YENİ BİR SİYASET (1)

'Yeni bir siyaset' derken, aslında hiç bilinmeyen bir şeyden söz etmiyoruz; Atatürk döneminde başarı ile uygulanan, fakat bugünkü nesillere unutturulan, ya da, 'Devri Geçmiş Uygulamalar' diye geçiştirilmek istenen Yerli ve Millî Siyaseti kast ediyoruz. Ülkemizin bunun dışında başka bir seçeneği yoktur. Hâlâ daha 'Serbest Piyasa Ekonomisi ve Batı İle İşbirliği' masalları okuyanların Türkiye'yi ayağa kaldıracak Yerli ve Millî politikalar uygulamaları mümkün değildir. 

Son yazımızda şu hatırlatmayı yapmıştık: Atatürk Batıcı değildi. Türk Milleti'ne gösterdiği amaç Muasır Medeniyet seviyesinin de üzerine çıkmaktı!  Bunun nasıl olacağını da uygulamalı olarak göstermiştir: 

l. ALTI OK'U rehber edinmek! 

2. Plânlı Karma Ekonomi Modelini uygulamak!

3. Başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleriyle işbirliği yapmak!

Ne yazık ki, Atatürk'ün ölümünden sonra, bunların hepsi bir kenara itilmiş ve Amerikan Emperyalizmi ile ittifak ilişkisi içine girilmiştir. Atatürk'ün de uyardığı gibi, büyük devletle ittifak,  o devlete teslimiyetten başka bir sonuç veremeyeceği için, bu ittifak  ülkemizin Amerika'nın yörüngesine girmesine sebep olmuştur. 

Hâlbuki,  Atatürk'ün şu konuşması hem bir durum tespiti, hem de gelecekte bu ülkeyi yönetecekler için önemli bir uyarıydı: “Efendiler! Biz bu hakkımızı korumak, istiklâlimizi emin bulundurabilmek için heyeti umumiyemizce, heyeti milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahedeyi (çarpışmayı) câiz gören bir mesleği takip eden insanlarız….” (Kâzım Öztürk, “Atatürk'ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları”,  s. 662). Peki, Atatürk'ün bu uyarısına rağmen niçin böyle yapılmıştır?  Buna verilmiş  en güzel cevap, Doğan Avcıoğlu'nun “Millî Kurtuluş Tarihi” isimli kitabında yaptığı şu tespittir: 

“Onlar Kemalist değillerdi. Atatürk'ün sağlığında O'nun varlığının etkisiyle devrimlere destek oldular.  Ölümünden sonra ise, kendi kimlikleriyle hareket ettiler!”

 Çünkü, Tanzimat Dönemi'nden bu yana bu ülkenin aydınları, siyasetçileri, bürokratları Batı hayranı olarak yetişmişlerdi! İstiklâl Harbi öncesindeki, Amerikan ve İngiliz Mandası isteyenlerin arasında kimler yoktu ki? 

200 yıldır Avrupalılardan ve Ruslardan tokat üstüne tokat yiyen bir milletin aydınlarında öz güven duygusu olur mu? 

Komutanların büyük bir çoğunluğunun Büyük Taarruz öncesindeki tavırları, özgüven eksikliğine ilişkin önemli bir örnektir. Büyük Taarruz öncesinde, disiplinsiz hareketleri sebebiyle görevden alınan Ali İhsan Sabis Paşa'nın yerine, kendisine I. Ordu Komutanlığı görevi teklif edilen Refet Paşa, Kâzım Özalp Paşa'ya şunları söyleyecektir: “Ben sana söyleyeyim, taarruz edemeyiz. Yunan ordusu kendini toplamıştır. Taarruz etsek bile Müttefikler daha işin başında müdahale ederler; sonuç alamayız. İngilizlerle bir an önce uzlaşmaya ve barış yapmaya bakalım” (Turgut Özakman, “Şu Çılgın Türkler”,  s. 571).

 Günümüzde de bu zavallı anlayış, 'Amerika'ya rağmen nasıl bağımsız siyaset izleriz' haysiyetsizliği ile sürdürülmek istenmektedir.

Kara Vasıf Bey, Mustafa Kemal Paşa'yı, 'Başkomutanlığı sürdürebilmek için taarruz edeceğim diye Meclisi oyalamakla' suçlar. “Ben askerim, bilmez miyim, üç yüz yıldır taarruz savaşı yapmamışız. Hep savunmada kalmışız. Taarruz çocuk oyuncağı değil” propagandası oldukça etkili olur.  Mareşal Fevzi Çakmak taarruza karşı çıkanlar hakkında şunları söyler: “Biz, hedefi İzmir olacak bir taarruzu tasarlarken, düşman ordusundan evvel, karşımıza, Millet Meclisi'nin pasif diplomatları dikildi!”

