SURİYE'DE YANLIŞ YAPTIK! (2)

Hafız Esad hep, 1982'de yaptığı katliamla lânetlenir. Fehim Taştekin, “Suriye” isimli kitabında, bu konuda şu bilgileri veriyor: İhvan liderleri, 1980'de, “Suriye'de İslâm Devrimi ve Devrimin Şartı”  başlıklı 65 sayfalık bir bildiri yayınlarlar. Bildiride, rejimin ancak silâhlı isyanla devrilebileceği üzerinde durulur. Ocak 1981'de yayınlanan bir bildiride ise,  “inananlar” ve “dinden sapanlar”  ayrımı yapılır. Dinden sapanlardan kasıt Alevilerdir! 1981'de silâhlı eylemler yeniden başlar. Ağustos'ta Başbakanlık önünde, Eylül'de Hava Kuvvetleri Komutanlığı önünde, Ekim'de Rus askerî uzmanlarının bulunduğu merkezin önünde, Kasım ayında da, istihbarat binalarının bulunduğu Azbakiye bölgesinde bomba yüklü araçlar patlatılır. Azbakiye'de 64 kişi ölür, 135 kişi yaralanır. Esad rejiminin, 1982'deki Hama katliamına yol açan hadise, 2 Şubat'ı 3 Şubat'a bağlayan gece, ihvan gerillası Ömer Cevad'ı takip eden askerî birliğin, çatılara yerleştiril-miş keskin nişancılar tarafından pusuya düşürülmesiyle, çok sayıda Suriye askerinin öldürülmesidir. Saklandığı yerde kuşatılan Cevad, telsizden bütün örgüt hücrelerine çağrı yapar. Bu çağrı camilerin minarelerinden okunur. Hücrelerinden çıkan örgüt üyeleri, Baas Partisi'nin bürolarını ve karakolları basar. Sabaha kadar düzenlenen baskınlarda Baas'ın 70 yöneticisi öldürülür. Bunun üzerine ordu Hama kentini kuşatır ve çatışmalar başlar. Rejim kaynaklarına göre bu çatışmalarda ölen insan sayısı 3 bin;  muhaliflere göre ise 20 bindir.  İsyan kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra, Esad, 7 Mart'ta Konuklar Sarayı'nın balkonundan halka seslenir ve sonra kalabalığın arasına karışarak, Temsilciler Meclisi'ne kadar omuzlarda taşınır.  Esad burada yaptığı konuşmada komşu devlet Irak'ı suçlar.  Bilindiği gibi, Amerika'nın teşvikiyle Saddam Hüseyin İran'a saldırdığında, Suriye yönetimi İran'ı desteklemişti.  Irak'ta 2003, Lübnan'da 2005'ten sonra yaşanan geliş-meler sebebiyle, Suriye'nin etrafında kara bulutlar artınca, Tahran 2006'da Şam ile Ortak Savunma Anlaşması imzalayarak, Irak savaşında kendisini destekleyen Suriye'nin yanında yer alır. Bugün, İran'ın Suriye'deki varlığını eleştirenler, bu anlaşmayı görmezden gelmektedirler. İran'ın da, Rusya'nın da, Suriye'deki varlığının dayanağı, Suriye Devleti ile yaptıkları anlaşmalardır. Tıpkı Amerika'nın da, her zaman eleştirdiğimiz, İncirlik üssünde bizimle yaptığı anlaşmaya göre bulunması gibi! Amerikan tesislerinin ülkemizdeki varlığı konusunda tek kelime etmeyenlerin, 'Rusya'nın Suriye'de ne işi var' çıkışını yapmaları anlaşılır gibi değildir. Bu zihniyette olanların, Rusya'nın bölgedeki etkili varlığının, Amerika'yı dengeleyerek, nefes almamızı sağlayacağını  anlayabilmeleri ne mümkün! Fehim Taştekin'in belirttiğine göre, İhvan'ın bu ayaklanma teşebbüsü sırasında, Hama'da gerçekleşen yıkımı yerinde görmüş bir gazeteci olan Thomas Freidman, Hama katliamı hakkında, bu ülkedeki Suriye düşmanları-nın dikkatle okumaları gereken şu tespiti yapar: “Hama katliamı görece, yeni Ulus-Devlette, Suriye'yi 20. yüzyılın seküler bir Cumhuriyeti olarak inşa etmek yolunda elde edilen her şeyi tersine çevirmeyi amaçlayan, gerici unsurları -yani İslâmcı fundamentalistleri- bertaraf etmeye çalışan modernizm yanlısı bir devlet başkanının doğal tepkisi olarak görülmeli.  Dolayısıyla, eğer Hama katliamından sonra birileri, Suriye'de tarafsız bir kamuoyu yoklaması gerçekleştirebilseydi, Esad'ın isyana yaklaşımı, muhtemelen Sünnî Müslümanlar dahil, halkın büyük bir çoğunluğundan onay alırdı. Herhâlde, şöyle derlerdi: 'Lübnan gibi 14 yıl iç savaş yerine, Hama'da yaşanan bir ay daha iyidir.” Biz, PKK ile nasıl mücadele ediyorsak, Baba Esad'da isyancı güçlerle öyle mücadele etmiştir; oğul Esad da bugün aynı şeyi yapmaktadır. Suriye Devleti, herhâlde bu isyancı güçlere teslim olacak değildi ki, bugün, bizim de yanında yer aldığımız uluslararası koalisyonun isteği budur!  