BU KAÇINCI EKONOMİK KRİZ? (2)

AMERİKALI İKTİSATÇI THORNBURG'UN TAVSİYELERİ!
ABD yardımlarına yön vermek üzere, Türkiye'ye gelen iktisatçı Thornburg'un, Türk Ekonomisi hakkındaki raporu da ilginçtir. Rapor, Atatürk döneminde, devletçilik denemesiyle özel girişimin gelişmesinin birdenbire durdurulmasını eleştirmekle başlar. Karabük Demir-Çelik tesislerinin tasfiyesini ister. Türkiye'nin bir lokomotif fabrikası kurmasına, makine, uçak ve dizel motoru yapımı projelerine de karşı çıkar. Thornburg, “Böyle düşünenleri Amerikalılar iyi çalışma arkadaşları saymazlar” der. Gerek iktidardaki CHP, gerekse muhalefetteki DP, ağır sanayiye dayalı Plânlı Devletçiliği terk edip, yabancı sermayeye dayalı bir özel girişimciliği benimserler (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s.1678).
Hâlbuki, İngiliz ekonomist Keynes, 1930'lu yıllarda, özel sektörün ağırlıklı olduğu ama devlet ve kamu sektörünün büyük role sahip olduğu bir karma ekonomiyi savunmaktaydı!
Keynesçi ekonomi, Serbest Pazar Ekonomisi taraftarlığının tam tersi bir görüşü savunarak, özel sektörün verdiği kararların bazen, verimsiz makro-ekonomik sonuçlara neden olduğunu, bu nedenle, devletin piyasada etkin bir şekilde rol alarak, piyasayı dengelemesi gerektiğini iddia ediyordu. Keynes haklıydı, fakat, korumasız piyasayı daha iyi sömürüp soymaya alışmış dış güçler ve yerli işbirlikçileri, devletin piyasayı dengeleyen müdahalesinden hoşlanmıyorlardı. Kuzu postuna bürünmüş kurtlar için, çobansız ve çoban köpeksiz sürüleri yönlendirmek ve talân etmek daha kolaydı. Keynesyen görüşün tam tersi uygulamalarla devlet müdahalesi ve kontrolü minumuma indirildi; piyasa, kâr marjlarını hızla arttırmak için her şeyi mubah gören kişilerin elinde kaldı. Sonuç ise, sınıflararası gelir dağılımını daha da bozdu.
Devletçiliğe karşı çıkan Amerikalı iktisatçı Maks Weston Thornburg bile, raporunda, KİT'lerin senelik satış miktarının l milyar lira tuttuğunu belirtmekte; bu kuruluşlarda çalışan idarecileri “Zekâları yüksek, tahsilleri esaslı ve bir grup olarak, Amerika'da kendi işlerini yapanlar kadar sanayi faaliyetlerini idare edebilecek kabiliyette insanlar” olarak vasıflandırmaktadır (Emin Değer, “Oltadaki Balık Türkiye”, s. 360, 362)!
Çünkü, devir Tek Parti devriydi ve o yıllarda, KİT'lerin başına işin uzmanları getiriliyordu. Yani, “Emanet ehline veriliyordu!”
Demokrat Parti ve Adalet Partisi iktidarları, sanayide özel sektörün öne çıkmasını sağladılar. Fakat, KİT'lere de düşman gözüyle bakılmadı. Bunların özelleştirilmeleri önerilerine direnildi!
Çok partili sistemin ilerleyen yıllarında ise, bu kuruluşların başına partili yandaşlar getirilecektir. KİT'lerin başına getirdikleri vasıfsız yöneticiler ve KİT kadrolarına doldurdukları yandaşlar ile, bu kuruluşların verimliliğini yok eden siyasetçiler, daha sonra, Batı'dan dayatılan özelleştirme siyasetini kamuoyuna benimsetebilmek için, koro hâlinde, “KİT'ler ekonomin sırtında bir kambur” demagojisine sarılacaklardır!
Prof. Güngör Uras özeleştirme konusunda şu önemli bilgileri vermektedir:
Özelleştirme kapsamında, 172 kamu kuruluşu pay satışıyla özelleştirilmiştir. 15 kamu kuruluşu varlık satışıyla yerli ve yabancı girişimcilere devredildi. 8 kamu kuruluşu başka kamu kuruluşuna devredildi. Özelleştirilen, devredilen kamu kuruluşlarına ait 138 işletme kapatıldı. (2016 yılı itibariyle, özelleştirme programında daha 21 kamu kuruluşunun özelleştirilmesi var. 2016 yılına kadar özelleştirme ile 68 milyar dolar gelir elde edildi. Bu gelirin 44.2 milyar doları hazineye aktarıldı.
