AMERİKA KAYBEDİYOR! (3)

“Amerika Kaybediyor” başlığımız hiç de abartılı değil. Amerika gerçekten kaybediyor. Fakat 'bizim Amerikancılar' yine de görevlerini yapmaktan geri durmuyorlar!

Bu konuda bazı örnekler verelim: Hürriyet gazetesi yazarı Deniz Zeyrek'in 1 Aralık tarihli “ABD ve AB, O Faydayı Sunuyor mu?” başlıkla yazısında özetle şunları söylüyor: “ABD Dışişleri Bakanı Tillerson; Wilson Center'de 'ABD ve Avrupa: Batı İttifaklarını Güçlendirmek' başlıklı bir konuşma yaptı. Türkiye'ye ayrılan bir bölümde Tillerson şöyle konuştu: 'NATO müttefiki olarak Türkiye'den, NATO müttefiklerinin ortak savunmasına öncelik vermesini istiyoruz. İran ve Rusya, Türk halkına Batı ülkeleri camiasına üye olmanın sağladığı ekonomik ve siyasî faydaları sunamaz.' Birinci cümle bir temenni, Türkiye'nin NATO müttefiklerinin ortak savunmasına öncelik vermesini istemeleri gayet normal. Ancak ikinci cümle bir tespit. Hem de çok iddialı bir tespit. Türkiye Cumhuriyeti'nin geride kalan 94 yılını hesaba katıp, son 3-4 yılda yaşananları görmezden gelirsek, hak verebileceğimiz bir cümle. Sadece Avrupa Birliği ile ilişkilerde AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 sonundan 2007'nin sonuna kadar yaşananlara, buna paralel olarak Türkiye ekonomisinde ve demokrasisindeki ilerlemelere baktığımızda bile Tillerson'a katılabiliriz. (…) Ancak, şu günlerde hem Türkiye-ABD ilişkilerinde, hem Türkiye-AB/NATO ilişkilerinde Tillerson'un kurduğu cümleleri boşa çıkaracak gelişmeler yaşanıyor. ABD'nin ve AB'nin Türk halkına sunabileceği hâlde sunmadığı faydaları anlatmak için size onlarca örnek verebilirim.”

ABD ve AB'nin 'bu faydaları' sunmamalarının sebebi tabiî ki, Erdoğan! Yani Batı ile yeniden halvet olmamızın önünde bir Erdoğan engeli var! Deniz Zeyrek bunu demek istiyor!

İkinci örneğimiz 'eski ülkücü' Taha Akyol'dan. O da, aynı gün, 'ne tesadüf' Deniz Zeyrek'le eş zamanlı olarak şu yazıyı yazmış: “Avrupa Parlamentosu'nda, 10 Aralık 2004'te, Türkiye tam üyelik müzakerelerinin başlaması için oylama yapılmıştı. 407 üye ellerinde Türk bayraklarıyla “evet” diyordu. “Hayır” diyenler 262'de kalmıştı. Avrupa basınında Türkiye'ye övgüler çıkıyor, Türkiye'ye yabancı sermaye akımı başlıyordu. Evet, bugün aynı Avrupa değil, aşırı sağ güçlendi, AB genişleme dinamizmini kaybetti. Ama aşırı sağa karşı olanlar bile bugün niye Türkiye'nin yanında değil? Üst akıl mı? Fakat yaklaşık bir yıldır sesini soluğunu duymuyoruz. Ajanlar, casuslar, FETÖ'cüler elbette faaliyet hâlindeler ama tuzaklarıyla Türkiye'ye yön verebilirler mi? Ajanlar ve casuslar ne yaparsa yapsın. İsmet İnönü'nün temel diplomasisi 'Batı'ya yakın ama harbin dışında' olmaktı. Churchill ve Roosevelt 4-6 Aralık 1943'te Kahire'de İnönü'ye abanın altından sopa gösteriyorlar: 'Türkiye savaşa girmezse, savaş sonrası yalnız bırakılacak!' Bu, Rusya karşısında yalnız kalmak demekti; tarihimizin ezelî endişesi. Bugün Batı ile ciddî sorunlar yaşıyoruz; Batı'nın da bizim de hatalarımız var. Ama Şanghay Beşlisi, Rusya-İran ekseni falan seçenek olabilir mi? Rusya Dış ilişkiler Komitesi'nden İgor Morozov'un şu sözleri Putin'in genel siyaseti değil midir: 'Türkiye'nin manevra şansı kalmadı. Ankara Rusya'dan gelen Suriye sınırını kapatma talebini mutlaka yerine getirecek (12 Ağustos 2016).' Dün, 'sınırı kapatma'; yarın ne, ya da neler?' Rusya, PKK'yı terör örgüt olarak tanımayı reddediyor. PYD'yi Cenevre'ye çağırmaya hazırlanıyor!”

Yani, demek istiyor ki, bu Beyefendi, “Amerika'yla her şeye rağmen uzlaşmaya bakalım. Sonra Rusya karşısında yalnız kalırız! Dün bize sınırımızı kapattıran Rusya, yarın kim bilir neler yapar!”

