ÇARESİZCE MUCİZE BEKLEMEK

Deprem karşısındaki çaresizliğimizi düşününce, yahu gerçekten 1999'da büyük bir deprem oldu mu diye sormadan edemiyorum. Ne kadar trajik! On beş binden fazla insanımız canından oldu, bir o kadarı yaralı kurtuldu, belki bir o kadarı da evini, yerini, yurdunu kaybetti ve buna karşın devlet eliyle hangi önlemler alındı dediğimizde..? Cevabı biliyoruz: Nerdeyse hiç!

Asıl soru şu: Biz ne yaptık? “Oğlum buralar çok değerlenecek” denen her yere koştur koştur apartmanı diktik; yetmedi, dolmaması gereken alanları hunharca doldurduk… Parkları yok ettik, bahçeleri kırdık geçirdik. Hâsılı, bizim o en büyük zaafımız, ekonomik çıkar tutkusu, her şeyin ötesine geçti. Tabii devlet erkânı (veya siyaset erbapları) bunu çok iyi kullandı. Sadece bu dönemde değil, belki elli senelik bir periyodda kentleri hebâ eden anlayış, bu ekonomik talan zemininde yükseldi. Bugün Giresun'da bilhassa tatil dönemlerinde iki kişi yan yana yürüyemiyorsa ve aynı durum ülkenin birçok şehrinde geçerliyse, bir de bu, Anadolu'nun hızla terk edilmesiyle büyük bir tezatlık teşkil ediyorsa, sorun çok büyük demektir. Bir yandan Anadolu'yu boşaltıp, İstanbul veya diğer bir iki büyük şehre akın ediyoruz, diğer taraftan terk ettiğimiz küçük kentlerin merkezlerinde sıkışıyoruz ve boğuluyoruz. Demek ki doldurdu-ğumuzu da boşalttığımızı da doğru dürüst kuramamış, planlayamamışız. 

Bu hızlı, fütursuz ve oldukça nizamsız kentleşme için 10 ya da 15 yıllık krediler su gibi dağıtıldı ve dînen çok hassas olan, domuz gördük mü yolumuzu değiştiren bizler, krediye ödenecek faiz karşısında sessiz kalmayı yeğledik. Ne de olsa devlet de faizle maaş ödüyordu ve bunu düşünmekte haklıydık. Hatta bunu çok sorun edecek daha dindar vatandaşlarımız için “islâmî bankacılık” yalanı icat edildi. Pek tabii ki işin içinde olan ve azıcık aklını kullananlar bunu yemediler ve ha bu, ha şu diyerek en düşük faizi verenden aldılar krediyi… İşte böyle evler yapıldı, satıldı, AVM'ler dikildi, mağazalar vızır vızır işledi… Kredi kartlarıyla akıllı telefonlar alındı, satıldı… Nihayetinde 20 sene geçti… Hem deprem unutuldu hem ekonomi çuvalladı. Olmayan paramızı, savurgan ve şımarık zengin çocukları gibi yedik. Şimdi özellikle İstanbul ve çevresinde yaşayanlar, biçare dua ediyorlar… Allahım, biz üzerimize düşeni yapmadık, bizi yönetenlere hesap sormadık, büyük acılarımızı, kısa vadeli ekonomik menfaatlerimize değiştik ama sen bizi bağışla, merhamet et! Merhamet et de şu Marmara Denizindeki fay, bir mucize eseri hiç kırılmasın. 

Bir toplum ne kadar mucizelere bel bağlarsa, o ölçüde kendi geleceğini karartıyor. Bu nedenle Peygamber Efendimizin bilgiyi, bilgi sahibi olmayı, ilmi, âlim olmayı öven birçok hadisi vardır. Biz ise dînin yerini alan bâtıl ile ilişkimizi bir türlü kesemedik. 

Geldiğimiz noktada Japonların mucizeye ihtiyacı yok ve ateizm o coğrafyalarda zirveye oynuyor. Naçizâne bir Müslüman olarak bu duruma nasıl içerlediğimi anlatmaya söz bulamıyorum!  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Ayhan - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresunspor'da kötü gidişin sorumlusu sizce kim?