Özelleştirme yapanlar ne söylediler, ne yaptılar?
l. Mülkiyet halka yayılacaktı,
2. Zarar eden kuruluşlar kâr etmeye başlayacaktı,
3.Halk ekonomiye doğrudan doğruya katılacaktı,
4.Ekonomiye canlılık gelecekti,
5.Sanayileşme hızlanacaktı,
6. KİT'ler artık devlete yük olmaktan çıkacaktı,
7. İstihdam artacaktı,
8. Devletin vergi gelirleri artacaktı.
Yolsuzluklar azalacak iddiasıyla, “Özelleştirme Harekâtı” başlatıldı (Sanayileşecektik, Büyüyecektik, N'oldu Bize?”, s. 83).
İktidar, sözde sermayeyi tabana yayacaktı. Tersine, sermayenin belli ellerde yoğunlaşmasına dönük bir özelleştirme uygulaması yaşadık!
Özelleştirilen kuruluşlar, belli sayıda sermaye grubunun eline geçti. Bu gruplar sadece ekonomide değil, her alanda ülkede söz sahibi oldular. Kanun yapıcıları da, kanunları uygulayıcıları da etkilemeye, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar.
Bunlar Prof. Güngör Uras'ın tespitleri.
Bizim notumuz: Özellikle TEKEL durumunda bulunan KİT'lerin satılması çok vahim bir hata olmuştur. Hiç TEKEL idaresi satılır mıydı? Hiç PETKİM satılır mıydı? Bunlar stratejik kuruluşlardı. Bugün, bu vahim hataların büyük sıkıntılarını çekmekteyiz.
Yine Güngör Uras'ın belirttiğine göre, 'en fazla memur istihdam eden, ekonomide kamunun ağırlığının yüksek olduğu, hattâ dünyanın nadir sosyalist ülkelerinden biri olduğumuza inandırıldığımız için', özelleştirme denilen büyülü kelimenin etkisi altında kaldık. Bize, “Türkiye en fazla memur istihdam edilen ülkedir” dediler! Ama gördük ki, Türkiye'de 30 kişiden sadece 1'i memurken; ABD'de her 13 kişiden I'i memur! Finlandiya'da her l0 kişiden 1', Kanada'da 12 kişiden 1'i, Almanya ve Hollanda'da 19 kişiden 1'i, İtalya'da 25 kişiden 1'i memurmuş!
Memurların nüfusa oranı ülkemizde 3.34 iken, Amerika'da 7.46!
Bize, “Kamunun ekonomide en fazla pay sahibi olduğu ülkenin Türkiye olduğu” söylendi. İnandık! Ama gördük ki, bu pay Amerika'da yüzde 32.3, Almanya'da yüzde 49, Avustralya'da yüzde 51.7, Belçika'da yüzde 54.3, Fransa'da yüzde 54.25, Hollanda'da yüzde 49.9, İngiltere'de yüzde 41, İspanya'da yüzde 42.2, İsveç'te yüzde 62.3, İsviçre'de yüzde 48.8, Kanada'da yüzde 42.3, Japonya'da yüzde 35, Norveç'te yüzde 43.6.
Türkiye'de ise sadece yüzde 26.6!
O yıllarda millet bu yalanlara saflıkla inandı. Daha nelere inandırılmadık ki?
1946 yılında, solcu olduğu gerekçesiyle üniversiteden atılan Prof. Niyazi Berkes, 1940'ların politikalarını şu sözlerle eleştirmektedir: “Kemalizm'i omuzlarından silkip atanlar, siyasî ve ekonomik bağımsızlığı sağlayacak toplumsal reformlar yolunu savunan aydınları, kökü dışarıda fikirler taşımakla suçlarlarken, asıl kendileri ulusun en yüksek siyasî ve ekonomik ilkelerini, kökü de, gövdesi de dışarıda bulunan siyasî ve ekonomik çıkarların icaplarına kendi elleriyle bağladılar” (“200 Yıldır Neden Bocalıyoruz?”, s. 105). ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Açıklanan Fındık Fiyatından Memnun Musunuz?