İDLİB BEKA MESELESİ Mİ ?

İdlib meselesi önem kazandığı için, “Bu Sistem Sorgulanmalıdır” yazı dizimize ara vererek bu yazıyı yazmak zorunda kaldık. 

10 Şubat tarihli yazımızın sonuna, İdlib'de verdiğimiz 8 şehit için şu notu düşmüştük: “İdlib şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Fakat Mehmetçiğimizin vatan savunmasından başka amaçlarla kullanılmasını doğru bulmadığımızı da belirtmek isteriz. Suriye bize ne yaptı da, Suriye'ye bu kadar düşman olduk? Suriye'nin bütünlüğünü korumak için Suriye'ye yardımcı olmak bizim de menfaatimize değil mi?”

Bu yazımızın yayımlandığı gün, 5 şehit daha verdik. 6 da yaralımız var! Yetkililer 'misli ile karşılık verildiğini' açıkladılar. Fakat şunu ifade edelim ki, ölen her Suriyeli asker ve şehit olan her Mehmetçik, sınır komşusu ve güçlü tarihî bağları olan Türkiye ve Suriye'yi birbirinden uzaklaştırmaktadır! 

11 Şubat tarihli gazetelerin manşetlerine bakıyoruz. Ne yazık ki, sağduyudan eser yok! 

Yenişafak Gazetesi “Esad haini yine saldırdı” diye manşet atmış. Esad niye hain olsun ki? Hain, 'hıyanet'ten gelir. Hıyanetin kelime anlamı da şudur: “Kendisine karşı gösterilen güveni suiistimal etmek, sözünü tutmamak.” 

Esad bize ihanet etmiş değil ki, hain diyelim!

Önce, kelimeleri yerli yerinde kullanmayı öğrenmeliyiz! 

Ne ise ki, Yenişafak Gazetesi Rusya ile ipleri koparmamış! Ankara'da bulunan Rus Heyeti ile yapılan görüşmeler için şu başlık kullanılmış: “Uzlaşı yok ama masa dağılmadı!”

Sözcü Gazetesi  ise şu akıl almaz başlığı atmış: “Lafı bırakalım, gerekeni yapalım!”

MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli Grup konuşmasında şöyle gürlemiş: “Gerekirse Şam'a girmek plânlanmalı. Yansın Suriye, yıkılsın İdlib. Kahrolsun Esad!”

İyi Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener geri durur mu? O da gürlemiş ve özetle şunları söylemiş: “Mikrofon delikanlılığını bırakın ve gereğini yapın!”

Yani, Suriye'ye haddini bildirin! 

Ne yani, Suriye'ye ve Rusya'ya savaş mı ilân edelim! Siyasetin sağduyusu bu ise, Allah bu milletin yardımcısı olsun!

Eskiler böyle kritik durumlarda, teenni ile hareket etmeyi tavsiye ederlerdi. Teenni ile hareket etmek yani, “ilerisini düşünerek acelesiz iş görmek, ağır davranmak! Gözü kara hareket etmemek! Sonradan pişman olunacak şeyler yapmamak!”

Böyle durumlarda beklenir ki, toplumun sorumluluk duygusuna sahip siyasetçileri, düşünen insanları ve şuurlu basını, ülkeyi yönetenlere teenni tavsiye etsinler! Ne yazık ki,  siyasetin ve basının genel anlayışı, yangına benzinle gitmekten farksız! Fakat ne ise ki, gerçekleri eğip bükmeden söylemeye cesaret eden stratejistlerimiz de var.  Bizi asıl sevindiren ise, iktidara yakın çevrelerden de, gerçeklerin açıkça söylenmeye başlanmasıdır. Meselâ Sayın Yusuf Alabarda; E. General Dr. Naim Babüroğlu ve Rusya uzmanı Aydın Sever'le birlikte katıldığı bir televizyon programında, İdlib'in 'Peşaverleşmesi' tehlikesine dikkat çekti! 

Peki, ne demek Peşaverleşmek? Afganistan'dan; Pakistan'ın Peşaver şehrine yerleştirilen  teröristlerin, burayı bir terör yuvası durumuna getirmeleri ve bu teröristlerin Pakistan için de,  tehdit oluşturmaları! 

Ne yazık ki, iktidarın yanlış Suriye politikası nedeniyle, on binlerce teröristin yuvalandığı İdlib'in de Peşaverleşmesi yani, Türkiye için büyük bir tehdit durumuna gelmesi söz konusudur! Bu uyarıyı yapan da, bir muhalif değil;  İktidara yakın bir isim olan sayın Yusuf Alabarda'dır!

Eğer böyle bir tehlike varsa ki, var olduğu iddia ediliyor; iktidar, Suriye politikasını gözden geçirmeye zorlanmalıdır. Türkiye'nin Akl-ı Selim sahibi insanları iktidarı buna zorlamalıdırlar. 

Geçenlerde, İstanbul Kanalı'nın, eski Büyükelçilerin yayımladığı bir manifesto ile doğru bir proje olmadığı kamuoyuna duyurulmuştu. İktidarın Suriye politikası da, kanaatimizce böyle bir manifesto yayımlanmasını gerektirmektedir.