Büyük Atatürk'ün 15 yıl süren yönetiminde, gerçekten de olağanüstü işler yapılmıştır.  Fakat, özgüven duygusuna sahip nesiller yetiştirmek için bu kadarcık bir süre elbetteki yeterli olamazdı.  Atatürk sonrasını eleştirirken, yaşanan sapmaların normal olduğunu da söylemek isteriz. Çünkü,  Atatürk'ten sonra bu devletin başına gelenler birer Atatürk değillerdi! Ancak şunu da belirtmeliyiz ki, eğer  o büyük insan 10 yıl daha yaşasaydı, bugün hem bu ülke, hem de bu coğrafya tahayyül bile edilemeyecek bir huzur ve refah bölgesi olurdu. Bu sadece bizim iddiamız değil. Saadet Partisi Genel Başkanı sayın Temel Karamollaoğlu, FOX TV'de katıldığı bir televizyon programında şunları söylüyordu: “Şuna samimî olarak inanıyorum. Eğer Atatürk 2. Cihan Harbi'ni yaşamış  olsaydı, bugün Türkiye başka bir Türkiye olurdu. Yani, hayattayken bile gidip de Hatay'ı Türkiye'ye kazandırması o günkü şartlarda akıl almayacak bir iş aslında. Yaşasaydı, bugün 12 Ada bizim olurdu. Kıbrıs; büyük ihtimalle Musul, belki Kerkük bizim olurdu. 1950'lere kadar hayatta kalmış olsaydı, bugün kendimizin yaptığı uçakla uçuyor olabilirdik!”

Atatürk'ün yaptıklarını ve O'ndan sonra yapılanları çok iyi bilmeliyiz. Çünkü, ancak bu takdirde Atatürk'ün büyüklüğünü ve O büyük insandan sonra bu ülkenin yönetimine gelenlerin yaptıkları vahim hataları anlayabiliriz. Bunu anlarsak, o zaman, 'Atatürk-İnönü birbirinin devamı' gibi, gerçekle ilgisi olmayan manipülâtif sözlerden etkilenerek, İç Cephe'mizi zayıflatmak isteyenlerin emellerine de âlet olmayız.

Geçen yazımızda dikkat çektiğimiz gibi, Atatürk'ü İnönü ile birleştirmek bir PROJE'dir; amacı da, muhafazakâr kesimlerin Atatürk'ü kılavuz edinmelerini önlemektir.  

Prof. Yaşar Nuri Öztürk'ün şu tespitleri bu bakımdan önemlidir:

 “Türk aydınları, tabuları aşarak, 1940-50 arasını, yani bir ceberut ve baskı devresi olan “Millî Şeflik” döneminin tek partili yönetimini tartışmaya açmadıkça ne Atatürk'ü gereğince değerlendirmek mümkün olur, ne de Türk inkılâpları hakkında sağlıklı tespitlerde bulunmak! 1940-50 arasının “Şeflik Dönemi”, Atatürk İnkılâplarının da, Türk tarihinin de sırtında bir kambur gibi durmaktadır. Bu kamburdan kurtulmak, o dönemi tüm çıplaklığıyla araştırma ve eleştirmeye açmakla mümkündür” (“Yeniden Yapılanmak”, s. 126)!

Bir diğer önemli mesele de, Atatürk'e yakıştırılan 'Batıcılıktır!'

 Türkiye, Batılılaşmalıydı; fakat bu Batı'yı taklitten çok başka bir şeydi. Bugün bir türlü anlaşılamayan; anlaşılması istenmeyen; 'Türkler hep Batı'ya doğru gittiler' gibi abuk sabuk sözlerle kamufle edilmek istenen de budur!  Atatürk'ün şu sözleri, nasıl bir Batıcılıktan yana olduğunu açık ve net bir biçimde ortaya koymaktadır: 

“Bir Millî Terbiye programından bahsederken eski devrin hurafasından ve evsafı fikriyemizle hiçbir münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garpten gelen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, millî seciyemizle ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü Millî Davamızın  gelişmesi ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir.”

 Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun “Ankara” romanındaki, “Nasıl bir Batılılaşma?” sorusuna verdiği şu cevap da oldukça aydınlatıcıdır: 

“Milliyetçi Türk Batıcısı için, Batıcılığın en karakteristik vasfı, Batıcılığa Türk üslûbunu, Türk damgasını vurmaktır. Batılılaşma, muayyen bir hayat prensibidir. Bu prensip, ancak millî isteğin, millî kültürün ve nihayet millî ahlâkın hizmetçisi, emirberi olmak şartıyladır ki, yaratıcı ve kurucu rolünü ifa edebilirdi.”

Ne yazık ki, Atatürk'ün bu Batılılaşma anlayışını, Atatürkçüler bile anlayabilmiş değiller! Atatürk Batı'yı çok iyi tanıyor; emperyalist yanını biliyor; Batı'nın yörüngesine girdiğimiz takdirde; asla Batılılaşamayacağımıza; reform veya devrim yaparak, toplumu dönüştüremeyeceğimize; gelişmiş bir sanayi toplumu olamayacağımıza inanıyordu. Çünkü, Batı'nın yörüngesine girerek Batılılaşacağını zanneden Osmanlı'nın nasıl yok olup gittiğini görmüştü. Ne yazık ki, Atatürk'ten sonra Osmanlı'nın bu vahim hatası tekrarlanacaktır!

Günümüzde de Batı takıntısı bütün gücüyle devam ediyor! Böyle olmasaydı, AKP iktidarının Rusya ve Çin'le geliştirdiği yakınlaşma siyasetine karşı, “Demokrasi Batı'da bizim Doğu'da ne işimiz var” denir; Amerika'ya 'Stratejik Ortak' olarak bakılır mıydı? 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındığa verilen 22.5 TL Fiyatı Nasıl Buldunuz?