ÇARE PLÂNLI KARMA EKONOMİ (6)

Atatürk'ün iki Başbakanı İsmet İnönü ve Celâl Bayar, Atatürk'ün yolundan gitmediler. Bu bakımdan, birinin diğerine bir üstünlüğü olmadığı iyi bilinmelidir. İnönü de, Bayar da, İstiklâl Harbimize katılmış ve devletimize hizmet etmiş iki değerli şahsiyettir. Fakat ikisi de, Kemalist Devrimi sürdürmemişlerdir! Bugün yapılması gereken, Atatürk'ün bıraktığı yerden Kemalist Devrim'in sürdürülmesidir. Batı'nın vesayet prangasını ancak, bu şekilde kırabilir ve bölgemizde, tarihî misyonumuza yakışan görevleri ancak bu şekilde üstlenebiliriz. 

  Prof. Niyazi Berkes, II. Dünya Harbi'nden sonra, Amerikalı uzmanların bize yaptıkları tavsiyeler hakkında şu önemli değerlendirmeyi yapmaktadır: “Amerika'dan gelen uzmanlar, Türkiye'nin; örneğin İngiltere ve Japonya gibi, millî gelirinin önemli bir kısmını dış ticaretten edinmeye muhtaç bir memleket olmadığını veya tarımda ve sanayide geri kalmış bir memleket olarak ekonomisini, üstün tarım ve sanayi ekonomilerinin hâkimiyeti altındaki piyasa mekanizmalarına tâbi tutmaya mecbur olmadan, kendi çeşitli tabiat ve insan kaynak-larını seferber etmekle, bağımsız bir kalkınma yapabilecek bir memleket olduğunu gördükleri hâlde, verdikleri raporda, 'Türkiye ancak bir tarım ve hammadde memleketi olarak gelişmeli-dir; bunun için de bir taraftan devletçilik tasfiye edilmeli, özel teşebbüse her alan açılmalı, yabancı sermaye davet edilmeli, Kemalizm'in yabancı sermayeyi tasfiye eden bütün mevzuatı kaldırılmalıdır' görüşünü önermişlerdir!”

Türkiye, II. Dünya Harbi'nden sonra, Amerika'nın Avrupa için tasarladığı Marshall Plânı'na dahil edilmiş ve ekonomisi bu suretle kontrol altına alınmıştır. Marshall Yardım Programı, Doğu Bloku ile ticareti yasaklamaktaydı. Bu yasak Türkiye'ye de uygulanmıştır! 

Haydar Tunçkanat'a göre,  ABD kendi pazarlarını genişletmek için Türkiye'deki zeytin ağaçlarını kestirmekte kararlıdır. Bu maksatla, Türkiye'nin siyasî ve ticarî ilişkilerinin iyi olduğu ve zeytinyağı ve yağlı tohumlar satabileceği sosyalist ülkelerle olan ticaretini de sınırlayacak tedbirleri insafsızca alıp, uygulayacaktır (Haydar Tunçkanat, “İkili Antlaşmaların İçyüzü”,  s. 85)!

 Uzmanların ifade ettiklerine göre, Amerika bize on binlerce zeytin ağacını kestirmiştir. Tereyağı ve Zeytinyağı yerine halkımız, sağlığımıza zararlı nebatî yağlara yönlendirilmiştir!  

Amerika Birleşik Devletleri'nin, kendi millî çıkarlarını gözeten politikaları sebebiyle, başta, kuzey komşumuz Sovyetler Birliği olmak üzere, Doğu Bloğu ile ticarî ilişkilerimiz, Anti- Komünizm siyasetinin gölgesinde, son derece sınırlı kalmıştır. Hâlbuki, Sovyetler Birliği, Atatürk döneminde de Komünist idi. Fakat bu durum, Sovyetlerle ilişkilerimizin karşılıklı menfaate dayalı olarak sürdürülmesine engel teşkil etmemişti! Bu ilişkilerin sürmesinde herhâlde, Türkiye'nin büyük menfaatleri bulunmaktaydı. Nitekim, Sovyetler Birliği'nden aldığımız 8 milyon dolarlık faizsiz krediyi, bu ülkeye tarım ürünleri ihraç ederek ödemiştik! Bu ilişki nedeniyle Sovyetlerin peyki olmamıştık! Fakat, Amerika'nın, ülkemizde müdahil olmadığı bir alan kalmamıştır!

TÜRKİYE ARTIK 

KENDİ ÖZÜNE DÖNMELİDİR !

