Darbe

Evde iki ciltten oluşan Türk Dil Kurumu sözlüğümüz var, Milliyet'in 1992 yılından biz okurlarına hediyesi. İlkokulda, ortaokulda ve lisede özellikle Edebiyat derslerinde bu sözlüklere danıştık hep. Sonra işin içine internet girince, “www.tdk.gov.tr” sitesindeki TDK sözlüğünden faydalanmaya başladık. TDK bir kelime ile ilgili ne derse, “www.tdk.gov.tr” de onu diyor zira. Arada fark yok sonuçta. Belki yeni terimler girdi literatürümüze, o durumda “www.tdk.gov.tr” biraz daha zenginleşti; ama “kalem” kelimesinin anlamı için Milliyet'in bizlere kazandırdığı (o zamanlar büyük gazeteler bir şeyler kazandırırmış, şimdi gazete patronlarının gözleri yaşlı) 1992 TDK sözlüğü ne diyorsa, “www.tdk.gov.tr” de onu diyor. Üniversiteye İstanbul'a gidince de yanımızda götürdük sözlüğü. İnternet sitesinin sözlüğünden de faydalanabiliyoruz ama, sonuç olarak büyük bir kaynak bu elimize alıp sayfalarını çevirebildiğimiz güzide eser. Darbe kelimesinin 1992 TDK sözlüğündeki anlamına baktım az önce, “bir ülkede zor kullanarak yönetimi devirme işi” olarak tanımlanmış. Şimdi “www.tdk.gov.tr” sitesinden de bakayım istedim, tanım bayağı geliştirilmiş, “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi” halini almış. Bu tanıma göre, siz protesto hakkınızı kullanmak suretiyle hükümeti istifaya çağırırsanız ve hükümet istifa ederse darbe yapmış oluyorsunuz. Hükümeti istifaya çağırmanıza rağmen hükümet istifa etmezse de darbeye teşebbüs etmiş oluyorsunuz. Yani statta 34. dakikada “her yer Taksim, her yer direniş” veya “hükümet istifa” diye bağıran kişilere, “idam cezası yerine gelen” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası uyguluyorsunuz. Neyse ki Ceza Hukukunda “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi olarak bilinen ve Türk Ceza Kanunu'nun 2., Anayasanın ise 38. maddesinde tanımlanan bir prensip var ki, “TDK sözlüğü değişiklikleri ile kişileri yargılamıyoruz”. Kanunda ne yazarsa onu uygulamak zorunda uygulayıcılar. Yani, “darbenin kelime anlamı artık demokratik yollardan hükümeti istifa ettirmeyi de kapsıyor, artık hükümeti protesto edenleri darbeye teşebbüsten cezalandırabiliriz” anlayışının hukukumuzda yeri yok. Darbeye teşebbüsün Türk Ceza Kanunu'ndaki karşılığı olan hükümete karşı suçu düzenleyen TCK m.312'e göre; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir”. Basit gidelim; maddede söylenen, cebir ve şiddet kullanıp hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüstür. Diyelim ki bazı kişiler birtakım siyasi söylemlerde bulunarak amiyane tabirle “camı çerçeveyi indirdiler”, protesto haklarını şiddetli bir şekilde kullandılar ve polise molotof kokteyli atarak sert bir şekilde hükümeti eleştirdiler. Bu eylem, darbeye teşebbüs olarak mı nitelendirilecek? (Hatta polisin herhangi bir hukuka aykırı hareketinin de olmadığını kabul edelim) Burada cebir ve şiddete ne şekilde ve kime karşı başvurulduğunun, hangi elverişli vasıtalardan faydalanıldığının hiçbir önemi yok mu? Türk Ceza Hukuku sistematiğine göre elbette var. Teşebbüsten söz edebilmek için kişinin, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması hali gerekir. Yani sizin amacınız hükümeti devirmektir; ciddi bir yapılanma ve emir-komuta içerisinde elverişli araçlarla hükümeti devirmek için eylemlerinize başlarsınız, fakat amacınıza ulaşamazsanız darbeye teşebbüsten bahsedebiliriz. İki kişinin telefonda konuşarak, “yeter artık bu hükümetin bizlere dayattıkları, sen molotofu al, ben de gaz maskesini alayım; gidelim başbakanın ofisine, polisler bize ateş ederse, bende tabanca da var, vururuz polisleri” ile hükümete karşı suç/darbeye teşebbüs olmaz. Bunun aksini düşünenler, “büyük çerçeveye” bakmamızı istiyor. Büyük çerçeve prensibine göre, Gezi eylemlerinin “amacı” hükümeti devirmek olduğu için bu protestolar da “hükümete karşı suç” olmalıdır. Hedef hükümetin devrilmesi olduğuna ve bu kişiler şiddet yanlısı, hatta şiddet kullanan insanlar olduğuna göre, vasıtaların niteliğine ve ne şekilde kullanıldığına bakılmaksızın bu kişiler cebir ve şiddetle hükümeti devirmek istemektedir. Örneğin Balyoz davasında 2003 yılında seminer çalışması yapılması ve ona bağlı olarak hazırlandığı söylenen planların hiçbir surette uygulanmaması da pekala hükümeti devirmeye teşebbüstür. Çünkü konuşulanlar ve görüşülenler hükümeti ortadan kaldırmaya yöneliktir. Ceza Hukukunda; “amaç”, “düşünce” ve “birtakım hazırlıklar” değil, eylemler cezalandırılır. Suça elverişli vasıtalarla icra edilen eylemlerin niteliğine ve sonucuna göre de kanunlarda suç olarak düzenlenip düzenlenmediğine bakılır. Hükümeti korumak maksadıyla ve kanunlarda düzenlenmeyen hükümlerle, Türk Ceza Kanunu'nu değil, güncellenmiş “www.tdk.gov.tr” sitesini dikkate alarak kişilerin ceza sorumluluklarına gidilemez. Üzgünüm (!) Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ertekin Aksüt - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?