ÎMAN VE EYLEM İLİŞKİSİ?

Aile Bakanının 8 yaş küçük kız kardeşi hem Fatih Belediye Meclisinde üyeymiş hem de, kurduğu bir şirket aracılığıyla belediyelere dışarıdan mal ve hizmet satmakta imiş! Hâlbuki, Belediyeler Kanununda, “Meclis üyelerinin görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren bir yıl süreyle belediyeye bağlı kuruluşlarla doğrudan doğruya, ya da dolaylı olarak taahhüde girmeleri, komisyonculuk ve temsilcilik yapmaları” yasak! Şimdi “ne var bunda” diyebilirsiniz! Çünkü bu ülkede, bırakınız kanunları, anayasa bile çiğnenmedi mi? Turgut Özal, “Anayasayı bir kere ihlâl etmekle bir şey olmaz” demedi mi? İşte, bu günlere böyle geldik. Bir kere yol olmasın!  Bu Hanım kızımız da, büyüklerini örnek almış olmalı! Muhtemelen de ablası sayın Bakan gibi türbanlıdır. İşin hazin yanı,  toplumumuza yerleştirilen algıya göre, türbanlıların,  'Gerçek Mümin' olarak görülmekte olmasıdır!  Peki, dinî değerlerimize bağlı olanların her şeyden önce ahlâklı, dürüst, kanunlara saygılı olmaları; bu bakımdan topluma örnek olmaları gerekmez mi? İslâm'ın özü, Tevhid İnancı (Allah'a ve Peygamberine  îman) ve bu değerlere bağlılık değil mi? 'Türban' denilen  bu başörtüsü meselesi konusunda birkaç yazı yazdık. Kur'an âyetlerine göre, başörtüsünün İslâm'ın şartı olmadığını anlatmaya çalıştık. Fakat, dinimiz konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan bir kesimin, çok katı türban karşıtlığı, o kadar ustalıkla istismar edildi ki; inançlı insanlarımız üzerinde, 'türbana karşı çıkanların hâşâ, İslâm'a karşı oldukları' gibi bir algı yaratıldı. Hâlbuki, Kur'an bize, Salih Amel'le tamamlanmayan bir îmanın hiçbir kıymet ifade etmediğini açıkça söylüyor! İslâmiyet'in özü; Kur'an'ın Müslümanlardan temel beklentisi bu!  Salih Amel-Îman bağı hakkında Kur'an'da onlarca âyet var. Meselâ, sahabenin her namazdan sonra mutlaka okuduğu Asr Suresine bakalım: “Ancak, inanıp iyi ve yararlı  işler yapanlar ile birbirlerine hakkı, adaleti, her türlü iyiliği ve sabrı tavsiye edenler zarara ve ziyana uğramayacaklardır.” Îmanın hemen ardından Amel-i Salih'in (iyi ve güzel işler yapılması) gelmesi, îman ile amel arasında kopmaz bir bağ olduğunu göstermektedir. “İnandım” deyip hiçbir pratik (amel-eylem) ortaya koymamak, kişide, aslında îmanın olmadığı manasına geliyor. “Siz sadece îman etmekle cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz” ifadesinden de anlaşılacağı gibi aslında îman pratikte ortaya çıkan bir şey. Kur'an'a göre, “Çağının zulümlerine, adaletsizliklerine karşı çıkmayanlar,  zulüm ve kötülüklere direnmeyenler, dayanışma ve yardımlaşma içinde olmayanlar hüsrandadır.”  Kur'an bize şu mesajı veriyor:  “Ahiret günü her çağın insanını, içinde yaşadığı çağa karşı sorumluluklarını yerine getirip getirmediği bakımından sorgulayacağız. İyilik, güzellik, doğruluk için çalışın, hak ve adalet uğrunda mücadele edin, dertlilerin, acılıların yardımına koşun. Her çağa kendi çağdaşını ve her çağdaşa da kendi çağını soracağız, bu değerleri yaşamak ve yaşatmak için ne yaptınız diye!”  O nedenle, beş vakit Namaz, Oruç, Zekât, Hac;  Müslüman olmak için yeterli değildir; (türbanı  hiç saymıyoruz çünkü Kur'an'ın böyle bir emri yok)  aslolan Salih Amel'dir. Namaz, Oruç, Hac dinimizin ritüelleridir. Bir Müslüman eğer, Kur'an'ın öngördüğü Temel İnsanlık Değerlerini içselleştirerek yaşamıyorsa, sadece bu ritüelleri yerine getirerek 'Allah'a Kulluk' görevini yerine getirmiş olmaz. Yüce  Peygamberimizin, kamu malını çalan bir sahabenin cenaze namazını kendisinin kıldırmadığını hatırlatalım! Peygamberimiz bizi,  “İnsanlarla ilişkilerinizde, onların namazına-niyazına değil,  dinarla dirhemle ilişkilerine bakınız”  diye uyarıyor! Kur'an'daki “Secde ve İbadet” kavramları da yanlış anlatılıyor. Secde, Allah'a ve elçisine itaattir. Arapçada Secde etmek “boyun eğmek, teslimiyet göstermek” anlamına geliyor. Fakat birçok mealde secdeye kapanmak olarak belirtiliyor. Secde kavramı, sahiplerinin develerine binmek istediklerinde, develerin çökerek boyunlarını ileri doğru uzatmaları; yani sahiplerine teslim olmaları demek! Kur'an'daki anlamı, Allah'a teslimiyet.  