulunan iddia ve ispat melekesi; en son olaraksa, eşsiz bir hareket kabiliyeti. Aslına bakılırsa, O, asker olduğu kadar siyaset adamı olarak da birinci sınıf bir taktik uzmanıdır. Son derece azimli ve zafere susamış Mustafa Kemal, mertebesinin durmadan yükselmesini sağlayan, şahsiyetinin bu iki baskın vasfında, bıkmak bilmeyen bir faaliyet ve tükenmez bir kuvveti birlikte barındırmaktadır. Bu şahıs hiçbir zaman yorulmaz, hiçbir zaman yılmaz. Biz, O'nun hareketlerinin zarar verdiği kişiler arasında değiliz. Şimdiye kadar vatan kazanmıştır. Millî bir önder olarak, azim ve vatanseverliğinin onu nereye kadar götüreceğini ise gelecek gösterecektir. Mustafa Kemal, gırtlağına kadar sefahate batmış olmakla suçlanmaktadır. Bu doğru değildir. Belki, sefa meraklısı olabilir. Ancak, Millî Dava'da kendine düşen vazifeyi yerine getirmiştir ve kötü alışkanlıklarından feragat etmiştir. Bu da, göz ardı edilebilecek bir davranış değildir. Onun hayatı, bugün son derece namuslu ve muntazamdır. O, ne olursa olsun, iyiyle kötünün, zaaf ve kuvvetin fazilet ve zaafların bir karışımı dahi olsa, Türkiye O'na sadece hayranlık ve takdirini arz edebilir. Yine de, ne yaparsa yapsın O'nun hakkını ödeyemez.
Hayatta kalışını ve diğer milletler nezdindeki itibarını tekrar kazanışını O'na borçludur. Yine de, muazzam başarısında, milletin payının, onunkinden daha büyük olduğunu ihmâl etmeyelim. Millet O'na, sonuna kadar kullanması için, bitmez tükenmez bir kahramanlık ve coşku zemini hazırlamıştır. Eğer o bir zanaatkâr ise, millet de elindeki aletidir; tevazuu sebebiyle, eşsiz niteliğinin farkında olmayan bir alettir! İşin aslına bakılırsa, Türkiye'nin kurtuluşu ve onun, sönüp kaybolan parıltısıyla, hâlihazırda, son iki yüz yılın acı ve mahcubiyetlerinden kurtaracak talihine doğru yönelişi, milletin ve tabiatın mümtaz kıldığı evlâdının vasıflarının bir araya gelmesi neticesinde gerçekleşmiştir. İnatla, onun bir İttihatçı olduğu iddia ediliyor. Hiçbir şey bundan daha az doğru değildir. Sözün özü, Mustafa Kemal ne İttihatçıdır ne de Bolşevik' tir (“Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı”, s. 69).
Said Halim Paşa'nın, Sakarya Zaferi'nden sonra ve menfur bir suikasta kurban gitmesinden hemen önce, Mustafa Kemal Paşa hakkında yaptığı bu olağanüstü tahlil pek bilinmez. Fakat, İslâmcı kesimin önem verdiği bir İttihatçı Sadrazam tarafından yapıldığı için çok değerlidir. Paşa, Atatürk'le Türk Milletini ne güzel özdeşleştirmiş. Hiçbir asalet unvanı bulunmayan Atatürk de, bu milletin bir mensubu olmakla iftihar ederdi. Bunu her vesileyle şu sözlerle ifade etmiştir:
“Benim en büyük fahrim, servetim, Türk yaratılmamdır!”
İNGİLİZLER İSTANBUL'U TERK
ETMEYİP DE NE YAPACAKLARDI?
Sayın Dilipak, İngilizlerin, 5 yıllık bir işgalden sonra (13 Kasım 1918-6 Ekim 1923), İstanbul'u terk etmelerinin bir pazarlık sonucu olduğu intibaını yaratmak istiyor.
İngilizler İstanbul'u terk etmeyeceklerdi de ne yapacaklardı? Bizimle savaşacak güçleri mi vardı? Böyle bir iddia da bulunmak affedilemeyecek bir hadsizliktir. İnsan önce bir araştırır. Hâlbuki, dört yıl süren savaşlardan sonra, İtilâf Devletlerinin artık, yeni bir savaşa girişecek güçleri kalmamıştı. Bir strateji ustası olan Atatürk de, bunu çok iyi değerlendirmiş ve gerçekçi hedefler belirleyerek milleti de arkasına almayı bilmiştir. Durum bundan ibarettir.
Celâl Bayar, İngiliz yazarı H. Armstrong'un , “Türkiye Nasıl Doğdu” eserinden, bu konuda şu önemli bilgileri vermektedir: “Hükümetler her taraftan terhis talepleriyle bombardıman ediliyordu. Onun için yeni bir harekete geçmeye imkân yoktu. Türkiye'de İtalyan askeri ilerlerken, İtalyan halkı da sosyalistlerin tahriki ile ayaklanmak üzere idi. Mitingler, grevler birbirini izliyordu. 'Yetişir artık; evlâdlarımızı yanımızda görmek istiyoruz' sesleri yükseliyordu. Zaferden sonra bütün Avrupa gevşemişti!”
Celâl Bayar daha sonra şöyle devam ediyor: “Türkiye'de Mustafa Kemal Paşa, müttefiklerin bu psikolojik durumunu görebilen tek adamdı. Sivas'ta iken arkadaşlarından, İtilâf Devletleri ordularının terhis haberlerini izlemelerini rica etmişti. 'İngilizler ordularını terhise başladılar' denildiği zaman büyük bir sevinç duymuştu. Ona bu müjdeyi veren Hakkı Behiç Bey'e şunları söyler: 'Müsterih olunuz arkadaşlar, işimiz kolaylaştı, düşmanlarımız tekrar seferberlik yapıp üzerimize gelemezler. Buna milletleri müsaade etmez. Karşımızda bir Yunanlılar kalır, ben de onları tepelerim, mesele kalmaz'” (“Ben de Yazdım”, Cilt III, s. 583, S. 587)! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?