29 Ekim 1930 gecesi A.P. muhabiri bir ABD'li gazetecinin, “Türkiye'nin hangi bakımlardan Amerikanlaşmasını düşünüyorsunuz” şeklindeki sorusuna, Atatürk, nasıl bir millî şuûra ve millî duruşa sahip olmamız gerektiği konusunda bize ışık tutan şu muhteşem cevabı vermişti: “Türkiye bir maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir! Biz Türk'üz tam manası ile Türk'üz, işte o kadar. Bize Müslüman olmak yeterlidir. Asya için, Avrupa için bizim kanunlarımız aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, egemenliğimizi eksiksiz muhafaza etmek, her şeyi Türk cephesinde mütalâa etmek…”      

Türkiye artık, bu kadar savrulmadan sonra, kendi özüne dönmelidir. Ne var ki, Batı'dan beslenen Etki Ajanları; Devşirilmiş Aydınlar, Akademisyenler ve Siyasetçiler, 'Dünyaya mı kapanacağız' teraneleriyle, bunu önlemeye çalışmaktadırlar!  Çünkü, Batılı 'dostlarımız', Türkiye özüne dönmeyi başardığında, nelerin olacağını çok iyi biliyorlar! 

Türkiye var gücüyle, ihracata odaklanmıştır. Halbuki, bugün 80 milyonluk nüfusuyla, Türkiye önemli bir iç pazara sahiptir. Ayrıca, bin küsur yıl hâkim olduğumuz ve arkamızda kötü hatıralar bırakmadığımız bu coğrafya da, bizim için önemli bir Pazar olabilir. Yeter ki, Batı aşkından vazgeçip, kendi coğrafyamızın taşıdığı potansiyeli idrak edelim! Balkanlar,  Ukrayna, Rusya, İran, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya çok geniş ticaret imkânlarına sahip olduğumuz coğrafyalardır. Biz, Atatürk'ten sonra, yaşadığımız coğrafyaya sırtımızı dönerek, geleceğimizi, “bizi mahvetmekte kararlı olan” Batı'da aradık! Fakat, içimizde öyle güçlü bir Batıcı Lobi var ki, bize, Batı'dan kopup, kendi özümüze dönmeyi 'dünyanın sonu gibi' göstermektedir!

Türkiye'nin sahip olduğu Pazar Potansiyeli hakkında, yukarıda yazdıklarımız asla abartılı değildir.  Korgeneral Atıf Erçıkan'ın, bizzat yaşadığı bir hadiseyi tekrar hatırlatalım: 

 Korgeneral Atıf Erçıkan, Kurmay Albay olarak NATO Karargâhında görevli iken, 1961 yılında,  NATO'nun yeni Kurmay Başkanı bir Fransız Generali tarafından kendisine bir dosya  tevdi edilir fakat hemen sonra, yanlışlıkla kendisine verildiği gerekçesiyle, bu dosya, bir ABD'li ve bir İngiliz Albay tarafından  elinden alınmak istenir.  Erçıkan'ın iade etmeden önce tetkik fırsatı bulduğu “Sovyetler Birliği'ne Karşı Uygulanacak Psikolojik Harp Harekâtı” başlıklı dosyada, Türkiye hakkında bazı çok önemli gizli bilgilerin bulunduğu anlaşılıyor. Anlaşılan o ki ABD,   Rusya'da merkezî otorite çöktükten sonra, on beş-on altı kadar yeni devletin ortaya çıkacağını ve bu devletlerin 5-6 tanesinin de Türk devleti olacağını tahmin etmiş ve tabiî ki, önlemlerini de almış! Bakalım bu önlemler neymiş: “Türk devletlerinin işgal edecekleri coğrafya stratejik yönden çok değerli ve tabiî kaynaklar bakımından çok zengindir.  Bu devletler Batı'daki Türkiye Cumhuriyeti ile birleşirlerse o zaman, Hitler Almanya'sı veya Stalin Rusya'sından daha tehlikeli bir kuvvet olarak Batılıların karşısına çıkarlar. Türkiye Cumhuriyeti ile Doğu Türklerini birleştirmemek için elden gelen yapılmalı, Türkiye ile bu devletler arasında tampon devletler kurulmalı, Türkiye'nin lider devlet olmasını engellemek için siyasî ve ekonomik bütün tedbirler alınmalıdır” (Altemur Kılıç, Yeniçağ,  2 Eylül 2006)!

Siyasî mensubiyetler bir kenara bırakılarak, Atatürk'ün ölümünden itibaren yaşadıklarımızı yeniden değerlendirmek gerekiyor. ./…

NOT: Hep söyleriz, tek bir tarafa bağlı kalmak bizi körleştirir. Değişik TV kanalları da izlenmelidir ki, kıyaslama yapabilelim.  Halk TV'de Ayşenur Aslan Hanımefendi'nin, İstanul Emniyet Müdürlüğüne tayin olunan Adana Emniyet Müdürü sayın Zafer Aktaş hakkındaki bir iddiasına şahit olduk.  Başka bir TV kanalında da, sayın Aktaş'ın 1999 yılında hazırlanan “Devletteki Fetullahçı Yapılanmaya” dikkat çeken raporu düzenleyen emniyetçilerden biri olduğunu öğrendik! Yine Habertürk TV'de, iktidara muhalif bir isim olan Deniz Zeyrek'in, Emniyetteki bu son atamaları takdir ettiğini gördük! 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?