BU SURİYE DÜŞMANLIĞI NEDENDİR? (2)

Televizyonda bir işadamını dinliyorum. Suriye'nin Türkiye için sahip olduğu ticarî potansiyeli anlatıyor. 2010 yılında Halep'e gitmiş. Bu tarihî şehre hayran olmuş. İşadamının şu sözleri hâlâ kulaklarımda: “Sanki, Ortaçağ'dan günümüze, hiç bozulmadan ulaşmış bir şehir!” O güzelim Halep bugün ne hâlde? Suriye ile ilişkilerimiz düzeldikten sonra, ticaretimizin ulaştığı boyutları hatırlayınız. Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değdi mi?

Ne istiyordu Suriyeli muhalifler? İsteklerini elde etmek için ille de, devlete karşı ayaklanmaları mı gerekiyordu? Suriye Devleti yanlıları ve muhaliflerin toplam kaybının 500 bin kişi olduğu söyleniyor. Milyonlarca Suriyeli göçmen durumuna geldi. 4 milyona yakını bizim ülkemizde. İpini koparan, psikopat sözde cihatçı on binlerce terörist Suriye'de, Batı'nın kirli oyunlarına figüranlık yapıyor. Hatay vilayetimizin hemen güneyinde yer alan İdlib'de, on bin cihatçı terörist olduğu belirtiliyor!

Bu coğrafya bin küsur yıl Türk Barışı altında yaşadı. Bu sayede, I. Dünya Harbi'nin sonuna kadar, bu coğrafyada hiçbir ülke, Emperyalist Batı'nın sömürgesi olmadı! Emperyalist Devletlerin, Arap halkları üzerinde yaptığı, Türk hâkimiyeti dönemini karalayan çok yoğun kara propagandaya rağmen; Atatürk'ten sonra, Emperyalist Devletlerle kol kola, bu coğrafyaya kaos tohumları ekilmesine verdiğimiz onca katkıya rağmen, bu coğrafyada yaşayan halkların hafızasında, Türk Barışının hatırası hâlâ yaşamaktadır.

Arap coğrafyasındaki Türk hâkimiyeti, sömürgeci bir hâkimiyet değildi. Ne yazık ki, tarihimizi yeterince bilmeyen aydınlar, bir kara propaganda sloganı olan 'Emperyalist Osmanlı' yalanına hemen inanmakta ve bunu, hiç araştırmadan kullanmaktadırlar. Nitekim, Türklerin emperyalist olmadığını, bugün Arap aydınları da kabul etmektedirler. Biz onlarla her şeyden önce din kardeşiydik ve o topraklardaki düzeni biz sağlıyorduk.

Şevket Süreyya Aydemir, Arap coğrafyasındaki Türk hâkimiyetinin mahiyeti konunda şu önemli bilgiyi veriyor: “Mekke Şeriflerini Hicaz'da koruyan ve yüzyıllardan beri de besleyen Osmanlı Devleti ortadan kalkınca, Arap Şeyhleri arasındaki ebedî rekabet hemen sahneye döküldü. Şerifler Hicaz'da kendilerini, bütün Şeyhlerden güçlü sayıyorlardı. Hâlbuki, onların kuvvet ve itibarı, bizim Hicaz'da oluşumuzdan, onları koruyuşumuzdandı” (“Enver Paşa, Cilt III, s. 310)!

İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'ya ihanet eden Şerif Hüseyin, sonunda Hicaz kralı oldu. Büyük oğlu Ali veliaht; en genç oğlu Faysal Irak kralı ve ortanca oğlu Abdullah da Ürdün Emiri yapıldı. Fakat bu defa Vahabî Suudlar, Mekke'nin üzerine yürüyerek Şerif Hüseyin'i devirdiler. İngilizler her zamanki gibi, güçlünün yanında yer aldılar ve Suudları desteklediler!

Kutsal şehirler Suudilerin eline geçti. Suudîler, Peygamberimizin eşi Hatice'ninki dahil İslâm ulularının mezarları tahrip ettiler!

Hz. Peygamberimizin kabrinin Suudîler tarafından yok edilmesini önleyen de Atatürk'tür. Suudîlern Peygamberimizin mezarını da yok edecekleri haberi Ankara'ya gelir gelmez Atatürk Riyad'a çok ağır bir telgraf çekerek böyle bir şeye izin vermeyeceklerini bildirir. Atatürk'ün bu kararlılığı karşısında Suudîler bu niyetlerinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Prof. Nevzat Yalçıntaş katıldığı bir TV programında bu belgenin bir örneğini bizzat gördüğünü açıklamıştı (Avrasya TV, Beyin Fırtınası programı 4.07.2008).

Şerif Hüseyin Kıbrıs'a sürgüne yollandı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, çocukluğunda babası ile birlikte Şerif Hüseyin'i ziyarete gittiklerini, O'nun 'Osmanlıya nasıl ihanet ettim diye yakındığını' anlatır (Mustafa Armağan, “Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı”, s. 156).

