KAPTANIN KÖŞESİ/ BÖLÜM-43

Değerli Okuyucularım, Amerika'da kısa sürede evimizin ihtiyaçlarını karşılamış ve lojmanda yaşamaya başlamıştık. Tesadüf ki Türkiye ile Amerika'daki sömestre tatilleri aynı zamana denk gelmiş diye hatırlıyorum o sene ve çocuklarımız gün kayıpları olmadan okullarına başladılar. Başlangıçta hepimiz için zor bir süreç olmuştu, zira yeterli İngilizce seviyesi olmadan 20-25 Amerikalı öğrenciyle aynı sınıfta okumak çocuklarımız için çok zor olmuştu.
1992 yılı mayıs ayında yurtdışı görevine atanmam belli olduğunda o yıl eğitim-öğretim döneminin bitmesiyle çocuklarımın İngilizce öğrenmeleri için Karşıyaka'da İngilizce kursu veren bir dershane ile anlaşmıştım. Yaz tatilinde dershaneler kapalı olduğu için 14 Eylül okulların açılmasıyla birlikte, hafta sonları cumartesi, pazar günleri 2'şer saat dershanede İngilizce kursuna başladılar. Bildiğiniz gibi o tarihlerde öğrenciler okullarda çok yoğun ders görüyorlardı ve işte bu yüzden İngilizce öğrenmeye gereken önemi veremiyorlardı.
Amerika'da okula başladıklarında ben boş zamanlarımda onlara İngilizce öğrenmeleri konusunda yardımcı olmaya çalışıyordum. Şimdi sizlere bir şey itiraf etmek istiyorum. Benim 6 senelik İngilizce öğrenme sürecimdeki seviyeme çocuklar 6 ayda gelmişlerdi. Yani 6 ay sonra ben onların konuşmalarının çoğunu anlayamıyordum. O günlerde şu fikre sahip olmuştum. Maalesef ki bizim okullarımızda yabancı dil öğrenmek için ne yeterli araç gereç (laboratuvar, görsel videolar vb.) ve ne de yeterli sayıda öğretmen vardı. Ayrıca, iyi bir yabancı dilin öğrenilmesi için; haftalık ders saatlerinin artırılması, o lisanı konuşan yabancı öğretmenlerin derslere girmeleri, lisan laboratuvarının kurulması ve aktif olarak kullanılması gerekmektedir.
Buradan da şu sonuca ulaşabiliriz, en iyi lisan öğrenme yöntemi o lisanın konuşulduğu ülkede yani yerinde öğrenilmesidir. Diğer bir yöntem ise, bazı özel okullar ve ülkelerin destekledikleri okullarda yabancı öğretmen destekli lisan öğrenmedir. Fakat bu okullara erişim oranı çok düşük ve ücretleri çok yüksek oldukları için çok fazla kitleye hitap edememektedir.

AİLEMİZ GENİŞLİYOR, ROCKY YENİ ÜYEMİZ
Lojmana taşınalı henüz 2 ay olmuştu ve evimizin arkasında bize ait olan yaklaşık 400 m2, etrafı tel çitle çevrili bahçenin verdiği imkanla çocuklar küçük kaniş cinsi yavru köpek almamızı istediler. Aslında biz de bu fikri benimsemiş ve bu isteklerini kabul etmiştik. Şu an nereden haberimiz olduğunu hatırlayamadığım satılık bir yavru köpek ilanı gördük ve Dallas'ta yaşadığımız şehirden yaklaşık 230 km uzaklıktaki bir çiftliğe gittik. Biz 4 kişi ve rahmetli Serdar abim, eşi ve oğlu 2 araba, verilen ilandaki adrese gittik.
Çiftliğe vardığımızda çok sayıda cins köpekler ve yavruları ile karşılaştık. Belli ki ticari amaçlı evcil hayvanlar üretip satış yapan bir kuruluştu. Bizim görmeye geldiğimiz yavru köpek “toy poodle”cinsi yani bizim bildiğimiz kaniş türü köpek yavrusuydu. Anne köpek 7 yavru doğurmuş ve yavrular 1,5 aylıktılar. Bazılarını satmışlar ve bize 3 ya da 4 yavru kalmıştı. Biz de o yavrular arasından erkek, kahverengi olanı 50 $ karşılığı almış ve evimize dönmek için yola koyulmuştuk. Çiftlik sahibinden yavrunun bakımı ile ilgili bilgiler almıştık, ancak yavru çok küçük olduğu için belli ki annesini arıyor ve sürekli ağlıyordu, hatta süt içerken bile ağlama sesi çıkartıyordu. Yavru köpeğimizi eve getirdiğimizde rahmetli Serdar abimlerin de cinsini şu an hatırlayamadığım adı Misti (Misty) olan orta boy, beyaz renkli, dişi bir köpekleri vardı ve onu bizim aldığımız köpekle tanıştırmak için bize getirdiler, böylece bir süre hoş vakit geçirdik. Yavrumuzun ağlaması bir süre daha devam etti, günler geçtikçe büyümeye ve hareketlenmeye başladı. Artık cinsine yakışır şekilde yani oyuncak köpek olarak çocuklarımızın özellikle oğlum Volkan'ın oyun arkadaşı olmuştu. Yavru köpeğimizin adını Rocky (Raki) koydu çocuklar çünkü o senelerde Sylvester Stallone'nin seri olarak çevirdiği Rocky filmlerinden esinlenerek bu ismi koydular.

