ÖLÜMSÜZLÜK İKSİRİ

Ölüm korkusu denen ''kaçınılmaz'' duyguyu aşmış bi kardeşiniz olduğumu biliyonuz di mi?
Bikez daha anlatayım hadi;
Adım adım oldu herşey.
***
İlkin; 20 yaşımda babam öldü. Artık hiç olmayacak olmak denen şeyle tanışmış oldum böylece.
Bilen bilir, baba vefatı ''yarım kalmak'' demektir, evlada. Ama nihayetinde, baba ölümünün anlaşılır, kabul edilebilir bi yanı vardır.
Baba olmanın başlıca raconu, çocuklarını bi başına koyup, erkenden ölmektir zaten.
***
Sonra; ben de baba oluverdim bigün. Zamanla kızlarım 2'lendi yaradanıma şükür. Ömrüm, kızlarımla öpüşüp koklaşmak, birlikte sarmaş dolaş yaşamaktan ibaret bi hale dönüşüverdi.
Nedense günün biri... Ölür isem, ardım sıra kızlarımın ne kadar çok üzüleceği düştü aklıma. Öylesine... Karşılarında otururken...
İşte bu en büyük aşamasıydı ömrümün. İnsan, kendi öleceğini umursamazmış meğer, kızlarının gözyaşı var iken.
Saçmasapan şeyler yazılacağına, mezarlıkların giriş kapısına bu yalın gerçek yazılmalı, diyip susayım en iyisi.
***
Eniştemse, ablam için dua edermiş hep;
-"Allah benim ömrümden alıp sana versin"!
Yüce yaradanın hikmetinden sual olunmaz ama onca duamız gökyüzünde dururken, tuta tuta bunu kabul edeceği tuttu, neyleyim şimdi? İman etmişiz, Allah'ın yanlış işi olmaz!
Okumuş olmalısınız, bencileyin bi garibanın dandik sosyal medya sayfası, Giresun'da dağıtıma çıkan günlük ulusal / yerel gazete sayısı toplamından 30 kat fazla tık almakta çünkü; geçtiğimiz hafta sevgili eniştem Ahmet Pezikoğlu vefat etti. Sinsi bi pıhtı, dağ gibi bi insanı 4 günde aldı, götürdü bizden.
Üzüntüm çok derinde tabi. Halen, kabullenebilmiş, kendime gelebilmiş diğilim.
***
Çok şeyler söyleyebilirim, ölümün doğallığına dair. Doğmak denli sıradan olduğu örneğin... Her canlının tadacağı bigün örneğin... Yıllar önce en yakın arkadaşım öldü malumunuz. Bizim kuşağın da ölebileceğini anladımdı.
Yaşadıkça, yaş aldıkça, kimleri kimleri uğurlamadım cami avlularından? Deneyimliyim de artık. Fakat, enişte acısı da bi başkaymış arkadaş...
Yapacak bişeyim mi var?
***
Geçen gece yarısı minik Yağmur'um, türlü çeşitli yaralarla yaşadığımı, direndiğimi iyi bildiği için, dünyanın en güzel şarkısını söyledi bana, yarım yamalak da olsa;
-''Bana bir masal anlat baba
Anlatırken tut elimi
Bırakıp gitme sakın beni
İçinde Giresun olsun''.
Ne edeceğimi, gözlerimi nereye kaçıracağımı bilemedim.
***
Mecburum, sıkı çalışıp, bikaç yıl içerisinde ölümsüzlük iksirini icat edecem artık.
Allah, Nahl suresinde ipucunu verdiydi zaten; bal arıları... Ve Giresun gocagarıları gereğini nicedir öğretmişti zaten; sırgan çorbası. (Bazı hadsizler "ısırgan" derler yanlışlıkla, kanmayınız)
Bal ve sırgan. Hangi dozda ve ölçekte karıştırmam gerek? Bitek orası kaldı. Elbet bulacağım.
(Sevgili dostlarım, güzel yürekli eniştem Ahmet Pezikoğlu'nun hastane ve vefat sürecinde bizi yalnız bırakmadınız. Varlığınızla ayakta durduk. Hepinize, ailemizi temsilen bikez daha teşekkür ediyorum)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürsel Ekmekçi - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Yeniden Valiliğe Devredilen Eski Rektörlük Binası Nasıl Değerlendirilmeli?