NATO'YA GİRDİK BÖYLE OLDU !

Sayın İlker Başbuğ’un tutuklanmasından sonra, eski Genelkurmay Başkanlarımızdan sayın İ. Hakkı Karadayı da, savcının tutuklanma talebi ile gözaltına alındı; fakat neyse ki,  mahkeme, yurt dışına çıkma yasağı koyarak, her hafta emniyete bildirimde bulunmak şartıyla tutuksuz yargılanmasına karar verdi! Bu önemli hadise kamuoyunda tartışılırken, Millî Gazete yazarı Mustafa Yılmaz, Prof. Necmettin Erbakan hükümeti döneminde Genelkurmay’da verilen, “Millî Savunma Sanayi Oluşturulması” konulu bir brifingi gündeme getirdi. Bu brifinge Erbakan, Çiller, Millî Savunma Bakanı Turan Tayan, Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı, Kuvvet Komutanları ve üst düzey komutanlar katılmışlar. İki saat süren brifingi sunan kişi Erbakan’ın başdanışmanı Sedat Çelikdoğan. Başta Karadayı olmak üzere, hemen bütün generaller etkilenmiş. Öyle ki, brifingden sonra Karadayı bizzat kalkıp Sedat Çelikdoğan’ı yanaklarından öpmüş. Peki, sonra ne mi oldu? Türkiye’de hava yavaş yavaş değişti ve medya, Refahyol hükümetine karşı taarruza geçti. Bunun sebebini Sedat Çelikdoğan şöyle açıklıyor: “Türkiye’nin Millî ve Bağımsız bir savunma sanayi oluşturması başta ABD olmak üzere batı için tehlikelidir. Millî Tankı, Millî Uçağı olan bir Türkiye bölgede hesabı olan dış güçleri rahatsız eder.  Bu nedenle bu projelerin hayata geçirilmesini engellemek için her şeyi yaparlar. İşte bizim verdiğimiz bu brifingden sonra ABD öncülüğünde bu güçler harekete geçti. Ve bu sürece mâni olmak için her şeyi yaptılar. Ortaya 28 Şubat süreci çıktı!”

28 Şubat değerlendirilirken bu yorum da dikkate alınmalıdır.

Uzmanlar, Batı’nın bu etkinliğine rağmen Göktürk- 2’nin uzaya gönderilmesini büyük başarı olarak değerlendiriyorlar; Türklüğe dört koldan saldırılmasına rağmen, bu uyduya ‘Göktürk’ adının verilebilmiş olmasını da önemsiyorlar. Evet, böyle bir uydunun Türk uzmanlar tarafından yapılması muhakkak ki, önemlidir fakat Türkiye bu uyduyu atan roketi de kendisi yapabilmeliydi. Ne yazık ki, 1940’lı yılların ikinci yarısında itibaren ABD ile kurulan ilişkiler sebebiyle ve özellikle NATO üyesi olduktan sonra, millî politikalar uygulama imkânı büyük ölçüde kaybedilmiştir. İşte bu yüzden Göktürk-2’yi Çin’in roketi ile yörüngeye yolladık. O Çin ki, 1950’lerde büyük bir ekonomik gerilik içindeydi; fakat bizim kaybettiğimiz çok önemli bir şeye, ekonomik bağımsızlığa sahipti! Bugün, Çin’in ekonomik bağımsızlığını koruyarak gösterdiği gelişmeleri hayranlıkla izliyoruz. Biz ise, ‘Karşılıklı Bağımlılık’ yalanlarıyla sürekli öpülüyoruz. İran iki bin kilometre menzilli füzeler yapabilirken, biz 200 kilometre menzilli füzeyi ancak başarabildik! İran’ın bugünkü konumuna, Amerikancı Şah’ı ve ABD işbirlikçilerini tasfiye etmeyi başardığı, 1979’daki Humeyni Devrimi’yle başlayan bir süreçle ulaştığını hatırlatırız! Yani hepi topu 30 yıllık bir süreç! Biz ise l950’lerden beri, İMF, DÜNYA BANKASI, ABD, NATO ve Avrupa Birliği kıskacında çırpınıyoruz. Yok ordumuz dünyanın dördüncü büyük ordusuymuş; yok  ekonomimiz ilk onun içindeymiş palavralarıyla da kendimizi kandırıyoruz.

         Atatürk 1 Kasım l937’de, Meclis’in açılışında yaptığı konuşmada Millî Harp Sanayimiz hakkında şu tespitleri yapmıştı: “Bu yıl içinde denizaltı gemilerini memleketimizde yapmaya başladık. Hava kuvvetlerimiz için yapılmış olan üç yıllık program, Büyük Milletimizin yakın ve şuûrlu alâkasıyla şimdiden başarılmış sayılabilir. Bundan sonrası için bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve harp hava sanayimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder (Kâzım Öztürk, “Atatürk’ün Meclis Konuşmaları”  s. 1122, 1132).     

