BÖLGE DEVLETLERİYLE İŞBİRLİĞİ ÖNEMLİ!

Atatürk'ün Batılılaşma anlayışını, Atatürkçüler bile anlayabilmiş değildir. Atatürk Batı'nın emperyalist yanını çok iyi biliyor ve Batı'nın yörüngesine girildiğinde, aslâ Batılılaşamayacağımıza yani gelişmiş bir sanayi toplumu olamayacağımıza inanıyordu. Çünkü, Batı'nın yörüngesine girerek Batılılaşacağını zanneden Osmanlı'nın nasıl yok olup gittiğini görmüştü. Ne yazık ki, Atatürk'ten sonra Osmanlı'nın bu vahim hatası tekrarlanacaktır. Atatürk, Batı'dan bağımsız olmayan hiçbir geri kalmış milletin Batılılaşamayacağını, reform veya devrim yaparak, kendine çeki düzen veremeyeceğini biliyordu. Prof. Niyazi Berkes'in çok güzel ifade ettiği gibi, “Türkiye ancak, Batı'ya rağmen Batılılaşabilir. Batı'ya karşı gelmedikçe, Batı'dan bağımsız olamaz ve kendini  düzeltemezdi” (“Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devremler”, s. 28). Atatürk, İstiklâl Harbi'ni kazandıktan sonra, hiçbir Batılı ülke ile ittifak ilişkisine girmemiş; bin yıldır birlikte yaşayan bölge milletlerinin birlikteliğini savunmuştur. Nitekim, Atatürk'ün şu çok önemli konuşmasında da bunu görmekteyiz: “İmparatorluğun enkazı üzerinde kurulmuş bulunan bağımsız devletlerin kaderleri her bakımdan aynıdır. (…) Mevcudiyetlerini her türlü tecavüzlere karşı koruma ihtiyacı, kendilerinin ittifak, hattâ ittihat (birlik) hâlinde yaşamalarını âmirdir. Bu, umumî dünya sulhu için de lüzumludur ve üzerinde soğukkanlılık, şuur ve samimiyetle çalışılırsa pekâlâ mümkündür de. Binaenaleyh,  bu milletler, düşürüldükleri gaflet çukurundan bir an evvel kurtulmaya çalışmalı, aralarında mevcut olup, bazı emperyalist devletler tarafından mütemadiyen körüklenmekte bulunan arazî kavgaları ile diğer anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalı, müsavi şartlarda -az zamanda konfederasyonlara doğru gidecek olan- kuvvetli- bir 'Birlikler Manzumesi' kurmalı. Bu gaye için diğer komşu milletlerle de anlaşmak çarelerini aramalıydılar. Ancak bu yoldan, hep beraber, güvenlik ve huzur içinde yaşamalarını sağlayabilirlerdi” (Hasan Rıza Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”, s. 500). Ne var ki, Batı hayranı olarak yetişen fakat emperyalizmi tanımayan aydınlarımızın Orta Doğu'ya bakışına, genellikle emperyalizmin menfaatine hizmet eden, “Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü” anlayışı hâkim olmuştur! Hâlbuki, bu coğrafyada başı dik; bağımsız bir devlet olarak yaşayabilmemiz, -Amerika'yı; tüm Batı'yı ve içimizdeki Amerikancı lobiyi üzecek olsa da- komşu ülkelerle 'kendi irademiz dahilinde' geliştireceğimiz sıkı işbirliğine bağlıydı!  Rusya ve İran ile yakınlaşmadan sonra başlayan, 'Batı'dan kopuyoruz' yâvelerinin sebebi budur. Amerika, Türkiye'nin Avrasya'ya yaklaşmasından hep endişe etmiştir. Nitekim, ABD Büyükelçisi Commer'in, daha 1969 yılında, Amerika'ya gönderdiği bir raporda, “Türkiye'deki etkili bir siyasî azınlığın, ülkenin dünyadaki rolünü ve ABD ile ittifaklar yelpazesini tekrar tekrar gözden geçirdiğini; bu gruplarda gelişen  'Türkiye'nin çıkarları, Rusya ve Arap Dünyası ile ilişkilerde somut gelişmeler kaydedilmesini gerektiriyor' anlayışının Amerika için tehlikesine” dikkat çektiğini hatırlatalım! Nitekim, kısa bir süre sonra 12 Mart Müdahalesi ile, Türkiye hizaya sokulacaktır.  Sovyetler dağıldıktan sonra da, Türkiye'nin NATO ile ilişkileri sorgulanmaya başlanmıştı. Orgeneral Tuncer Kılınç, 2002 yılında, MGK Genel Sekreteri iken, “Türkiye'nin artık NATO'dan çıkması gerektiği ve ABD'nin Türkiye'nin dostu ve stratejik ortağı olmadığı, başta Rusya ve İran olmak üzere komşularımızla ilişkilerimizin geliştirilmesinin zorunlu olduğu” üzerinde durmuştu. Şu işe bakınız ki, sayın  Kılınç bir anda, kendini Ergenekon davasının sanıkları arasında bulmuştu!  Arap ülkeleri ile ilişkilerimizin gelişmesine karşı çıkan bir güç, yıllarca  bu doğrultuda kamuoyu oluşturma gayreti içinde olmuştur. 