Şimdilik 8 sene süresince bizimle yaşayan ve ailemizden biri olarak kabul ettiğimiz Rocky'mizi burada bırakıyorum, yeri geldiğinde onunla ilgili yazmaya devam edeceğim.

ÖĞRETMEN PİLOT EĞİTİMİNDE ÇOK ZORLANDIM
Benim eğitimim, 6 ay sürecek Öğretmen Pilot Eğitimi yapılan PIT (Pilot Instuctor Training)'de devam ediyordu. Başlangıçta ilk 3 ay hiçbir sorunum olmadan eğitimim devam etti. Eğitimin daha sonraki safhalarında İngilizcemin yetersiz olduğunu (hava trafik konuşmalarını tam anlayamama) fark ettik ve uçuşum 1 ay durduruldu. Bu 1 aylık süre içinde her gün uçuş trafiğinin yönetildiği Uçuş Kulesine ve RAPCON (Radar Yaklaşma Kontrol)'a gittim, kulaklık takarak konuşmaları dinledim ve İngilizce anlama seviyemin yükseldiğini fark ettim. Bu gelişme beni çok mutlu ediyordu doğal olarak.
Değerli Okuyucularım, şimdi sizlerle T-37 uçağı ile ilgili video linki paylaşacağım. Keyifle izleyeceğinizi ümit ediyorum.

 Lütfen video için tıklayınız. 

LAS VEGAS UÇUŞUMUZ
Uçuşumun 1 ay süreyle durdurulmasının 3.ncü haftasında PIT deki uçuş programında ben ve Filo Komutanı olan Amerikalı yarbay ile cuma günü Wichita Falls- Las Vegas uçuşuna planlandığımı gördüm. Bu uçuş resmi olarak uçmam gereken bir uçuş olmayıp tamamen hem benim pratik yapmam için hem de uçuş esnasında konuştuğumuzda Filo Komutanının memleketinin Kaliforniya da bir yer olduğunu ve araba kiralayıp ailesini ziyarete gideceği için planlanmıştı. Bu uçuşa çok sevinmiştim zira bu uçuşun (4 bacak) hiçbir değerlendirmesi olmayacak ama benim uçuşum ve trafik konuşmalarını anlamama çok faydası olacaktı.
PIT de Öğretmen Pilot adayları olarak henüz Seyrüsefer safhasına gelmediğimiz için bu safhanın yer eğitimini görmemiştik bu yüzden tüm profil hazırlama işlerini Filo Komutanı Yarbay yaptı. Ben de uçuşu takip etmek için onun haritasından bir kopya hazırladım. T-37 uçağının azami menzili 1.500km(810NM) ve azami uçuş yüksekliği 25.000 feet (7.620m). Fakat bulunduğumuz üsten Las Vegas arası mesafe 940 NM (1.741km) olduğu için ara iniş yapıp yakıt almamız gerekiyordu, diğer bir ifadeyle aldığımız maksimum yakıt direkt olarak Las Vegas' a kadar yeterli olmuyordu. Bu nedenle rotamız üzerinde en uygun ara meydan olarak Davis-Monthan Hava Üssü'nü seçmiştik. Wichita Falls-Davis Monthan arası 730 NM (1.360 km) olduğu için hem askeri bir üs olması hem de iklim ve depolama şartları uygun olduğundan askeri uçakların depolandığı (yedek olarak korunduğu) sahayı havadan görmek için bu meydanı ara meydan olarak seçmiştik. Not: Havacılık ta mesafeler “deniz mili” ile ölçülür ve hesaplamalarda deniz mili kullanılır. 1 deniz mili (NM)= 1.852m.
Haftaya Las Vegas'a uçuşumuzda buluşmak üzere sevgiyle kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kamil Güngör - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Yeniden Valiliğe Devredilen Eski Rektörlük Binası Nasıl Değerlendirilmeli?