ÇIKIŞ YOLU ARARKEN HATIRLAMAMIZ GEREKENLER ! (2)

İsmet Paşa'nın, 1963'teki son Başbakanlığı sırasında yakındığı bürokrasimiz, ne yazık ki, bizzat kendisi tarafından Amerika'ya tanınan imkânlarla, Amerika'nın kullanımına sunulmuştur!  Bunu, AİD yardım görevlisi Dr. Richard Podol, 1975 yılında Amerika'ya gönderdiği raporda, “Türk idarecileri indoktrine edilmiştir, 'yani Amerikan ideolojisine kazanılmıştır'” diyerek not etmekteydi!

 Millî Devletimiz, işte böylesine gafilce uygulamalar yüzünden elimizden çıkmıştır. Burada kuşkusuz, Demokrat Parti iktidarının da dahli büyüktür. Fakat bu yolu açan İsmet Paşa'dır ki, aydınlarımız bunu bir türlü görmek istememektedirler! Ancak, sağ kesimden bazı aydınlar, tarihimizin karartılan bazı önemli gerçekleri üzerindeki örtüyü kaldırmaya başlamışlardır ki, bu da son derece önemlidir. Nitekim, Star Gazetesi yazarı sayın Ardan Zentürk'ün,  “Meğer bizim 'millî' derin devletimiz hiç olmamış!” başlıklı, 7 Mart tarihli yazısı bu bakımdan önemlidir. Sayın Zentürk şunu diyor: “Başlıktaki iddia, 10 Kasım 1938, saat 09.04'e kadar olan dönemi kapsamamaktadır! Belli ki, emperyalizmin zamana yayılmış  'tıbbî suikast' sürecinin başarıya ulaşmasından önce, yani Kuvvayı Milliye Lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk sağken, bir 'derin devlet' var. olmasa, ülkenin o zayıf halinde nasıl eder de, Fransa gibi bir imparatorluğun elinden Hatay'ı alır?…”'     

Yani, sayın Zentürk, Atatürk döneminde Millî Bir Derin Devletimizin olduğunu söylüyor! Umarız, aydınlarımız bu gerçeği artık anlarlar. 

Bu suretle başlayan açılımın şu yararı olacaktır: Artık, sahte Atatürkçüler milleti Atatürk'le; sahte dinciler de 'Allah'la aldatamayacaklardır. 

Türkiye'yi Amerika'nın rotasına soktuktan yıllar sonra, İsmet Paşa'nın, 1960'larda söylediği şu söz pek meşhurdur: “Büyük devletle dostluk ayıyla yatağa girmeye benzer!” 

 Çok doğru, fakat, bizi 'Amerikan Ayısı' ile aynı yatağa sokan bizzat İsmet Paşa'dır!

 Bugün her şeyimiz Amerika'nın kontrolü altında ise, bunun sebebi, Atatürk'ün ölümünden sonra bu güzelim ülkenin, Batı Emperyalizminin vesayetine, kendi ellerimizle  sokulmasıdır. İktidara kim gelirse gelsin, vesayet devam ediyor! Zaten günümüzde bile, iktidara gelmek isteyenler, önce Amerika'nın gözüne girmeye çalışmıyorlar mı?

 Demokrasi ve Demokratikleşme kavramları kullanılarak Millî Devlet yapımız öğütülüyor.  Ehliyet, liyakat ve devlete sadakat kavramlarının hiçbir kıymete sahip olmadığı, Batı'nın çok kötü bir kopyası olan sözde Demokratik Sistemimiz; Türk Milleti'nin değil, Emperyalist Devletlerin çıkarlarına hizmet eden bir mekanizma gibi çalışıyor! Bu nedenle, bugün, iktidar olduklarında her şeyin düzeleceği nutukları atanların, önce, gerçekten Yerli ve Millî bir siyaset takip edecek kabiliyette olup olmadıklarına bakılmalıdır. 

31 Mart seçimlerinden sonra Türkiye, “Yerli ve Millî bir Çıkış Yolu”nu arayacaktır. Aramak zorundadır.  Ancak, Meclis'teki Atlantikçi partilerin, bu yapılarıyla, Millî bir Çıkış Yolu göstermelerinin mümkün olmadığı da bilinmelidir.

ÇIKIŞ YOLU KEMALİZM'DİR ALTI OKTUR!

Çıkış Yolu Kemalizm'dir. Çünkü, Kemalizm bizim Millî Sentezimizdir. Osmanlıcılık, İslâmcılık, Turancılık arayışlarının bir hayâl olduğunun acı tecrübelerle anlaşılmasından sonra, ana rotasını bulan Türk Devriminin adıdır Kemalizm! Ancak ne var ki, Atatürk'ten sonra yaşanan süreçte, katıldığımız Batı ittifakı içinde, bir hafıza kaybı yaşadığımız ve emperyalizmin zihin kontrolü, gerçekleri görmemizi engellediğinden,  Atatürkçülere ve Milliyetçilere Kemalizm'i tekrar tekrar anlatmak gerekiyor.