İngiltere'nin Arap ülkelerinde büyük bir ustalıkla izlediği Türk düşmanlığı siyaseti, Türkiye'nin Atatürk'ten sonra, emperyalist devletlerin temsilcisi gibi hareket etmesi ve Batı yörüngesindeki işbirlikçi medyanın Arap düşmanı yayınları, bu ülkelerle iyi ilişkiler kurulmasını engellemiştir. Hâlbuki, biz Türkler, yüce Peygamberimiz Arap ırkına mensup olduğu için, Arapları “Kavm-i Necip” olarak kabul ediyorduk. Araplardan ne vergi ne de asker alıyorduk. Ayrıca her yıl Hac mevsimi öncesinde “Surre Alayı” ile, Mekke ve Medine'ye değerli hediyeler gönderiliyordu! Osmanlı'dan önce de bu işi yine bir Türk Devleti olan Memlûkler yapıyorlardı. Osmanlı Devleti, Hac organizasyonu için her yıl, 400 bin altın civarında bir para harcamaktaydı. Üstelik, Cidde'den elde edilen az miktardaki bir gümrük geliri dışında Haremeyn bölgesinden Osmanlı hazinesine bir gelir de girmemekteydi. Jorga, Sultan I. Ahmet zamanında Bucak Sancağı ve Boğdan'ın vergilerinin Mekke'ye bağışlandığını yazar (“Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”, Cilt II, s. 340).

Bunun yanı sıra, özel kişilerin Mekke ve özellikle Medine fukarasına ayırdıkları vakıf gelirleri, Osmanlı yöneticilerinin gözetimi altında Hicaz'a gönderilmiştir (Türkiye Tarihi, Cilt II. s.151).

Bunlar bir emperyalist devletin yapacağı işler midir?

Birinci Dünya Harbi'nde, Suriye cephesinde savaşan bir Osmanlı subayının, hatıralarında okuduğumuz, o toprakları perişan bir hâlde terk ederken, bir Arap'ın kendisine söylediği “Ey Türk! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” sözlerini unutmamız mümkün değil. Başbakan Adnan Menderes'in 1955 yılında, Beyrut'a yaptığı bir ziyaret sırasında, ona gösterilen sevgiyi, Beyrut sokaklarının Türk bayrakları ile donatılmış görüntüsünü televizyonda seyrettiğimizde hüzünlenmiştik. Bu, Türk ve Türkiye sevgisini biz Atatürk'ten sonra, emperyalist devletlerin bölgedeki çıkarlarının savunuculuğuna soyunarak, kendi ellerimizle yok ettik.

Başbakan Adnan Menderes'in Lübnan ziyaretinin sebebi, İngiltere ile birlikte, bölgedeki İngiliz ve Amerikan çıkarlarını korumak amacıyla kurulan Bağdat Paktı'na, Lübnan'ı da girmeye zorlamaktı! Suriye, Ürdün ve Lübnan bu pakta katılmadılar.

Suriye, Bağdat Paktı'na katılmayınca, Suriye sınırımıza mayın döşedik! Bugün de, Suriye konusunda yapılan vahim hatalar nedeniyle, bu sınıra duvar örüyoruz!

Türkiye, Emperyalist Blokla işbirliğine girerek, mazlûm milletlere sırtını dönerken; Mısır Hükümeti; Türkiye, İngiltere, Fransa ve ABD'nin 13 Ekim 1951 tarihinde kendisine eşit haklarla (NATO'ya) kurucu üye olabileceği yolunda yapılan bir teklifi reddedecektir (Haydar Tunçkanat, “İkili Antlaşmaların İçyüzü”, s. 160)!

Mısır Devlet Başkanı Nâsır'ı, bu anti komünist Pakt'a katılmaya dâvet eden Dulles'le, Nâsır arasında çok çarpıcı bir diyalog var. Nâsır'ın, “Kime karşı bu pakt?” sorusuna Dulles “Rusya'ya karşı” diye cevap verir. Nâsır ise, İngilizlerle mücadelededir ve “İngilizler 70 yıldır topraklarımızda” der (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s.1634)!

Ülkemizin, günümüzdeki bu vahim savrulmalarını iyi anlayabilmek için, bu tarihin çok iyi bilinmesi gerekir. Yoksa, yaptığımız tahlillerin hiçbir kıymeti olmaz. Bu tahliller sorunlarımızın çözümüne katkı sağlayamaz. Atatürk'ten sonraki bu savrulmamızı, Hindistan bağımsızlığının sembol ismi Mahatma Gandi'nin şu sözleri çok güzel özetlemektedir: “Biz, Türkiye Cumhuriyeti'ni dünyanın en güçlü devletlerini dize getiren bir büyük devlet olarak tanıdık. Türk Milleti'nin emperyalistlere karşı verdiği mücadeleden ilham da aldık. Fakat, Atatürk öldükten sonra Türkiye, küçük bir Balkan devleti derekesine düştü” (Necdet Sevinç, Yeniçağ, 22.10.2004)!

REFERANDUM SONUÇLARI: Şaibeli bir şekilde EVET kazandı. Bu bir Pirüs zaferidir. İktidar, çok önemli merkezlerde kaybetti. Bahçeli de artık yok hükmündedir. Siyaset yeni gelişmelere gebedir. Referandumda yükselen millî muhalefet gelecek için ümit vericidir. Artık ileriye bakılmalıdır. 2019'da Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Muhalefet kendini yenilemeli ve şimdiden bu seçime hazırlanmalıdır. Demokratik usullere uyularak belirlenecek bir Başkan adayının şansı yüksektir.

Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresunspor'da kötü gidişin sorumlusu sizce kim?