İSRAİL NEREDEN NEREYE GELDİ? (2)

İsrail ve ABD Hadiseleri İyi Okuyamadı!
Hayatımız, 75 yıldır sürdürülen abartılı Yahudi katliamına dair filimleri ve dizileri seyretmekle geçti. Bu katliamı her an dünya kamuoyunu hatırlatmak, dünya halklarının vicdanlarında, Hitler'in Yahudi katliamından dolayı bir eziklik yaratmak ve Siyonist İsrail Devleti'nin Filistin'de sürdürdüğü insanlık dışı yönetimin meşruiyetine dair düşüncelerin gelişmesine dahi izin vermemekti! Nitekim, bu hep böyle oldu. 1967-1973 Arap İsrail savaşlarında İsrail Çağdaş ve Medenî Dünya'nın bir parçası olarak gösterildi. Araplarsa 'gelişmemiş, çağdaş dünyanın mutlaka medenîleştirmesi gereken topluluklar' olarak gösterildi.
1967 Arap İsrail savaşının basınımızda nasıl verildiği hatırlıyorum. Tankların gölgesinde yufka kızartarak karınlarını doyuran Arap askerleri ve bunun karşısında, en modern konservelerle karınlarını doyuran İsrailli askerler!
Dünya Kamuoyuna verilen mesaj şuydu: yufka yiyerek karnını doyuranları mı, yoksa en modern silâhları yaparak, askerlerinin karnını doyuranları mı destekleyeceğiz?
Burada güme giden soru şuydu:
Kim haklı, kim haksız?
Evet, 1946'da Filistin topraklarının sadece yüzde 10'una sahip olan Yahudiler, nasıl oldu da bugün bu toprakların yüzde 90'ına sahip olmuşlardı?
Yufka kızartması olayı hakkında şunu söylemek isteriz: İki devletin maddî ve manevî savaş gücü arasında âdeta uçurumlar vardı. Arap halkları bin küsur yıl Türklerin yönetiminde kalmışlardı. Nedendir bilinmez bu süreyi 400 yılla sınırlayan oldukça fazla sayıda akademisyen var. Acaba, Türk vurgusu yapmaktan mı çekiniyorlar? Öyle ya, Osmanlı da bir Türk Devleti değil miydi? Ne ise, bu hadisenin bir başka yüzü. Asıl önemli olan bin küsur yıl Türk yönetimi altında bulunan bu topraklarda yaşayan halkların bir sabah kalktıklarında kendilerini başka bir devletin tebaası olarak bulmalarıdır!
Acı olan da şudur: Yeni tebaası olunan devletler (İngiltere ve Fransa) Türklere ve Müslüman halklara düşmandır. Fakat Arap halkların entelektüelleri, Başkan Wilson'un ve bazı sözde insan hakları savunucusu Batılı siyasetçilerin kendilerine verilen bağımsızlık vaadlerine kanarak Osmanlı'ya cephe almışlardı. Ne var ki, yabancı yönetimlerin kurulmasından çok kısa bir zaman sonra bunların gerçek niyetlerini görmüşler ve bu topraklarda yaşayan halkların sömürgeci Batı'nın kontrolünde daha çok eziyet çekeceklerini anlayarak yeniden, Türkiye ile yakınlaşma arayışına girmişlerdi.
Atatürk'ün Bölgeye Yaklaşımı:
Atatürk, İstiklâl Harbi yıllarında bu aydınlara yakın ilgi göstermiş ve zaferden sonra bir Türk-Arap Federasyonu ya da Konfederasyonu kurulması düşüncelerine oldukça yaklaşmıştı. Çünkü yaşadığımız bu coğrafyanın, tarihleri soykırımı ihlâlleriyle dolu bu devletlerin eline terk edildiği takdirde nelerle karşılaşacağımızı çok iyi bilmekteydi. İşte bu nedenle 1937 yılında, o günün bağımsız Müslüman Devletleri olan İran, Irak ve Afganistan ile birlikte Sadabat Paktı'nı kurmuştu. Ne yazık ki, zamansız ölümünden sonra, iktidara gelen ve bir İngiltere hayranı olan İsmet Paşa'nın Batı'ya dümen kırması Sadabat Paktı'nın geliştirilmesi imkânını ortadan kaldıracak ve sonraki yıllarda da, ülkemizin Amerika'nın vesayeti altına girmesine sebep olacaktır.
