BÜLBÜLÜM ALTIN KAFESTE

Bülbülüm altın kafeste
Öter aheste aheste
Ötme bülbül yârim hasta
Ah neyleyim şu gönlüme
Hasret kaldım sevdiğime


Ben sana dayanamam yârim
Ben sana aldanamam


Bülbülleri har ağlatır
Âşıkları yâr ağlatır
Ben feleğe neylemişem
Beni her bahar ağlatır


Ben sana dayanamam yârim
Ben sana aldanamam
İçli, duygulu, hüzünlü bir Selanik türküsüdür Bülbülüm Altın Kafeste.  Bu türküyü her dinlediğimde hüzünlenirim, bir hoş olur içim. Ezgisi dilimde, sözleri yüreğimde… Üç tema üzerine yakılmış türkü: Aşk, özlem, , ayrılık! İç içe geçmiş bu üç duygu, daha etkili nasıl dile getirilebilir ki? Ezgi ile sözler o denli sarmaş dolaş ki ağaç ile sarmaşık misali…  
Şiirlerde, bülbül sevenin (âşık), gül sevilenin (yâr) simgesi olarak işlenmiş yüzyıllarca…  İkisinden çıkan sonuç, sevi (aşk)! Muhibbi mahlası ile şiirler yazan Kanuni Sulan Süleyman “Aşk mıdır bî-vefâ güller elinden geceler / İnletip bülbülleri ta subh gûyâ eyleyen” beytinde gül ve bülbül motifi üzerinden aşkı anlatır. Güller vefasız, acımasız sevgililerdir. Her gece, sabaha kadar bülbülleri inletirler! Bir başka söylemle, aşk söz konusu olduğunda bülbül acı çekendir, gül acı çektiren…  Yıllardır dillerden düşmeyerek klasikleşen “Çile Bülbülüm Çile” adlı muhayyer şarkının kurgusu yine “bülbül” eğretilemesi üzerinedir: Bülbülüm gel de dile / Söyle benimle bile / Sesini duyur ele / Çile bülbülüm çile… Sevilen nazlanarak, kaprisler yaparak, yüz vermeyerek aşığını peşinden koşturur; seven çile çeker, katlanır, sabreder…
Şiirdeki bu temel işlevi dışında bülbül 'çile, özlem, ayrılık, özgürlük, tutsaklık' temalarını işlemede, ozanların yeğledikleri bir anlatım sembolü olmuştur. Başta insanlar olmak üzere hareket eden canlılar için özgürlüğün vazgeçilmez yüce bir değer olduğunu anlatmak için atalar, “bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş” söylemini yeğlemişler. Bu söylem aynı zamanda vatan kavramının da simgesel anlatımı olmuş. 
Türkü, “Bülbülüm altın kafese” dizesiyle başlıyor. İster altından yapılmış olsun ister gümüşten kafes, kısıtlanmış özgürlüğün, sınırlanmış yaşamın, tutsaklığın simgesidir. Kafese konulan bülbül, aşka düşmüş aşığın sembolüdür. Aşk insanı tutsak alır; insanın yüreğini yaralar, dünyasını daraltır, özgürlüğünü kısıtlar, çaresiz bırakır. Bu yüzden bülbül ağır ağır, yanık yanık öten bir kuştur, şiirlerde. Bir duygudan, bir düşünceden başka bir duygu ve düşünceye geçişte; ya da bir olgudan diğer bir olguya yönelişte yine “bülbül” imgesi kullanmış, ozanlar.  Oysaki türküde, asıl yanık yanık ötmesi, feryat etmesi gereken, sevdiği hasta olan âşıktır! Dizelerde bülbül anlatılarak dolaylı yoldan aşığa yumuşak bir geçiş yapılır. Bu, bir aktarmadır. Bir başka söylemle görünüşte kafese konulan bülbüldür fakat gerçekte kafeste tutulan seven yani âşıktır.  
Bursa'nın işgali üzerine kaleme aldığı ve son dizesi “Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!” dizesiyle biten şiirinde, kıyametler koparan, inleyen, yas tutan bülbüle seslenir, Mehmet Akif Ersoy:
-Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin;
Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin? 
0 zümrüt tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
Gerçekte işgal edilen bülbülün yurdu değil, Türk'ün yurdudur! Akif'in dile getirdiği gibi yurdunun sınırı yoktur, bülbülün: Bugün bir yemyeşil vadi, yarın bir kıpkızıl gülşen / Gezersin, hanümanın şen, için şen, kâinatın şen! Öyleyse “Niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır!”… Dolayısı ile kıyamet koparması, başkaldırması, isyan etmesi, direnmesi gereken toprakları elinden alınan Bursa halkıdır. Bu, toprakları düşman çizmesi altında inleyen Bursa halkına dolaylı bir sesleniştir; dolaylı bir uyarı.
