EİNSTEİN'İN ATATÜRK'E MEKTUBU !

Albert Einstein'i tanımayanımız yoktur. Bilim dünyasının çok büyük bir ismidir. Teorik fizikteki çalışmaları ve buluşları nedeniyle 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü almıştır. 1999 yılında, dünyanın büyük fizikçileri onu, tarihin en büyük fizikçisi olarak seçmişlerdir.

1932 yılında, Adolf Hitler'in Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi'nin seçimleri kazanmasının ardından, birçok bilimi adamı gibi, Einstein de Almanya'yı terk etmek zorunda kalmıştır. Birçok bilim adamının Alman üniversitelerinde çalışmak imkânı kalmamıştı. Bilindiği gibi, Hitler, Almanya'da yaşayan Yahudilere de hayat hakkı tanımamaktaydı.

Albert Einstein, “Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği'nin (OSE) başkanlığına getirilmişti. Bu yönetimin aldığı bir karar uyarınca ve başkan sıfatıyla 17 Eylül 1933 tarihinde Ankara'ya, Yahudi bilim adamlarının Türkiye'ye kabulü konusunda bir mektup gönderir. Mektup şöyle:

“Ekselânsları,

OSE Dünya Birliği'nin şeref başkanı olarak, Almanya'dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbî çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselânslarınızdan rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya'da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmî liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselânslarından, ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz, tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi hâlinde, sadece yüksek seviyede bir insanî faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.

Ekselânslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyarım.

Prof. Albert Einstein”

İnternette de bulabileceğiniz bu mektup geldiğinde Başbakan İsmet Paşa, Millî Eğitim Bakanı ise Reşit Galip Bey'dir. Konuya yaklaşımları olumlu değildir. Fakat araya Atatürk girer ve bu bilim adamları Türkiye'ye davet edilirler. Gelecek bilim adamlarıyla yapılacak anlaşmanın temelini, bunların kısa zamanda Türkçe öğrenerek, derslerini Türkçe vermeleri oluşturmaktadır. Ancak sayı kırkla kalmaz. Almanların Avusturya'yı ve Çekoslovakya'yı işgali üzerine gelen bilim adamlarıyla bu sayı 190'ı bulur!

Einstein'in başvurusu üzerine Türkiye'ye kabul edilen bilim adamlarının ülkemizde çağdaş bir akademik eğitimin kurulmasında büyük katkıları olmuştur. Zaten bilindiği gibi, Atatürk 1933 yılında bir Üniversite Reformu yapmıştı.

Ülkemize gelen bu bilim adamları Türkiye'yi ve Türkleri çok sevmişler ve hayatları boyunca Türk dostu olarak kalmışlardır.

Bu yabancı akademisyenlerden birisi olan Prof. Hirsch'ün Türkiye ile ilgili hatıralarındaki şu satırlar karşısında duygulanmamak mümkün müdür:

“1938 sonlarında Türk Vatandaşlığına geçmek dileğinde bulunmuştum. Beni seven meslekdaşlarım, İslâm dinini seçmem hâlinde vatandaşlığı geçmemin daha kolay olacağını söylediler. Ben, Türkiye'ye bağlılığımı o güne kadar sürdüregeldiğim çalışmalarımla yeterince ispat etmiş olmam nedeniyle bu öneriyi reddettim. Uzun bir süre sonra, davet edildiğim bir resmî makamda, Türk Vatandaşlığına kabul edildiğim söylendi. Şaşkın bakakalmıştım. Bir anda Atatürk'ün, “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi döküldü dudaklarımdan!”

Ne yazık ki, bir Alman Yahudi'si rahatlıkla ve gurur duyarak “Ne mutlu Türküm diyene” derken, bu ülkenin yönetiminde sorumluluk alan kimi devlet adamları “Türk” demekten kaçınmaktadırlar!

Einstein'in Atatürk'e bu ünlü mektubunu bir Başkent Üniversitesi yayını olan “Bütün Dünya” dergisinin 2018/Eylül sayısından, sayın Erdem Akyüz'den özetledik.