5 Şubat l948 tarihli Ulus gazetesinin birinci sayfasında yer alan, Çiftlik yakınlarındaki “Uçak Motoru Fabrikasının Tamamlandığını, Montajının bittiğini” müjdeleyen haber bu konudaki kararlılığın bir müddet daha devam ettiğini gösteriyor. Sonrası mâlûm! “Amerika’dan çok daha ucuza alınan silâhları Türkiye’de üretmeye ne gerek var?” çarpık mantığıyla, Millî Sanayi’den vazgeçildi. Soyadını, demiryolu yapılmasında gösterdiği üstün gayretler sebebiyle Atatürk’ün verdiği Nuri Demirağ 1939 yılında ilk yerli paraşütü üretti; uçak imalatına başladı. Türk Hava Kurumu, verdiği siparişlere rağmen, Demirağ’ın imal ettiği uçakları almayarak iflâsına sebep oldu. Devir, İnönü devriydi. Şakir Zümre, ilk Türk denizaltı su bombalarını imal eder. 1937’de yurt dışına silâh ve cephane satar. Ancak ABD yardımları başlayınca kuzine ve soba üretmek zorunda kalır! Prof. Bilsay Kuruç’un belirttiğine göre, 1940 yılında tank yapmışız; bunun sadece Ford motoru dışarıdan gelmiş. Dizaynı bizim; Zırh levhası, Topu, Paleti, Aktarma Organları; hepsi bizim üretimimiz! Bu tank 1946’da Cumhuriyet Bayramı töreninde geçit resmine katılır ancak sipariş gelmez!

Bütün bunların sebebi ABD’nin sözde yardımlarıdır. ABD ile ilk İkili Antlaşma, 23 Şubat 1945 tarihlidir. Bu antlaşmayla ABD, tasfiye hâlindeki Amerikan savaş artığı malzemeleri bize satmayı kabul eder. Haydar Tunçkanat’ın belirttiğine göre, çoğu kullanılamayacak durumda bulunan savaş artığı malzemenin büyük bir kısmından yararlanılamaz. Geri kalan kısmın kullanılabilmesi için yedek parça bedeli olarak ABD’ye 4-5 katına varan döviz ödenir. Üstelik, Amerika’dan peşin para ile alınan bu malzemeler Amerika’nın bir lütfu gibi gösterilir  (“İkili Antlaşmaların İçyüzü”, s. 29, 49)!

Amerikan yardımları, bizi bu ülkeye bağımlı bir duruma getirdi. 1964’te Kıbrıs’a çıkarma yapmak istediğimizde işte bu İkili Antlaşmalara dayalı olarak ABD Başkanı Johnson,  bu silâhları ABD’nin izni dışında kullanamayacağımızı bize ‘kibarca’ hatırlatmıştı! İyi ki, hatırlatmıştı; çünkü o sayede bir Millî Gemi kampanyası başlatılmış ve kendi çıkarma gemilerimizi yapmaya başlamıştık! Ancak, Amerika fazla ileri gitmemizden hoşlanmıyor! Ne diyelim?  Yaşasın Bağımlılık! Pardon; Karşılıklı Bağımlılık!

Son olarak bize, 30 yaşında iki harap, harp gemisi hibe edeceklerdi. Sözde hibe idi bunlar fakat astarı yüzünden daha pahalıya gelecekti çünkü modernizasyonlarını Amerika’ya yaptıracaktık!  Ne ise ki, son anda bir engel çıktı da bu gemilerden kurtulduk!

Bu hibe gemiler hakkında emekli general Nejat Eslen bir mülâkatında   “Daha önce ABD’den gelen yardımların silâh ve savunma sanayimize ciddî sekte vurduğunu, NATO’ya girmemizle birlikte ordumuzun ABD silâh ve teçhizatı ile teçhiz edildiğini, bu nedenle Atatürk zamanında başlatılan savunma sanayinin çökertildiğini” söylemiş ki, yerden göğe haklıdır.  Düşününüz ki, hâlâ daha bir hava savunma sistemine sahip değiliz. Sayın Abdüllâtif Şener’in “Şeytanın Gözleri” olarak nitelediği Patriotlar bizi koruyacakmış! ‘Hürriyetin bedeli’ diyelim mi? Evet, Amerika ile birlikte verdiğimiz ‘Hürriyet Mücadelesi’nin bir bedeli de budur.

 Irak’ı ve Libya’yı birlikte özgürleştirdik!  Şimdi de, yine birlikte, Suriye’yi özgürleştiriyoruz!

Hükümetin, pardon ‘Devletin’ yaptığı İmralı görüşmeleri konusunda AKP Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu, dağdaki katilleri kast ederek: “Bu insanların dağa çıkış nedenlerini ortadan kaldıracak adımlar atılırsa, ‘Boşuna ölmedik, bak, bunlar da oldu” diyebilmeliler” demiş!

Peki, bu ülkenin birliğini korumak için şehit olan on binlerce Mehmetçik o zaman “Demek ki boşuna ölmüşüz” demeyecek mi?

Bu son ‘Açılım’ı millete yutturmaya yönelik TV programlarını tiksinerek izliyoruz. Ne diyelim, her şerden bir hayır doğar!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresunspor'da kötü gidişin sorumlusu sizce kim?