HDP / PKK TARTIŞMALARI (11) (SON)

İKTİDAR DOĞRU ADIMLAR ATINCA PKK GÜÇ KAYBETTİ!

İKTİDAR DOĞRU ADIMLAR ATINCA PKK GÜÇ KAYBETTİ!
Çözüm Süreci'nin nelere yol açtığını gördük. Hendek savaşlarında yaşanan o yıkımın yanında, bine yakın da şehit verdik! Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
İktidar, 7 Haziran 2015'teki seçim mağlubiyetinden sonra, PKK'nın üzerine kararlılıkla gitmeye başladı. Bunun neticesinde PKK, şehirlerdeki etkinliğini tamamen yitirdi. Hayat normalleşmeye; esnafın, tüccarın, köylünün yüzü gülmeye başladı. Ayrılıkçılığa verilen tavizlerin, bizi birleştirmediğini; aksine daha da böldüğünü Çözüm Süreci'nde fiilen yaşadık! İktidar da, muhalefet de yaşananlardan gereken dersi çıkarmalıdır.
PKK'ya karşı yürütülen kararlı bir mücadelenin, PKK'ya nasıl güç kaybettirdiğini yaşayarak gördük. Keşke bu irade, başından itibaren gösterilebilseydi! Fakat, bir diğer önemli mesele de, bu dış kaynaklı Terör Meselesini, 'Kürt Meselesi' olarak görenlerle mücadele etmek ve gerçeğin ne olduğunu, bıkmadan usanmadan, başta Türk Gençliği olmak üzere milletimize anlatmaktır. Çünkü karşımızda, PKK terörünü, 'Kürt Meselesi' olarak gören ciddîye alınacak bir kesim var! Vahim olan ise, bu anlayıştaki insanların, bürokraside de etkin olabilmeleridir ki, eski MİT Müsteşar Yardımcısı sayın Cevat Öneş, bunun çok çarpıcı bir örneğidir. Bu zat, 30 Kasım 2010 tarihli “Teke Tek” programında, 'Kürt Sorununun Çözümü' hakkında, ülkemizin bölünmesi anlamına gelen şu vahim tavsiyelerde bulunmuştu:
1.Terör ve Kürt sorununun çözümü için Anayasa ve kanunlarda ne kadar Türk kelimesi geçiyorsa hepsi çıkarılacak! Devletin hukuku içinde hiçbir etnik kimliğe yer verilmeyecek!
2. Eğitim dili Türkçe ve Kürtçe olacak!
3. Anayasanın 66. maddesi değiştirilerek, Türk üst kimliği yerine Vatandaşlık Üst Kimliği kabul edilecek!
4. Barış ortamının kurulabilmesi için, Türkler geçmişleriyle yüzleşip, özeleştiri yapacak!
5. Af kelimesi incitici olacağından, Kandil ve diğer yerlerden gelecek PKK'lılar için uygun bir dil bulunacak!
6. Seçimlerden sonra yapılacak yeni anayasa, insanı ve demokrasiyi esas alarak inşa edilecek!
7. 1982 Anayasasının Başlangıç bölümü tamamen çıkarılacak!
8. Bütün etnik gruplar eşitlik içinde, Anadolu Birliği, Mezopotamya Birliği veya Orta Doğu Birliği gibi ortak bir devlet çatısı altında toplanacak!
9. PKK'nın ilân ettiği eylemsizlik sürecinin devamı için güvence olarak bütün bunlara AKP seçim beyannamesinde yer verilecek ve bir anlamda yeni anayasa seçmenin oyuna sunulmuş olacak!
10. Bu düzenlemeleri kesinlikle kabul etmeyeceği bilinen büyük toplum kesimi, 'Türkler' ikna edilecek!
Görevi Devleti Korumak olan bir bürokrat, bölünmeyi tavsiye ediyor! Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, böyle bir rezaletin örneğini bulmak mümkün değildir.
Şu bizim 'Ucube Demokrasimizde' bakalım daha neler göreceğiz?
Bizim temel meselemiz, Atatürk'ün ölümünden sonra, İsmet Paşa'nın Devr-i İktidarında, Batı ittifakına katılmamızla başlayan süreçte yaşanan millî refleks kaybıdır. 'Geçmişimizle yüzleşelim' gibi densiz önerilerde bulunulabilmesinin nedeni de, işte bu refleks kaybıdır. Dünyanın geçmişi en temiz milleti Türklerdir. Geçmişiyle yüzleşmesi gerekenler; aydınlarımızın hayran oldukları, 'Medeniyetin Temsilcileri ' olarak gördükleri Batılı ülkelerdir.
'Eşit Vatandaşlık' konusundaki düşüncelerin, PKK'ya karşı kararlı bir mücadele başlatılmasına kadar, bazı AKP'liler tarafından da telâffuz edildiğini gördük! Meselâ, Neşe Düzel'le yaptığı bir mülâkatta, Düzel'in, “Vatandaşlıkta Türklük kavramı kalkacak, öyle mi?” sorusuna AKP'li Ayşenur Bahçekapılı, “Tabiî; yoksa demokratikleşmeyi yapamazsınız!” demekteydi! Ne ise ki, Deneme-Yanılma ile de olsa, gerçekler görüldü ve artık PKK'nın üzerine kararlılıkla gidiliyor. Fakat kamuoyu duyarlılığını kaybederse yine başa dönülebilir!