 Bugün, siyaseten bir Çıkış Yolu arayanlar, eğer Kemalizm'den söz etmiyorlarsa, ALTI  OK'U sahiplenmiyorlarsa, biliniz ki, Atatürk'ün Nutuk'ta uyardığı gibi, “Milleti boş hayâller peşinde koşturmaktan başka bir şey yapamazlar!”

Kemalizm üzerinde neden bu kadar çok duruyoruz? Çünkü, Atatürkçülük ya da,  Milliyetçilik iddiasında olanların büyük bir çoğunluğunun, Atlantikçi bir siyasetin enstrümanları olduklarını görüyoruz! 

Meselâ birkaç basit örnek verelim: 'Atatürkçü'  Zülfü Livaneli, CHP milletvekili olduğu dönemde, bir yazısında şöyle bir değerlendirme yapabilmişti: “Atatürk dünya koşulları içinde gidecek hiçbir yeri olmadığını gördü; yeni devleti Orta Doğu'ya ve Arap âlemine kapatarak, kapılarını sonuna kadar Batı'ya açtı. Mustafa Kemal'in ağzından savaş sırasında ve sonrasında Avrupa aleyhine tek söz duydunuz mu?”

Atatürk, Türkiye'yi Orta Doğu'ya ve Arap Âlemine kapatmış! Buna ancak, 'Hadi canım sende' denilir. Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu'ndan doğan devletlerin, bir dayanışma içine girmeleri gerektiğine inanmaktaydı ki, şu sözleri bunu kanıtlamaktadır: 

     “1.İmparatorluğun siyasî bünyesi iflâs etmiş olmakla beraber, vaktiyle hüküm sürdüğü yerlerdeki müşterek ekonomik şartlar ve menfaatler mevcut olmakta devam etmektedir. 

      2. İmparatorluğun enkazı üzerinde kurulmuş bulunan bağımsız devletlerin kaderleri her bakımdan aynıdır. 

             3. Buralarda yaşayan, başka ırklara mensup olan milletlerin bile mizaçları, yaşayış tarzları, âdetleri, itiyatları yekdiğerinden hemen hemen farksızdır; dilleri de birbirine karışmıştır.

  4. Yüzyıllar boyunca vatandaş olarak yan yana yaşamış olan bu milletler arasında, elbette ki, umumî ve ferdî birçok dostluk bağları vücut bulmuştur ve bazı nahoş olaylara rağmen bu bağlar henüz gevşememiştir. 

5. Coğrafî, siyasî, iktisadî sebeplerle beraber mevcudiyetlerini her türlü tecavüzlere karşı koruma ihtiyacı kendilerinin ittifak, hattâ ittihat (birlik) hâlinde yaşamalarını âmirdir.  Bu, umumî dünya sulhu için de lüzumludur ve üzerinde soğukkanlılık, şuur ve samimiyetle çalışılırsa pekâlâ mümkündür de.

Binaenaleyh,  bu milletler, düşürüldükleri gaflet çukurundan bir an evvel kurtulmaya çalışmalı, aralarında mevcut olup, bazı emperyalist devletler tarafından mütemadiyen körüklenmekte bulunan arazî kavgaları ile diğer anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalı, müsavi şartlarda -az zamanda konfederasyonlara doğru gidecek olan- kuvvetli- bir 'Birlikler manzumesi' kurmalı, bu gaye için diğer komşu milletlerle de anlaşmak çarelerini aramalıydılar. Ancak bu yoldan, hep beraber, güvenlik ve huzur içinde yaşamalarını sağlayabilirlerdi” (Hasan Rıza Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”, s. 500).

Atatürk'ün Bölge Devletleriyle işbirliği çabaları, 1934 yılında; Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Paktı ile sonuçlanacak; bu Pakt'a daha sonra, Bulgaristan ve Arnavutluk da katılacaklardır. Balkan Paktı'nı takiben Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, 8 Temmuz 1937'de Sadabat Paktı imzalanacaktır! O tarihte Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan henüz bağımsızlıklarına kavuşmamışlardı. Atatürk yaşasaydı, bu devletlerin hepsi ile Stratejik Ortaklıklar kurulacağı muhakkaktı.  Ancak ne var ki, Atatürk'ün ölümünden sonra, Türkiye güvenliğini, Türk Milleti'nin tarihî düşmanları olan Emperyalist Devletlerin ellerine teslim edecektir! 19 Ekim 1939'da, İngiltere ve Fransa ile imzalanan ittifak anlaşması ve sonra da, 23 Şubat 1945'den itibaren Amerika ile imzalanan İkili Antlaşmalar işte bu anlayışın sonucudur. Bu ilişkiler, bugünkü iktisadî perişanlığımızdan başka,  Millî Derin Devletimizin yok olmasına; bu sayede FETÖ ve PKK gibi yapılanmaların gerçekleşmesine yol açmıştır.

Bugün tartışılan Beka Meselesinin de; yaşadığımız coğrafyanın bugün içinde bulunduğu kaosun da temel sebebi budur. Ne yazık ki, bu gerçek daha henüz ,'Milliyetçi' ve 'Atatürkçüler' tarafından bile algılanabilmiş değildir.  ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresunspor'da kötü gidişin sorumlusu sizce kim?