SİSTEM NİÇİN SORGULANAMIYOR ?

Nasıl sorgulansın ki, her şey kontrol altında! Medyanın yüzde doksanını iktidar; gerisini de muhalefet konsolide etmiş! İki taraf da her şeyi kendi çıkarlarına göre çarpıtıyor! Tarih şuuru olmayan aydınlar da, yapay tartışmalara çekilerek ana konulardan uzaklaştırılıyorlar! Meselâ 'Kürt Sorunu' gibi yapay bir sorun ana tartışma konusu yapılıyor! LGBTİ tartışmalarıyla enerji tüketiliyor! Hâlbuki, Atatürk'ten sonra, Batı'nın reçetelerini tatbik etmek suretiyle, her konuda Batı'ya bağımlı bir ülke hâline gelmişiz; asıl bunun tartışılması gerekmez mi? Kimse, “O güzelim yerli tohumlarımızın satışı nasıl yasaklandı” diye sormuyor? Kimse, Turgut Özal vasıtasıyla icra edilen ve Batı'ya bağımlılığımızın temel nedeni olan Dışa Açılma programını, Serbest Döviz esasını kabul etmemizin sonuçlarını tartışmıyor! Kimse, eğitimin ne hâle getirildiğini görmüyor! Okuduğunu anlayanların oranı yüzde 60'larda geziniyormuş; okuduğunu anlayanların yüzde 70'i de anladığını anlatamıyormuş ne umur! 

Peki, bunlar niçin  sorgulanmıyor? Çünkü, aydınlar ve toplum kolaylıkla manipüle ediliyor. Topluma yön verecek olan aydınlar ya Batı'nın ya da iç siyasetin kontrolüne girdikleri için, 'Kürt Sorunu', 'LGBTİ', 'Demokratikleşme' gibi yapay gündemlerle enerjiler tüketiliyor!

 Geçenlerde KRT televizyonunda, Köy Enstitüleri'nin anıt ismi, eski Millî Eğitim Bakanlarından Hasan Âli Yücel'in hayatının anlatıldığı, “Yücel'in Çiçekleri” isimli bir belgesel seyrettik.  Hasan Âli Yücel, 8 yıla yakın bir süre, çok başarılı bir Millî Eğitim Bakanı olarak görev yaptıktan sonra, Kemalist Devrimin düşmanlarına teslim olan devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından görevden alınmış; sonra da kendi partisi tarafından 'Komünistlikle' suçlanmıştı! 

Dizinin bir yerinde, Çok Partili Sisteme geçiş hazırlıkları yapılırken, Hasan Âli Yücel İnönü'ye, bunun doğru bir karar olmadığı, her şeyin yarıda kalacağı uyarısını yapıyordu!   Ne var ki, CHP'yi yönetenler bir kere, Batı Kampına katılmaya karar vermişlerdi!

5 Mayıs akşamı Haber Türk TV'de “Teke Tek” programında da, Prof. İlber Ortaylı ve Prof. Celâl Şengör; Köy Enstitülerini tartıştılar. Her iki akademisyenin ortak kanaati, Köy Enstitülerinin kapatılmasının günümüzde, eğitimin ve ekonominin bu durumda olmasının temel nedeni olduğuydu!

Hocalarımız, Fatih Altaylı'nın, “Günümüzde bu modelden tekrar yararlanılabilir mi?” sorusuna şu ironik  cevap verdiler:  “Günümüzde köy mü kaldı ki?”

Ne yazık ki,  köyden kente göçün teşviki nedeniyle köyler boşalırken, şehirlerde de müthiş bir yığılma oldu! Bir de bununla övünülüyor iyi mi?  Köy nüfusu yüzde 20'lere düşünce çağdaş bir ülke olmuşuz! Bütün millet tüketici olmuş ne umur! Yetmiyormuş gibi, bir de 'Bütünşehir' uygulamasıyla köyler de mahalle yapıldı! Peki, bu ülkenin Kent Plânlamacıları, Tarım Plânlamacıları yok muydu?  Bunlara hiç mi danışılmadı? 

Demek ki, danışılmamş! Peki, niçin? Çünkü, bu ülkede 'Seçilmişler', 'Millî İrade'nin yegâne temsilcileri olduklarına' inan-dırıl-mışlar! Kim takar uzmanları!

 KÖY ENSTİTÜLERİNİN İPİNİ KİM ÇEKTİ?

Yaygın kanaat, Köy Enstitülerinin 1954 yılında, Demokrat Parti tarafından kapatıldığıdır. Evet, bu tarihte Köy Enstitülerinin ismi ve yapısı değiştirilmiştir. Fakat, Köy Enstitülerinin ipi, asıl CHP iktidarında çekilmiştir!  Haber Türk'teki programda sayın İlber Ortaylı da, sayın Celâl Şengör de bunu savundular! Geçenlerde Halk TV'de, Gürkan Hacir'in bir programında, sayın Erol Mütercimler'in de bu düşünceyi paylaştığını gördük! Anlaşılan o ki, nihayet, gerçeklerin üzerindeki örtü yavaş yavaş aralanıyor! Bu güzel bir şey.  Bu gerçeği biz de yıllardır yazıyoruz. Bu yüzden bize kızanlar olduğunu da biliyoruz.  Fakat ne yapalım ki,  gerçek bu! Bunların bilinmesi gerekiyor.  Bunlar bilinirse, siyaset daha gerçekçi, daha millî bir zemine oturabilir.