TÜRKİYE KENDİNİ BİR GÜVENLİK ÇEMBERİ İÇİNE ALMALIDIR!
Bugün yaşamakta olduğumuz PKK terörünü ve 'Bağımsız Birleşik Kürdistan' fantezisini, sadece İÇ Cephe'yi güçlendirerek yok edemeyiz. Bir de Dış Güvenlik Meselemiz var! Atatürk'ün ölümünden sonra, Türkiye'yi yönetenlerin rotayı Batı'ya kırmaları; Batı ile kurulan ittifak ilişkilerinin bir bağımlılığa dönüşmesi ve İstiklâl Harbi'nde bize en büyük yardımları yapan Sovyetler Birliği'nin düşmanlaştırılması bizi bugünlere getirmiştir. Türkiye, komşularıyla ilişkilerini yeniden, Atatürk Dönemindeki düzeyine getirmelidir. Atatürk, 1934 yılında Balkan Paktı'nı, 1937'de de, o günün bağımsız Müslüman Devletleri olan İran, Irak ve Afganistan'la birlikte Sadabat Paktı'nı kurmuştu. Atatürk II. Dünya Harbi'nin sonuna kadar yaşamış olsaydı, savaştan sonra bağımsızlıklarına kavuşan Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan'ın; hattâ Libya ve Yemen'in de bu pakta dahil olacakları muhakkaktı. Fakat, ne yazık ki, Türkiye Atatürk'ten sonra, Sovyet Tehdidleri yalanlarıyla, Batı kampına iltihak etmiş ve böylelikle, bin küsur yıldır söz sahibi olduğu bu coğrafyaya sırtını dönmüştür! Bu nedenle de, Demokrat Parti iktidarında Mısır, Suriye ve 1958 yılındaki ihtilâlden sonra da, Irak'la aramız açılmıştır. Bunlardan söz eden yok! Acaba kasıtlı mı yoksa bilmiyorlar mı?
Bin yıllık kardeşliğimiz olan Mısır'ı, Suriye'yi eleştirirken, önce kendi hatalarımız iyi bilinmelidir. 'Efendim, Suriye yıllarca APO'yu besledi' diyenler, önce, Suriye ile ilişkilerimizin nasıl bozulduğunu öğrenmelidirler. Biz, İngiltere ve Amerika'nın çıkarlarını korumak amacıyla kurulan NATO'ya ve BAĞDAT PAKTI'na katılmayarak bölge devletleriyle, Atatürk'ün başlattığı işbirliğini geliştirseydik, olayların çok farklı gelişeceği bilinmelidir.
MISIR VE SURİYE İLE
NASIL DÜŞMAN OLDUK?
1955 yılında, İngiltere'nin petrol çıkarlarını korumak amacıyla kurulan BAĞDAT PAKTI'na girmediği için Suriye'yle ve Mısır'la düşman olduk! Batı ittifakına katılmayarak, tarafsızlık siyasetini sürdürmüş olsaydık, Suriye ile belki de birleşecektik. Önce bu gerçekleri görelim! Suriye sınırımıza mayın döşenmesi de l955 yılından sonradır!
Suriye ile ilişkilerimiz, bu ülke ile 1998'de imzalanan Adana Mutabakatına kadar oldukça bozuk gitti. Fakat bu mutabakattan sonra, ortak Bakanlar Kurulu toplantıları bile yaptık! Avrupa Birliği'nin Şengen anlaşmasına nazire olarak, Türkiye, İran, Irak, Ürdün, Lübnan ve Suriye arasında ŞAMGEN bile gündeme gelmişti! Vatan Partisi Genel Başkanı sayın Doğu Perinçek'in, “Suriyeli yetkililerin Moskova'da kendilerine, Türkiye ile birleşmek düşüncesinde oldukları” şeklindeki açıklamasını da hatırlatalım!
Türkiye, bölge devletleriyle yakın ilişkiler geliştirmeyi başardığı takdirde, ne emperyalist devletler bu coğrafyada bu kadar etkin olabilirler, ne de IŞİD gibi, PKK gibi taşeron örgütler bu coğrafyada barınabilirler! Kemalist bir Dış Politikayla her şey düzeltilebilir. Zaten, Kemalizm'e bu kadar saldırılmasının sebebi de budur.
Bugün yine, milletimizin önüne konulmak istenen İslâmcılık ve Osmanlıcılık, geçmişte denenmiş ve uygulanmalarının mümkün olmadığı görülmüş boş hayâllerdir. Kemalizm'in, bütün bu tecrübelerin ışığında, bizim Millî Sentezimiz olarak belirlendiği bilinmelidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?