1960'lı yıllarda İstanbul'a, Arap ülkelerinden turist akını başladığında; en fazla dövizi Arap turistler bıraktığı hâlde, İstanbul basınında yayımlanan, 'bunların ne kadar pis insanlar olduklarına dair yazıları'; gruplar hâlinde, İstanbul caddelerinde gezen çarşaflı Arap kadınlarının birinci sayfadan verilen fotoğraflarını hatırlıyoruz! 'Araplar bizi I. Dünya Harbi'nde arkadan vurdu' söylemi de tabiî ki, sık sık dile getirilirdi! Olur a, bazıları unutur, Araplara karşı sıcak duygular besleyebilirdi!  Bu algı yönetimini hep yaptılar. Bin yıl birlikte yaşadığımız bir millete karşı bu düşmanca duygular, herhâlde kendiliğinden oluşmuyordu! Emperyalist odakların devrede olduğuna kuşku yoktu. Bu konuda Prof. Zekeriya Kurşun, tümüne katıldığımız şu tespiti yapmış: “1940'lı yıllara kadar tarih müfredatına baktığımızda, bu mesele hakikate daha yakın anlatılırken, bu tarihten sonra Araplık üzerinden İslâm'a karşı tenkit getirmek isteyen amatör tarihçiler, siyasetçiler, edebiyatçı ve demagoglar yabancıların bu konudaki fikirlerini tekrar etmişlerdir” (ESAM I. Dünya Harbi Sempozyumu 1915, s. 266). 'Atatürk Orta Doğu Bataklığına bulaşmamıza karşıydı' diyenlere en anlamlı cevap, Atatürk'ün yukarıdaki sözleri ve bu sözler doğrultusunda, 1934'de Balkan Devletleriyle kurduğu BALKAN PAKTI ve o günün bağımsız Müslüman devletleri olan İran, Irak ve Afganistan'la birlikte, 1937'de kurduğu   SADABAT PAKTI'dır. İnanıyoruz ki, 'Yeni Osmanlı' hayalleri ile, bizi, Amerika'nın bölgedeki çıkarlarının piyonu durumuna düşüren politikacılarımızın  bunlardan haberleri bile yoktur! Atatürk'ten sonra, Batı ittifakına katılmamızın vahim sonuçlarını 27 Mayısçı Orhan Erkanlı, “Anılar, Sorunlar, Sorumlular” isimli kitabında şöyle anlatır: “Askerlerimizi ve  hükümeti 'Küçük Amerika' olma hayali sarmıştı. Harp Akademileri dahi tedrisat, stratejik ve taktik konsept değiştirdi. Amerikanlaştı!” Amerika, İstiklâl Harbi'nde bize en büyük yardımları yapan Sovyet Rusya'ya  karşı, sözde bizi koruyordu! Milletimiz yıllarca, bu yalanlarla kandırıldı. Amerika'nın tavsiyeleri ile Atatürk'ün, Plânlı Karma Ekonomi siyasetinden vaz geçtik ve Batı'nın açık pazarı hâline geldik. Ayrıca, Batı'nın, bölgemizi ve bizi kaosa sürükleyen bütün politikalarına da yardımcı olduk!  Eğer, Atatürk'ün Sadabat Paktı anlayışını ve Sovyet Rusya ile dostluğumuzu sürdürmüş olsaydık; bölgemiz emperyalist devletlerin oyun alanı hâline gelemez ve ne PKK ne FETÖ ne de IŞİD belâsı söz konusu olurdu.  Atatürk'ün Planlı Karma Ekonomi siyaseti sürdürülseydi, Türkiye bugün, Avrupa'ya işçi gönderen değil; Avrupa'dan işçi alan bir ülke durumunda olurdu. Bunları kafadan atmıyor; bilinçle söylüyoruz. Atatürk döneminde yüzde 9.6 olan sanayi kalkınma hızını başka hiçbir devirde yakalayamadığımız iyi bilinmelidir.             Şimdi, şu menfur 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra bir fırsat doğmuştur. NATO'dan çıkmalı ve Avrupa Birliği üyeliği oyununu kendi ellerimizle bitirmeliyiz. Bunu yapabiliriz çünkü milletimizin yüzde doksanı FETÖ'nün arkasındaki gücün Amerika  olduğuna inanmaktadır. Bu Amerikan karşıtlığı, bilinçli bir anti emperyalist tavra dönüştürülebilirse, Batı'nın vesayetinden kurtulabiliriz. Amerikancı lobi buna bütün gücüyle karşı çıkacaktır. Nitekim, Murat Yetkin, 11.08.2016 tarihli yazısında “Türkiye'de Batı aleyhtarlığı had safhada.  Oysa, Türkiye'nin ekonomik yapısı artık AB sisteminin bir parçası, Türkiye'nin güvenlik yapısı NATO'nun bir parçası; ABD ile kağıt üzerinde olanın ötesinde bağlar var. Türkiye'de hükümetiyle, muhalefetiyle siyasîlerin Batı aleyhtarlığı üzerine körükle gitmelerinin ne ülkeye ne halka bir fayda sağlamayacağını görmesi gerekiyor” diyor! Onun gibilerin sayısı az değil!  Almanya'da yapılan bir kamu oyu araştırmasında, “NATO ve Rusya'dan  hangisi daha tehlikeli” sorusuna çoğunluğun, “NATO” diye cevap verdiğini hatırlatalım!.           Amerika'nın ve  Batı'nın bizi eskiden  olduğu gibi öpmesine müsaade edecek miyiz?   Atatürk'ün büyüklüğünü anlayabilmemiz için daha nelerin olması gerekiyor? Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?