Aynı yazıda, Einstein'le, bir bilim adamımız arasında geçen, her Türk vatandaşını gururlandıracağı muhakkak bir diyaloga da yer verilmiş.

İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör Münir Ülgür, 1949 yılında Amerika'nın Philadelphia kentinde bir üniversitede akademisyen olarak çalışırken, Einstein'de aynı şehirde bir üniversitede çalışmaktadır. Prof. Ülgür, Einstein ile görüşmeyi çok istemekte ancak bu buluşmanın gerçekleşebileceğine pek ihtimal vermemektedir. Bu düşünceler içinde Einstein'den randevu talebinde bulunur. Fakat hiç ummadığı bir şekilde, kısa bir süre içinde kabul cevabı gelir.

Prof. Münir Ülgin, bu konuda anılarında şunları belirtiyor:

“Bizi hemen kabul etmesinin nedeni, Atatürk'ün birer evlâdı olmamızdı. Eşim ve kızımı alarak görüşmeye gittim. Einstein, bizi çok sıcak ve içten bir şekilde karşıladı. Küçük kızımı yanına oturtarak ona piyano çaldı. Konuşma sırasında Atatürk'ü kastederek, 'Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz' dedi.”

Türkiye'den hiçbir beklentisi olmayan, dünyanın en büyük fizikçisi Einstein, Atatürk'ün ne büyük bir insan olduğunu anlamış ve bunu hiç çekinmeden dile getiriyor; fakat ne yazık ki ve ne acıdır ki, bu güzel ülkede hür yurttaşlar olarak yaşamamızı borçlu olduğumuz büyük Atatürk'ü hâlâ daha anlamamakta ısrar edenler ve ona 'Diktatör' diyenler var! Atatürk'e okul kitaplarında ayrılan bölümlerin giderek kuşa çevrilmesi hazin değil midir? Nerededir öğretmen sendikalarımız? Bu arada, Eğitim-İş Sendikası'nın bu konudaki mücadelesini takdirle karşıladığımızı belirtmeliyiz.

Yahudi kökenli olan Einstein'in Siyonizm'e karşı çıktığını da hatırlatalım! Siyonizm bilindiği gibi, sözde Yahudilerin hâkim olacağı bir Dünya Devletinin kurulmasını amaçlayan sapık bir ideolojidir. Ayrıca şunu da belirtelim ki, günümüzde, İsrail'de bile buna karşı olan birçok Yahudi vardır!

Yazımızı, Atatürk'ün izni ile ülkemize gelen ve ülkemizde binlerce öğrenci yetiştiren Türk dostu Alman bilim adamlarından Prof. Neumark'ın, yıllar sonra Türkiye'yi ziyaret ettiğinde, eski öğrencilerine söylediği şu sözlerle noktalayalım:

“Çok samimî olarak ifade edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır, kilisenin Türk ve İslâm düşmanlığı, Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince, Müslüman olduğu için sevmez; ama faraza, lâiklik şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder. Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar: 'Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih kalmaz.' Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir. Avrupa'nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız. En az dört yüz yıl Avrupa'da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz. Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar Balkanları Haçlı Ordusuna mezar ettiler. Sizi silâh ile yenemeyenler, kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar…. Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Yine sizler Avrupa'nın tarihî düşmanısınız ve düşmanı olarak kalacaksınız.”

“Tarihten Türkler çıkarılırsa, ortada tarih kalmaz” sözünün anlamını önce biz Türkler çok iyi idrak etmeliyiz. Bu bizim özgüvenimizi arttırır. Atatürk'ün söylediği gibi, “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” sözünü hiç unutmayalım. Tarihimizi çok iyi öğrenmeli fakat tarihte de yaşamamalıyız!

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!

Danıştay 8. Dairesi Türk Eğitim Sen'in başvurusu üzerine iktidarın, her sabah okullarımızda çocuklarımızın gururla okudukları 'ULUSAL ANDI' yasaklama kararını iptal etti. Demek ki, her şey bitmemiş! Atatürk'ün yolunda mücadeleye devam.

Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?