Kamu Yönetimi Sistemi Bu Kadar mı Çöktü!

Her ne kadar devlet hizmetlerinin görülmesi amacıyla görevlendirilen kişilere “memur” deniliyor olsa da yönetim biliminde devlet memurlarının teknik adı “kamu ajanı”dır. Kamu ajanının tek işi vardır. Devletin çıkarlarını korumaktır. Arapçasıyla düşündüğümüzde memur, emir alan kimsedir. Amir-memur hiyerarşisi içinde tepeden en aşağıya kadar komuta etme ve emir verme zincirinin oluşması da yönetim sistemini ve erkini gösterir. Memur, yönetim erkinin dışından emir almaz, alamaz. Ülkemizin, en önemli sorunlarının başında memurların devletin emir verme hiyerarşisine bağlı olmayıp devletin dışındaki güç odaklarının emirlerine uyması gelir. Bunun birçok nedeni vardır. Kimisinin fikri, kimisinin duygusal bağlılığı vardır! Bazıları örgütsel, bazıları da kural dışı akçeli çıkar karşılığında dışarıdan emir alır!       
Memur, devletin çalışanı olarak anayasaya, yasalara bağlı insan demektir. Tabi ki, herkes anayasaya ve yasalara uymalıdır. 
Memurun, uyma mecburiyetinin ötesinde tartışma oluşturmayacak ölçüde anayasa ve hukuka bağlı olması zorunluluğu bulunmaktadır.  Kaldı ki, memuriyete giren kişi, anayasa ve yasalara bağlı olacağına ilişkin yemin ederek, ahlaki ve vicdani olarak da kendini bağlar. Yani, yönetim erkinin zinciri içinde komuta merkezinden en alt düzeye değin hukuk içinde kalarak devletin çıkarını koruyan kişi, memurdur. Memurun hareket alanının sınırı, anayasaya bağlı kalarak hukuk içinde davranmaktır. Eğer bir memur, yönetim zinciri dışından gelen bir emri kabul ederek zincirin kopmasına neden oluyorsa o dakikadan itibaren karşımızda fiilen bir memur yoktur. Ya da görüntüde memurdur ama aslında başka güç odaklarının hizmetkârıdır. Hatta esiridir. Kimleri kastediyoruz? Bir tarikata bağlı olarak çalışan memurları, masonik örgütlemelere dâhil olan memurları söylüyoruz. Memur yalnızca, kamu ajanıdır; bir başka güç odağının emir komuta zinciri içine giremez. Başka bir güç odağının ajanlığını yapamaz. Yüz yıllık cumhuriyetin elli yılını bir biçimde içinde yaşayan bir kişi olarak rahatlıkla söyleyebilirim: Süreç; sürekli olarak devlet aleyhine, anayasa ve hukuk aleyhine işlemiştir, işlemektedir. Belki de en önemi sorunumuzdur.    
***
İliç'teki altın madeninde yaşanan kaza gibi cinayet, aklıma değişik sorular getirdi! Kazaya ilişkin gazete ve televizyonlarda çok sayıda haber ve yorum okuduk. Hiç kuşkusuz, siyasilerin sorumluluklarını yok saymamalıyız. Hatta tümüyle siyasilerin sorumlu olduğunu bilmeliyiz. Çünkü şirket ile siyasiler arasında çok sıkı bir bağın olduğu ortaya çıkmıştır. Şirketin ortaklarının, siyasetin karar mercilerine çok kolay ulaşabileceğini, memurlara her türlü baskıyı yaptırabileceğini, görevden aldırabileceğini, hatta memuriyetine son verdirebileceğini görebiliyoruz. Bununda ötesinde geçmişte yaşandığı gibi bir memura “bir kulp takılarak” memuriyetten atılabildiğini biliyoruz. Dahasını da ifade edelim: defosu olan, suça bulaşmış memurlar amir pozisyonuna atanarak kullanışlı duruma getirildiği de söylenmektedir.           
Bu maden sahası ile ilgili olarak onlarca, yüzlerce, belki de binlerce memur izin ve denetim süreçlerine dâhil olmuştur. Siyasilerin memurlara baskısı hangi düzeyde olursa olsun yüz yıllık bir devletin memurunun vurdumduymazlığı kabul edilemez. Değil memur, vicdan sahibi hiçbir insanın bu kaza gibi cinayete göz yumacağını düşünemiyorum. Tüm suçu üzerine atarak kaza gibi cinayetin sorumluluğunu tek başına memurlara da yıkmak da istemem. Ama yıllardır gerçekleştirilen izin süreçleri, denetim aşamalarında vahşi kapitalizmin toprağımızı hoyratça kullanmasına, kimse dur demedi mi? Biraz olsun iş güvenliğini oluşturma açısından denetlemeler yapılmadı mı? İş güvenliğine ilişkin eksiklikler giderilmedi mi? Ülkemizde izin süreçleri ve denetimleri açısından mevzuat eksikliği yoktur. Buna rağmen çevresel etki değerlendirme izinleri nasıl verilebilir? İş güvenliği ve iş sağlığı izinleri nasıl verilebilir? Denetimlerinden nasıl olumlu sonuç alınabilir? Hiçbirine uyulmadığını televizyondan çıplak gözle anlayabiliyoruz, uzman olmaya gerek yok!  
***
Siyasilerin sorumluluğunu göz ardı etmeden soruyorum.  Bu kadar mı çöktük? Devlet memurlarının hiç mi itiraz gücü kalmadı? Bir eksikliğin düzelttirilmesi mümkün değil mi?  Memurların gözünde bu ülkenin insanlarının, hiç mi değeri kalmadı? Memurlar bu ülkede yaşamıyor mu, vatan toprağının bu kadar hoyratça kullanılmasına neden göz yumuyorlar? Neden, bütün bunlar?   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Dursun YILMAZ --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Yeniden Valiliğe Devredilen Eski Rektörlük Binası Nasıl Değerlendirilmeli?