İdlib'de bulunmamız 'Ülkemizin Bekası' için bir zorunluluk değildir. Fakat Rusya ve Suriye ile birlikte hareket edilerek, bu sorunun çözülmesi ülkemizin menfaatinedir. İktidarın yörüngesinde olmayan sağduyulu stratejistler bunu açıkça ifade etmektedirler. 

İdlib'de, 10 Şubat tarihinde 5 Mehmetçiğimizin daha şehit edilmesinin tartışıldığı bir programda, E. General Dr. Naim Babüroğlu'nun yaptığı bir uyarıyı önemli bulduğumuzu belirtmeliyiz. Sayın Babüroğlu, Suriye'de Amerika'yla kesinlikle birlikte hareket edilmemesini; Rusya ile ise, ' ihtiyatlı bir işbirliği' içinde olunmasını tavsiye etmekteydi. 

Bu görüşe, biz de genel olarak katılıyoruz. Fakat Rusya ile ihtiyatlı değil, Stratejik bir işbirliğinin zorunlu olduğuna inandığımızı da belirtmeliyiz. Çünkü, bu güzelim ülkeyi Amerika'nın haysiyetsiz vesayetinden başka türlü kurtaramayız.  Amerika ve NATO nihayet müttefik olduğumuzu hatırladılar! İyi de, PYD-PKK'ya on binlerce TIR silâh veren, bunları maaşa bağlayan;  Suriye'yi parçalamayı kafasına koyan Amerika değil mi?

PKK-PYD'yi bütün gücüyle destekleyen Amerika'nın heyecanla, Rusya ile ilişkilerimizin bozulmasını beklediği ve bunu teşvik ve tahrik ettiği açıkça görülüyor!  İşte James Jeffry'nin açıklamaları meydandadır. Jeffry, bizi Putin konusunda uyarmış!

 Rusya ile ilişkilerimizin bozulmasını heyecanla bekleyen bir kitle de, içimizdeki mebzul miktardaki Atlantikçilerdir. Ülkemizin Avrasya'ya yaklaşmasını endişe ile izleyen bu kitle, Rusya ile ilişkilerin gerginleşmesinden muhakkak ki büyük mutluluk duymaktadır. 

 İdlib'de gerilimin bu ölçüde tırmanmasının nedeni, Suriye Ordusunun, Halep-Şam ve Lazkiye bağlantısını sağlayan M-4 ve M-5 karayolunu teröristlerin elinden kurtarmak amacıyla bir harekât başlatmasıdır. Bazı Gözlem noktalarımız bu yüzden Suriye Ordusunun ele geçirdiği bölgelerde kaldı. Fakat uzmanlar, burada Suriye'yi suçlamamaktadırlar. Suriye kendi topraklarında, güvenliğini sağlamak için operasyonlar yapmaktadır.  Kaldı ki, 2018 Eylül ayındaki Soçi mutabakatında biz, M-5 ve M-4  karayolunu teröristlerden temizleyeceğimize dair söz vermişiz! 

Burada şu soruyu sormak durumundayız: Biz gerçekten Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana mıyız? Gerçi, yetkililer bunu sık sık tekrarlıyorlar fakat sahadaki tavrımız bu söylemi doğrulamıyor!  Eskilerin deyimiyle, “maksud bir ama,  rivayet muhtelif!”

 Savaş çığırtkanlığı yapanlara, büyük Atatürk'ün şu sözlerini hatırlatırız:  “Harp zarurî ve hayatî olmalıdır. Memleket hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça harp bir cinayettir!”

Türkiye-Rusya ilişkilerine gelecek olursak:  Kalpleri, beyinleri ve mideleriyle Atlantik Kampı'na bağlı olanlar Türk-Rus ilişkilerinin bozulmasını bekliyorlar. Televizyonlarda yaptıkları yorumları dinliyoruz. Güya tarafsız görünerek, Amerika'nın da Rusya'nın da emperyalist olduğu yalanını tekrarlayıp duruyorlar. Emperyalizm Finans Kapitalin hâkimiyetidir.  John Perkins'in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları”  kitabı yeniden okunmalıdır.  Orada, devletlerin nasıl borçlandırıldıkları ve bu sayede kontrol altına alındıkları anlatılmaktadır. Finans Kapitalin sahibinin Batı olduğunu ve bizim de Rusya'ya değil, Batı'ya  borçlu olduğumuzu hatırlatalım! 

 Bunlar, herkesi kör alemi sersem sanıyorlar. Rusya da Finans kapitalin baskısı altında değil mi? Türkiye Finans Kapitalin cenderesinden, başta Rusya olmak üzere bölge devletleriyle kuracağı stratejik ilişkilerle, Millî Ekonomisini güçlendirerek kurtulabilir. 

Bugün Rusya düşmanlığı ve Savaş Çığırtkanlığı yapan sözde milliyetçilere hatırlatırız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?