Bilmece Bildirmece

Bir sincap kadar telaşlı, bir güvercin gibi ürkekti. Bir yağmur tanesi kadar sıcak, bir gül yaprağı gibi narindi.

Uzun bir caddeye açılmayan küçük bir sokağın çocuklarıydılar. Pencerelerinden çamaşırlar eksik olmayan evlerinden ne hiç bu kadar uzağa gitmişler, ne hiç bu kadar yükseğe çıkmışlar, ne de hiç bu kadar ayrı kalmışlardı.

İlk uçurtma ya da ilk bisiklete binmek gibiydi diye, anlatırdı nice seneler sonra kalbinin ilk pır pır edişini.

Utanmanın hatırlı sayıldığı günler çoktan maziye karışmış, mahcubiyet, gülünçlükler listesinde kendine ilk sıralarda yer bulalı hayli zaman olmuştu. Zamansız çiçeğe duran kiraz ağaçları gibiydi.

Yağmurlar haber vermişti bir şeylerin hızla değişmekte olduğunu ve tuhaf tuhaf davranan kuşlar. Ağaçlar yapraklarını döküp dökmemekte karasız kalmıştılar nicedir. Göllerin suyu çekilmiş, ırmakların şarkısı uzaklardan duyulmaz olmuştu.

Kitaplar çoğaldıkça okuyanlar azalıyor, evler büyüdükçe sakinleri eksiliyordu. Yalnızlık bir lüks değil, bir yaşam tarzıydı artık! Günler, geceler, haftalar yetmiyordu artık!

Uzayıp giden bir tren katarından, gecenin karanlığıyla sarmaş dolaş olan dumanlar bile mesut değildi eskisi gibi! Ay bile bir saklanıp bir gözükürken yakamoz sevdalılarına, eski neşesinde değildi sanki!

Ayakları, ayakkabısına sığmamaya başladığından beri üstü başı da bir hayli yıpranmıştı yorgun bedeni ve kurak düşleri gibi. Bu kaçıncı kuyu ki kervanların umutlarını kursaklarında bırakıyor, bu kaçıncı yolcu ki çıkrığı yok kuyulardan medet umuyordu?

Hayat çoğunca kendi sokağınızda aktığı gibi akmıyordu. Tutamıyordunuz zamanı kendi istediğiniz gibi caddelere taştıkça. Hükmedemiyordunuz duygu ve düşüncelerinize başka başka şehirlere açıldıkça.

Değişmek bir zorunluluk değil, bir kaderdi aslında. Değişim kaçınılmaz olan değil, gerekli olandı zannımca. Adı ister rölativizm olsun, ister görecelik, isterse de izafiyet aralarındaki anlamsal fark, bir nüanstan fazlası olamıyordu neticede. Ve eşitliyordu zaman bir yerde herkesi.

Elma, elma olarak yenildiğinde güzeldir, vitamin olarak görüldüğünde değil! C vitamini almak için portakal yiyene acınmaz da ne yapılır!

Özne-yüklem uyumsuzluklarıyla başı dertteydi bu sıralar. Kaybolmak, bulunmamak için uzun cümleleri tercih ediyor olabilir miydi? Aynaya yansıyanla aynada gördüğü her defasında nasıl farklı olabiliyordu?

Çizginin hangi tarafı daha güvenliydi? Huzurlu limanları nerelerde bulabilirdi? Nokta bir başlangıç mıydı, yoksa bitiş mi?

Ne destan çağına yetişebilmiş, ne masal çağını görebilmiş, ne şiir çağına tanık olabilmiştik. Gözümüzü açtığımızda roman çağındaydık.

Belki de ninnilerin teselli edememesi, masalların avutamaması, bedenle ruhun bir türlü örtüşememesindendi! Bir gün lirik bir gün epik olması da pekâlâ bundan kaynaklanıyor olabilirdi!

Söylesene kiraz ağacı, çiçeklerin nerede?

Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?