Taha Akyol, PKK/PYD ile Rusya'nın ilişkisini 'hatırlatmayı' da ihmâl etmemiş! Fakat, Amerika'nın PYD için 'Bizim Kara Ordumuz' dediğini ve 4 bin TIR silâh yardımı yaptığını unutmuş!

Burada yeri gelmişken şu hatırlatmayı yapalım: Evet, Amerika kadar olmasa da, Rusya'nın da PKK ve PYD ile irtibatı var. Fakat bizim Rusya ile başardığımız çok önemli şeyler de var! Amerika bize her şeyi dayatıyor. Fakat Rusya ile müzakere edebiliyoruz!

Ayrıca şunu da hatırlatalım ki, Suriye ile barış masasına oturduğumuz takdirde, Rusya bize daha fazla yaklaşacaktır.

Anlaşılan o ki, Hürriyet yazarları kollarını sıvamışlar ve Algı Mühendisliğine soyunmuşlar! Amaçları belli: Amerika lehinde kamuoyu oluşturmak!

Alâkası yok ama, bu bize, Karen Foog'un, Cengiz Çandar'a yazdığı mektuptaki, “Resmî görüşün dışında yazılarınızı bekliyorum. Ödeme mümkün! Makbuz gönder” sözlerini hatırlattı!

Taha Akyol yazısında ayrıca, yine Sovyet Tehditlerini hatırlatmış! Evet, Amerika'nın bizi Sovyetlere karşı nasıl koruduğunu unutmamamız gerekiyor! Bu korumanın, ne menem bir koruma olduğunu, bize nelere mâl olduğunu en kısa zamanda bir yazı dizisinde ele alacağız. Diğer taraftan, her iki yazar da AB'nin öneminden söz ediyorlar. Tesadüf bu ya, daha bir gün önce, Yenişafak yazarı Merve Şebnem Oruç'tan bir bilgi not etmiştik. Sayın Oruç, yurt dışında karşılaştığı bir emekli İngiliz generaline, “İngilizler Brexit'ten pişman mı?” diye soruyor. İngiliz generali: “Neden pişman olalım. AB çöküyor. Neden biz kurtaralım? Bu Almanların işine yaramaz mı?” diyor. Bu kez, “Peki, AB'den çıkış çok maliyetli olmayacak mı sizin için?” diye soruyor: Generalin cevabı: “Ölçtük tarttık. AB'de kalmak çıkmaktan daha yüksek bir maliyet getireceği için bir karar verdik.”

Fakat bizim Atlantikçiler, dağılmakta olan AB'yi parlatmaya devam ediyorlar!

Geçenlerde bir yazımızda, ekonomist Bartu Soral'ın, Gümrük Birliği yüzünden Avrupa Birliği'ne 181 milyar dolar cari açık verdiğimizi yazmıştık! AKP iktidarının; Gümrük Birliği'nin Türkiye aleyhine olan maddelerinin yeniden müzakere edilmesi talebinin, AB tarafından savsaklandığını da hatırlatalım!

Amerika ve Avrupa Birliği ile 'muhabbetimizin' bozulmasına gelince, bunun sebeplerini anlayamamak için ya Batı'nın adamı ya da, saf olmak gerekir.

Sayın Taha Akyol, “2004 yılında ellerinde Türk bayrakları ile Türkiye için 'EVET' diyen Avrupa Parlamentosu üyeleri bugün niçin Türkiye'ye karşı?” diye soruyor!

Bu sadece Cumhurbaşkanının üslubu yüzünden mi? Yoksa, Türkiye'yi köşeye sıkıştıran taviz politikasından vazgeçilerek; PKK'nın ve FETÖ'nün üzerine devletin bütün güçleriyle gidilmesinden ve Amerika'nın Akdeniz'e uzatmak istediği terör koridorunu önlemiş olmamızdan mı? Rıza Sarraf davasının gerçek nedeni ne? Yolsuzluk ya da Amerikan ambargosunun delinmesi mi? Yoksa Atlantik Sistemi dışına çıkmamız mı? Bu davada, Rıza Sarraf nasıl bir anda 'İtirafçı Tanık' oldu?

Bu davanın yeni adı ne? “Amerika'nın Atillâ Davası”! Peki, Atillâ sadece davalı olan Halk Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atillâ mı?

Batı Türklere Atillâ der! Yani, bu davanın sanığı Türkler; daha doğrusu Türkiye! Nitekim, deneyimli diplomat emekli Büyükelçi sayın Şükrü Elekdağ, Habertürk televizyonunda katıldığı bir programda, bu konuda şu açıklamayı yapıyor: “Türkiye'nin Batı medyası tarafından bu kadar ortaklaşa bir bombardımana tâbi tutulduğunu görmedim. Sarraf davası hukuk davası olarak başladı. Fakat Amerika'da Türkiye'ye bakış ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bakış dolayısıyla bu dava tamamen şekil değiştirdi ve siyasî bir dava oldu. (…) Şimdi her yerde, her konuya Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı karıştırmak istiyorlar!”

Sayın Elekdağ gerçeği çok güzel özetlemiş. Tabiî anlayana! Sarraf davası millî bir dava durumuna gelmiştir. Dolayısıyla parti çıkarları bir kenara bırakılarak, devletimizin yanında durulmalıdır. ./…

Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?