Yavaş, ağır, sakin; yavaşça, ağır ağır, usul usul anlamlarında kullanılan aheste, Farsçadan dilimize gelen bir sözcüktür. Uyarıcı, yol gösterici bir atasözünde şöyle yer alır: Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste! Yahya Kemal'in “Çubuklu Gazeli”nin daha ilk dizesinde duygulu, romantik, yumuşak, nazik, estetik bir görüntü diline bürünür:  
Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın
Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın.
Beyit baştanbaşa nezaket, incelik, romantizm! Sandalın küreklerini öyle yumuşak çek ki Boğaz'ın kımıltısız, durgun sularına düşen mehtabın yansısı (akis) kaybolmasın; düşler dünyasına dalmış olan su uyanmasın…  İnsanı mest eden, kendinden geçiren estetik dizelerin kucağında, yüreğe dokunan derin bir hazzın, tatlı bir huzurun sıcaklığı, sevinci, mutluluğu… 
Bir başka açıdan yaklaşır, bülbül (andelib)-gül ilişkisine Bâkî:
Hâr-ı gamda 'andelîb eyler figân u zârlar
Goncalarla salınur sahn-ı çemende hârlar
Güle olan sevgisinden, aşkından kederli, gamlı kalbi ateş topuna dönen bülbülün, ağzından çıkan feryat alevi ile gül bahçesindeki goncalar, bir sabah kıpkırmızı kesilir. Bülbülün bağrından çıkan alev, goncaları güle dönüştürür söylemi;  doğal bir olguyu hoş, güzel bir nedene bağlayarak oluşturulan düşsel bir kurgudur. Gül ile bülbül arasındaki bağ, şiir dilinde böylesine güçlü, böylesine derindir.  
Türkünün ikinci bölümünde, bülbülleri gülün dikeninin ağlattığı, âşıkları sevgilinin (yâr) ağlattığı dile getirilir ve feleğe sitem edilir:  Ben feleğe neylermişim / Beni her bahar ağlatır! Gök, gökyüzü, dünya, evren anlamlarının dışında baht, şans, yazgı anlamlarına da gelir, felek. Bu, bahtının, yazgısının kendisine oynadığı oyuna karşı aşığın bir iç çekişi, bir yakınmasıdır.  Gül dikenlidir. Güle ulaşmak için dikenleri aşmak gerekir. Batan dikenler acı verir. Canı yanan bülbülü ağlatır. Bunun bir de atalar sözünde karşılığı vardır: Gülü seven dikenine katlanır! Zoru başarmak hiç de öyle kolay değildir. Sevgili gül gibi güzel, sevimli, hoş alımlıdır. Nasıl gülün dikeni varsa sevgilinin yüz vermeme, nazlanma, sitem etme, azarlama vb. aşığına batan, aşığı acıtan dikenleri vardır. Sevgiliye ulaşmak işi dayanma gücü ister, özveri ister, sabır ister. Bu konuda şöyle diyor Kadı Burhanettin:
Dilberün işi itâb u nâz olur
Çeşmi câdû gamzesi gammâz olur
Ey gönül sabr it tahammül kıl ona
Yâre irişmek işi az az olur
Onca aşk şiiri, onca aşk türküsü 'gül' ve 'bülbül' motifi üzerinden kurgulanmış yazılmış, söylenmiş…  İznikli Hümâmî, sevgiliyi, gül- bülbül bağlamında bir başka açıdan görür: Güzellik bahçesi, andelüb (bülbül), umarsız dert, tabib…
Güzellik gülşeninün andebübi
Devası olmayan derdün tabibi
Duygulu olduğu kadar coşkulu olan bu beyitte, güzellik yani aşk, gül bahçesine benzetilir; sevgili bülbüle. Bu geleneksel çizgiyi eğip büken bir söylem! Bülbül aşığın, gül sevgilinin simgesi iken bu beyitte, sevgili güle değil bülbüle benzetilmiş!  Oysa ki geleneksel şiirde, bahçede yanık yanık öten, ayrılık ateşi ile bağrı yanan, özlem duyan, çile çeken, feryat figan eden bülbül, aşığın simgesidir; bahçede açan güller, sevgilinin simgesi.
Gül ve bülbül özellikle şiirde işlenmiş simgesel iki temel motiftir. Nice duygulu şiirler yazılmış nice içli türküler söylenmiş gül ve bülbül üzerine… Her birinin algısı, yansısı, duygusu; soluğu, sesi, rengi, kokusu başka… “Bülbülüm Altın Kafeste” de bunlardan biri! Hüzün tellerime dokunuyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özcan Temel --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Açıklanan Fındık Fiyatından Memnun Musunuz?