Yeni Adli Yıl

Yeni adli yıla girmişken, ülkemizin içinde bulunduğu durumu biraz özetleyeyim isterseniz. Geçtiğimiz adli yılı düşünelim; 17 Aralık, 25 Aralık soruşturmaları, başsavcıların/savcıların/emniyet görevlilerinin yerlerinin değiştirilmesi, tapeler, sürekli kanun değişiklikleri, mahkemelerin kapatılması, iç hesaplaşmalar, paraleller, doğrular… Şimdi geldiğimiz noktada; yeni adli yıl açılışına cumhurbaşkanının, başbakanının ve adalet bakanının katılmadığı bir hukuk düzeni görmekteyiz. Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu'nun adli yıl açılışında sarf ettiği şu sözlere kulak verelim: “Yargıya, dolayısıyla adalete, dolayısıyla ülkenin temellerine ve geleceğine yönelmiş açık ve yakın en büyük tehlike keyfiliktir. 'Devlet benim' keyfiliğidir. 'Ben ne dersem o olur' keyfiliğidir. 'Sadece benim istediğimi düşünebilirsin, söyleyebilirsin, yazabilirsin' keyfiliğidir. 'Benim istediğim gibi karar vermez, benim işime geldiği gibi düşünmez, benim dediğimi yapmazsan seni hain ilan ederim, hedef gösteririm' keyfiliğidir. 'Benim adamımsan idarenin her düzeyinde işin istediğin gibi yürür, benden değilsen insanca yaşama hakkın dahi yoktur' keyfiliğidir. 'Anayasayı tanımam, kanunu hiç tanımam' keyfiliğidir. 'Yasama da, yürütme de, yargı da benim olsun, benim değilse hain olsun' keyfiliğidir. Çağdaş dünyada sınavsız avukatlık neredeyse kalmamışken, hukuk devleti açısından zorunlu olan avukatlık sınavını, Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen yeniden düzenlememe keyfiliğidir. Avukatların, yargının kurucu unsuru olduğunu bir türlü içe sindirememe keyfiliğidir. Avukatı dışlamak yoluyla avukatın savunduğu yurttaşı sistem dışına çıkarma keyfiliğidir. 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' demek yerine, vatandaşı devlete hizmetkar yapma keyfiliğidir. Her yapılan eleştiri ve öneriye 'geçmişte de böyle değil miydi' diye cevap verip, vatandaşa daha iyiyi, daha güzeli çok görme keyfiliğidir”. Gücünü halktan aldığını iddia eden kişilere “keyfilik” hak ve yetkisini vermez kanunlarımız. Keyfiliğin karşısında “hukuk devleti” ilkesi vardır. Geçtiğimiz adli yılda, alışkın olduğumuz keyfi ve gerekçesiz şekilde verilen kararların yanında, birtakım operasyonların getirdiği hassasiyetler sonucu enteresan yasal düzenlemelerin de bulunduğunu ifade etmek gerekir. Bunlardan bir tanesi, özel yetkili ağır ceza mahkemelerini kaldıran 6526 sayılı Kanundur. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerini kaldırması yönüyle isabetli olarak nitelendirdiğimiz Kanun, bununla birlikte telefon dinleme tedbiri için ağır ceza mahkemelerinden oybirliği ile karar alınmasını düzenleyen bir hükme sahip. Geldiğimiz noktada, bu düzenleme uyarınca bir kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi için aranmayan oybirliğinin telefon dinleme kararlarında aranması sonucu, uygulamada neredeyse hiç dinleme ve teknik takip kararı alınamaması gibi hukuk düzenlerinde hayal edilemeyecek bir “suç önlememe stratejisi” bulunuyor. Yani “siz bizi hukuka aykırı dinlemişsiniz; şimdi hiç kimseyi dinleyemeyin” anlayışı hakim. Bizde öyledir, ya keyfilikte had safhaya ulaşır, uçan kuşu dinleriz; ya da suçluların tespit edilmesi gereken hallerde telefon dinleme kararları alıp da failleri takip edemeyiz. Herhalde şu mesaj verilmek isteniyor: “Siz miydiniz telefon dinlemelerin keyfiliğinden, hukuka aykırılığından dem vuranlar; alın bak şimdi kimseyi dinleyemiyoruz”. İnfaz kanunlarında sürekli değişiklikler yapılıyor, denetimli serbestlikler iki yıla çıkacak mı sorusu gündemde. Anlayış şu; “tamam ceza vermişiz, şimdi ne kadar erken çıkartabiliriz bu insanları?” Bir diğer düşünce, önceki yazılarda da ifade ettiğim üzere, uyuşturucu suçlarında ve cinsel suçlarda olduğu gibi, birtakım hassas suçların cezalarını artırarak bu suçları önleme çabası. Suç ve ceza politikamız -Robin Williams nur içinde yatsın- “carpe diem”, yani “anı yaşa”. Tabii bu eleştiriler getirildiğinde muktedir, yaramaz bir çocuk gibi “ben elime aldığımda bozuktu” diyebilir. Ama özellikle son yıllarda yapılan değişikliklerin yargıya inancı zedelemek bir yana, yok ettiği de şüphesiz. O kadar kanun değişmiş ki, yayınevleri cep kanunu hazırlamaya yetişemez halde. 28 Haziran 2014'te yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun düzenlemelerini içeren Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hala vitrinlerdeki yerini almış değil. Hukukçular eski kanunlarla idare ediyor iki ayı aşkın süredir. Herhalde yayınevleri de şu şekilde düşünüyor: “Acele etmeyelim şimdi kanunu basarak, nasıl olsa yine değişir”. Rejimin teminatı polislerimiz bir oraya bir buraya savrulmuş. Kadro sıkıntısı yaşanıyor, vatandaş gaspa hırsızlığa uğrasa, ilgilenilemeyecek durumda. Zaten Gezi'den sonra polisler “milletin polisi”, yani “taraf”; bazı polisler de “selfie” derdinde. İşte bu ahval (durumlar) ve şerait (koşullar) içinde dahi vazifemiz, hukukun üstünlüğünü korumak ve yargıya inancın olduğu bir sistemi sağlamaya çalışmaktır. Asil kanlı millet yoktur; kanlar A, B, AB ve 0 olmak üzere dörde ayrılır ama, vicdan diye bir şey vardır. Aydın Boysan, “Tüm insanlar dünyaya, kafa ve yüreklerinde bir iç mahkeme ile gelirler. Bunun adına vicdan denir.” buyurmuş. Umarım yeni adli yılda herkes, kendi iç mahkemesinde beraat eder. İyi haftalar dilerim. Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ertekin Aksüt - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?