Yeterince araştırmadan ve bu gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmadan Batı ile ittifakı meşrû ve vazgeçilmez gösteren yorumlarda bulunmak Atatürk'e büyük haksızlıktır. Ve ne yazık ki, bu haksızlık çok sık yapılmaktadır! Eğer Türkiye Atatürk'ün yolunda yürümeyi sürdürseydi, bugün bölgenin en güçlü ülkesi olmasını kimse engelleyemezdi. Yeni kurulan Arap devletlerinin, bu devletlerin kısa bir zamanda, Osmanlı İmparatorluğu'nun âdeta sürpriz bir şekilde tarih sahnesine veda etmesinden sonra, tarih sahnesine hiçbir devlet tecrübesi ve donanımına sahip olmadan zuhur etmeleri İsrail için büyük bir fırsat yaratmıştır. Ne yazık ki, bu devletlerin dünya siyasî hayatına katılmaları İsmet Paşa dönemine tesadüf etmiş ve bu devletler Türkiye Cumhuriyetinden hiçbir yardım görememişlerdir. Hâlbuki, Siyonist İsrail Devleti II. Dünya Harbi'nden sonra Amerika ve İngiltere'nin büyük destekleri ile gelişmesini sürdürmüştür. Bu konuda vereceğimiz şu örnek oldukça hazindir:
İsmet Paşa 1911 yılında Yemen Ordu Komutanlığına tayin olunan Ahmet İzzet Paşa'nın Kurmay Heyetine dahil edilerek Yemen'e gider. Trablusgarp Harbi ve Balkan Harbi sırasında burada görev yapar. Yemen'de iken aşiretlerle ilgili sorunların çözülmesi için görüşmelerde bulunur. Bir keresinde, yine önemli bir meselenin çözülmesi için İmam Yahya'nın bulunduğu bölgeye gider. Bu arada, Yemen İmamı'nın adamlarının kaçırdığı, tüfekçi ustası bir Türk askeri, İnönü'ye ulaşmayı başarır ve kendisini buradan kurtarmasını ister. İnönü, konuyu İmam'a iletir. Fakat İmam, böyle becerikli ustalara çok ihtiyacı olduğunu söyleyerek, askerimizi iade edemeyeceğini bildirir. Yıllar sonra İsmet Paşa “Cumhurbaşkanı olduğu yıllarda İmam Yahya, yine Yemen İmamı'dır ve Ankara'ya bir heyet gönderir. Bu heyetin içinde İnönü'nün Yemen'den tanıdığı bir şahıs da bulunmaktadır.
İmam bizden yardım istemektedir. İnönü, adamın taleplerine “Hayhay yaparız” der ve konuşma şöyle devam eder: “Size her yardımı yapalım ama adam veremem bir, para veremem iki” diye konuşur!
İmam Yahya'nın adamı, “Para veremezsiniz, peki. Fakat adam veremezsiniz bunu anlamadım” deyince, İnönü, Yemen'de iken yaşadığı bu tüfekçi ustası Türk askerinin iade edilmemesi olayını anlatır! Hâlbuki, I. Dünya Harbi sırasında Yemen yönetimi düşmanla işbirliği yapmamış ve açıkça Türklerin yanında yer almıştır. Bugün İsrail'e giden gemileri vuran Husiler de Türk dostu idiler!
Ne var ki, Batıcı ve sahte Atatürkçü Türk aydınlarına göre bunun hiçbir kıymeti harbiyesi yoktu. Biz herhâlde modern Batı ile birlikte olmalıydık ki, ancak bu şekilde kendi millî ve manevî değerlerimizden kurtulabilir ve Batı'nın değerlerini benimsemiş modern bir devlet olarak Batı Medeniyeti içinde kendimize bir yer bulabilirdik!
Bizi kabul ederler miydi? O başka mesele! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Yeniden Valiliğe Devredilen Eski Rektörlük Binası Nasıl Değerlendirilmeli?
Tüm anketler