Suriye'de yaşananlar konusunda müthiş bir bilgi kirliliği var. Milletimizin gerçekleri bilmesi istenmiyor. Medyamızda bir kesim İhvan'ı hep  yüceltiyor, Alevileri aşağılıyor; hem de Suriyelilerin hiç hoşlanmadıkları ve hiç telâffuz etmedikleri 'Nusayri' denilmek suretiyle! Taştekin, İhvan ve Alevîler konusunda şu bilgiyi paylaşıyor: “İhvan, sürekli olarak Alevileri 'kâfir', 'dinden çıkmış' ve 'sapkın' olarak niteleyip, Cihat çağrısı yaparken; Baas Partisi kayıplar-dan söz ettiğinde, Alevî ya da Sünnî mezhep vur-gusu yapmıyor! Mezhep belirtmek Baas Partisi için tabuydu!” Suriye'nin bu çağdaş tavrından ders çıkarmamız gerekiyor. Hatırlanacağı gibi, Reyhanlı katliamının sonrasında, en yetkili ağızlardan, “52 Sünnî vatandaşımız öldü” ifadesi kullanılarak mezhep vurgusu yapılmıştı!  Suriye hakkında kelâm edenler, lâfa hemen 'Zalim Esed'  ve 'Suriye'de nüfusun yüzde on beşine sahip, Nusayri azınlığın diktatörlüğü' diye başlarlar. Hâlbuki, böyle bir şey söz konusu değil. Hüsnü Maliki ve Fehim Taştekin gibi, Suriye'yi iyi tanıyan birçok gazeteci,  Suriye ordusundaki askerlerin % 70'inin Sünnî olduğunu söylüyor!  Hele, Taştekin'in verdiği bir bilgi var ki,  Suriye'deki 'Alevî Diktatörlüğü' iddiasının bir 'şehir efsanesi' olduğunu ortaya  koyuyor. Baba Hafız Esad, 1983'te kalp hastalığından tedavi görmeye başladığında, ülkeyi yönetmesi için oluştur-duğu 6 kişilik konseyi tamamen Sünnîlerden oluşturmuş!  Mezhep ayrımı yapmayan  Hafız Esad'ın aradığı şey  sadece sadakat. Suriye'de lâik bir düzen vardı ve bütün azınlıklar kendi hayatlarını özgürce yaşamaktaydılar. Alevîler, Hıristiyanlar, azınlıklar ve hattâ Sünnîlerin çoğunluğu, Selefî İslâmcı örgütlerin iktidarı ele geçirmeleri hâlinde,  Suriye'nin kendileri için yaşanılmaz bir yer olacağına inanmaktaydılar.  Nitekim, 2011'de ilk ayaklanma hareketleri başladığında; İslâmcı Cihat örgütlerinin işledikleri cinayetlere şahit olan Suriye halkının çoğunluğu, Esad rejiminin yanında yer aldı. Suriyeli isyancı güçlere açıkça destek vermekten kaçınmayan AKP iktidarı, Suriye halkının da bu isyana katılacağını;  Esad'ın kısa zamanda devrileceğini zannetti;  Fakat fena halde yanıldılar.   Hele, Suriye'nin kalbi olan Halep'ten çok umutluydular! Başbakan Erdoğan, Halep'in isyana katılacağından o kadar emindi ki, 27 Temmuz 2012'de, “Rejim Halep'te gereken cevabı inşallah Suriye'nin öz evlatlarından alacak” diye konuşuyordu! Hâlbuki, isyancıların gösterilerine karşılık olmak üzere, Şam ve Halep'te Esad lehinde yapılan büyük gösteriler, aynı zamanda Esad rejiminin direnme kapasitesi konusunda ciddî bir ip ucuydu!  Emeviye camisinde namaza o kadar odaklanmışlardı ki, bunu bile göremediler! Suriye'deki kayıplar konusundaki şu bilgi, bu iç savaşta iki tarafın da büyük kayıplar verdiğini ortaya koyuyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin 7 Ağustos 2015'te yayınladığı bir rapora göre, Suriye yönetiminin yanında savaşanların kayıpları 88.616 kişi! Bunların içinde siviller, çocuklar ve askerler de var. Ayrıca kendilerinden haber alınamayanların sayısı da 30 bin kişi! Muhalif isyancı güçleri, -ki, bunların artık büyük bir çoğunluğu Cihatçı Selefî örgütlerden oluşmaktadır. Özgür Suriye Ordusu'nun hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur- Suriye'nin insan haklarına kavuşturulması için savaşan 'Özgürlük Savaşçıları' olarak görmekte ısrar edenler, muhaliflerin sebep oldukları katliamları da görmezden gelmektedirler.  Bunlara göre, muhaliflerin başlangıçtaki gösterileri tamamen barışçıldı. Hâlbuki, bizzat Batılı gazeteciler, Esad karşıtı gösterilerde, sivillerin arasına karışan silâhlı muhaliflerin askerlere ateş açtıklarını söylemektedir!  Müttefiki olduğumuz emperyalist devletler,  Selefî İslâmcı Cihat örgütleri organize ederek, Müslüman ülkeleri âdeta bir cehenneme çevirdiler. AKP milletvekili Altay Uslu, 10 yıl içinde, Batı'ya göç eden mültecilerin 25 bininin Akdeniz'de hayatlarını kaybettiğini söylüyor. Türkiye, Haçlı Emperyalizmi ile birlikte hareket edeceğine, tarihî misyonuna uygun bir önderlik yürütmüş olsaydı bu coğrafyada her şey çok farklı olurdu. Makaleyi Paylaş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresunspor'da kötü gidişin sorumlusu sizce kim?