Birçok âyetteki “Kulluk Edin” kavramı da “İbadet Edin” diye çevrilmiş! İbadet etmek de çoğunlukla namaz kılmak olarak anlaşılıyor! İşte, İslâm amacından böyle uzaklaştırıldı. Hâlbuki, Allah'a kulluk etmek demek, Allah'tan başkasının önünde eğilmemek, yalnız Allah'a  teslimiyet göstermek ve insanlığın hizmetinde olmak demek! Kur'an  Kulluğu, “Salih Amel” olarak ifade ediyor. İbadet sadece namaz anlamında değil! Dinimize göre, tüm dünya ibadethanedir; çalışmak, öğrenmek, öğretmek, iyilik etmek, yardımlaşmak ibadettir. Bektaşîlikte “HİZMET”; “hizmet edilenin rahatı ve keyfi için değil, hizmet edenin nefsinin ve kibrinin törpülenmesi içindir” ki; İslâmî  olan da budur; o nedenle, halka hizmet ettiklerini söyleyenler eğer nefislerini törpüleyemiyorlarsa riya içindedirler. Hizmet eder görünüp, başka şeylerin peşindedirler. Yine Alevîlerin bir anlayışı da şudur: “Salât-ı Daim” hâlinde yaşamak! Yani, Allah'ın rızasına uygun yaşayan kişi her an ibadettedir. Atatürk Salât-ı daim hâlinde yaşayan ender insanlardan biriydi. Çünkü tevhid inancına sahipti ve  bütün zamanı, “millet için ne yapabilirim” diye düşünmekle geçerdi. Bize göre, o halis bir Müslüman'dı.  Kur'an'ın ideal insanı için, vazifeler haklardan önce gelir. Kur'an bireyci değil toplumcudur.   Ancak, Müslümanları çalışmaya, üretmeye teşvik eder. Fakat, kapitalizmde olduğu gibi, vahşi bir Serbest Piyasa Düzenini; Komünizmde olduğu gibi, insanların bireysel gelişiminin önüne set çeken, yaratılışa aykırı bir eşitlik anlayışını öngörmez; insanların ölçülü;  insaflı ve paylaşımcı olmalarını ister.  Bunlar bizi Sosyal Devlet anlayışına götürür. Kıble kavramı da bize İslâmiyet'in sosyal hedeflerini işaret ediyor. Kıble; inanç, ilke olarak gidilecek yön, sosyal hedef anlamına geliyor. Nitekim Bakara 142 ve 151. âyetlerde Salât/Namaz kelimesi yoktur. Bakara 144'deki “Yüzünüzü Mescidi Haram  yönüne çevirin” ifadesi; Mescidi Haram'a doğru bakmak demek değil; tüm benliğimizle Mescidi Haram'a yönelmek; orada temsil edilen Temel İnsanlık Değerlerini benimsemektir. Bakara 145, 148,151'den de açıkça, Kıble'nin coğrafî bir yön değil, soysal bir hedef olduğu anlaşılıyor. Mescidi Haram'ın kıble edinilmesi buradaki değerlerin benimsenmesi demek. Bakara 125'te, “İbrahim'in  makamından bir musalla (salât yeri) edinin” deniyor.  Orası Hz. İbrahim'in  zalimlere karşı kıyamını, mücadelesini sembolize ediyor. Maide 97'de, “Orada herkes güvende, dokunulmaz, hür olmalı. Baskı ve zulüm olmamalıdır. Orada Müslümanlar bir Musalla edinmelidir” deniliyor.  Mescidi Haram dirilme, silkinme ve kendine gelme yeri. Yani “Allah Yoluna, İnsanlık Yoluna” gelme yeri. Kâbe manevî anlamda bir yön ve düzen belirleyici pusula.  Bakara 115, “Hangi yöne dönerseniz orada Allah'a itaat ve ibadet ciheti vardır” diyor!  İbadetin sadece namaz kılmak olmadığını tekrar hatırlatalım! Bilmiyoruz ve bu yüzden hep kandırılıyoruz ve Allah'la aldatılıyoruz! Bakınız Ahzab Suresi 67. âyette, Kur'an'dan bilgisiz oldukları için, Yöneticileri ve Efendileri tarafından aldatılan Müslümanlar, Allah'a nasıl yakarıyorlar: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi onlar yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara azaptan iki kat ver kendilerini tam anlamıyla rahmetinden mahrum bırak!” Peki, sorgulamadan yöneticilerine itaat eden; susarak, sessiz kalarak kötülüklere, zulümlere, adaletsizliklere göz yumanlar  bunun  hesabını vermeyecekler mi? Bizim temel meselemiz, Müslüman kardeşlerimizin ve aydınlarımızın Kur'an konusundaki bilgisizlikleridir. Bu bilgisizlik, din istismarcılarına çok geniş bir alan bırakmaktadır. Şu da acı bir gerçektir ki, tarikatlar ve cemaatler Müslümanları Kur'andan uzaklaştırmaktadır. Hâlbuki yüce Allah, “Rabbinizden indirilene uyun ve aracılara uymayın” diye bizi açıkça  uyarıyor (Araf Suresi  âyet 2)! Bunlar bilinmeyince, din, halkı sömürenlerin elinde bir araç hâline geliyor. Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?