 Şunu açıkça söyleyelim ki, Atatürk'ten sonra, İnönü CHP'si ve 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti, ülkeyi, Kemalist Devrimin rotasından çıkarmışlardır. Bu bakımdan iki parti de suçludur. Fakat, Atatürk sonrasında yaşananlar yeterince bilinmediği için, bu ülkede insanlar yıllarca, ülkemizin Demokrat Parti iktidarı ile Atatürk'ün rotasından çıktığı yalanı ile aldatılmışlardır.  Amerika ile imzalanan ilk İkili Antlaşmanın tarihi 23 Şubat 1945'dir. Hani, hep, İnönü, Sovyet baskısı yüzünden Amerika'ya yaslanmak zorunda kaldı denir ya, o tarihte herhangi bir tehdit söz konusu değildi! Daha sonra da yoktu ya neyse! Sovyetlerin bizden Kars-Ardahan'ı istediği kocaman bir yalandır. Bu konuya, edindiğimiz yeni bilgilerin ışığında tekrar değineceğiz. 

1938-1950 arasındaki Millî Şef Dönemi'nin hikâyesini, Sabiha Sertel'in “Roman Gibi”, Emin Değer'in  “Oltadaki Balık Türkiye”, Doğan Avcıoğlu'nun “Millî Kurtuluş Tarihi”, Prof. Niyazi Berkes'in “Unutulan Yıllar” ve Uğur Mumcu'nun “Kırkların Cadı Kazanı” isimli kitaplarında bulabilirsiniz.  Uğur Mumcu, 1940'lı yılları anlattığı kitabına niçin 'Cadı Kazanı' ismini verdi?  'Cadı Kazanı' nedir? Kısaca 'Solcu Avı' dır ki, Amerika'dan önce bizde başlamıştır! 

Prof. Yaşar Nuri Öztürk de, Millî Şeflik dönemi hakkında şu çarpıcı tespiti yapmıştır: “Biz şuna inanıyoruz ki, Türk aydınları, tabuları aşarak, 1940-50 arasını, yani bir ceberut ve baskı devresi olan 'Millî Şeflik' döneminin tek partili yönetimini tartışmaya açmadıkça ne Atatürk'ü gereğince değerlendirmek mümkün olur; ne de Türk inkılâpları hakkında sağlıklı tespitlerde bulunmak! 1940-50 arasının 'Şeflik Dönemi' Atatürk inkılâplarının da, Türk tarihinin de sırtında bir kambur gibi durmaktadır. Bu kamburdan kurtulmak, o dönemi tüm çıplaklığıyla araştırmak ve eleştirmeye açmakla mümkündür” (“Yeniden Yapılanmak” 1996 baskısı, s. 126).

İsmet İnönü, 1950 seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğrayarak, iktidarı Demokrat Parti'ye devretmişti. Sonraki yıllarda bu seçimi değerlendirirken, seçimi kaybetmekle birlikte, ülkeye de demokrasiyi getirmeyi başardığını ifade etmek için şu sözleri söyleyecektir: “Benim en büyük mağlubiyetim en büyük zaferimdir!” 

Evet, demokrasiye geçilmiştir geçilmesine, atalarımızın yüz yıllık hayâli nihayet gerçekleşmiştir de,  bu, Çakma bir Demokrasidir!  Çok Partili Sisteme geçilirken, eş zamanlı olarak, köylüyü, sosyal ve ekonomik olarak bir güç durumuna getirecek olan Köy Enstitülerinin kapatılması da, bu iddiamızın en somut kanıtıdır. Köy Enstitülerinin başındaki isim olan İsmail Hakkı Tonguç o yıllarda bu gerçeği, şu veciz sözleriyle tespit ediyor: “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı. Öbürü kolayı ve oyun olanı! Birincisi köklü değişim ister. Topraksızı topraklandırmadan, işsizi iş sahibi yapmadan, halkı eğitmeden olmaz. İkincisi Sandık Demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın; demagojiyle serseme çevrilen halk, elindeki kağıdı sandığa atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır!”

Siyasetçilerin ağzından sık sık şu sloganı duyarız: Demokrasimizi geliştireceğiz! 

Üreten bir ekonomiye sahip olmadan, halkın eğitim ve refah seviyesi yükseltilmeden, güçlü ve bağımsız bir adalet sistemi kurulmadan, Sosyal Devlet-Kamucu Devlet hayata geçirilmeden, 'Demokrasimizi  Geliştireceğiz'  sözü bir demagojiden başka nedir ki?  Prof. Mahir Kaynak, şu değerlendirmesi ile, tam da bu gerçeğin altını çizmektedir: “Demokrasinin dünyada en iyi rejim olduğu söylenir. Buna göre halkın iradesi yönetime yansımaktadır ve yönetim, halk adına ülkeyi idare etmektedir. Bu, iki varsayıma dayanır. Bunlardan bir tanesi halkın yargılarının, beğenilerinin, tercihlerinin kendiliğinden oluştuğu, herhangi bir müdahalenin olmadığı; ikincisi, halkın iradesi sonucunda çıkan kararların en doğrusu olduğu. Bunların her ikisi de tartışılmaya değer. İnsanlar aslında şekillendiriliyor. Eğer bu şekillendirmeyi yapan birtakım odaklar varsa, halkın iradesi dediğimiz şey bağımsız bir irade değildir. Eğer, insanlar birtakım güçler tarafından şekillendiriliyorlarsa o zaman karar verici olarak halkı değil, o güçleri aramak lâzımdır” (Derin Devlet, s. 113).

Gerçek bu! İktidar da, Muhalefet de milletle oynuyor!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?