SULTAN ABDÜLAZİZ İNTİHAR ETMEDİ (3) (SON)

Nitekim, Sefir Elliot'un kendi kaleminden çıkmış şu sözleri de, darbeci paşalarla yakınlığını ortaya koymaktadır: “Osmanlı Devleti'nin birçok ıslahata muhtaç olduğunu öğrenip anlayacak kadar uzun bir müddet Türkiye'de bulunduğum için, padişah ile nâzırlarını kontrol edecek bir meclis kurulmadıkça, ıslahat gibi şeylerden bir fayda çıkmayacağını biliyordum. Mithat Paşa'nın bazı teşebbüslere giriştiğini haber aldığım zaman son derece sevindim ve kendini elimden geldiği kadar teşvik ve tahrik ettim” (Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 258)!
Nizameddin Nazif Tepedelenlioğlu'nun belirttiğine göre, Mithat Paşa, İngiltere Sefiri Elliot'a yeni rejim hakkında şu açıklamayı yapar: “Hükümranlık salâhiyetini padişahtan alacak olan Millet Meclisi; ırk, din, mezhep farkına asla bakılmaksızın, bütün ahali bir tutularak yapılacak seçimlerle kurulacaktır.”
Nizameddin Nazif daha sonra şu tahlili yapıyor: “Böyle bir vaad, ilk bakışta insanî ve medenî bir hareket gibi görünür; fakat o günlerin şartlarına vurulunca anlayışsızlığın, ihtiyatsızlığın, dar görüşlülüğün en kötü ifadesi olduğu derhâl belirir. Zira,
1. Meclisler daima ekseriyetin ve teşkilâtlı grupların tesiri altında kalır.
2. Meclisler daima ekseriyetin fikrini ve arzusunu kanunlaştırır.
Hâlbuki, Osmanlı Devleti'nin 1876 yılında,
a. Bilgili (ve eğitimli) vatandaşlarının çoğu Hıristiyan'dı!
b. Teşkilâtlı zümreler ve gruplar hep Hıristiyan'dı!
Pek garip görünür ama, 1876 Türkiye'sini tam demokratik usullerle seçilmiş bir meclisin kontrolü altına sokmak demek, düpedüz, imparatorluğu bir plebisit ile, Hıristiyan Osmanlıların devamlı kontrolü altına sokmak demek olacaktı. Mithat Paşa Hazretleri ile, Yeni Osmanlılar denilen bir avuç (sözde) münevver, İngiltere Büyükelçisi sir Henry Elliot'un 'irşadları' ve her türlü maddî yardımları ile, işte böyle bir plâna hizmet etmekteydiler! Kurmayı tasarladıkları mecliste, ekseriyeti ellerinde bulunduran gayr-i Türk unsurlar birleşecek ve Osmanlı İmparatorluğu'na daha o zaman son verilecekti ki, İngiltere'nin arzusu da buydu. Abdülhamid Han, kudretli zekâsı ve devlet adamlığı önsezisi ile bu tehlikeyi, meclisi açtırdığı ilk günden itibaren hissetmiş ve 1878'de de meclisi feshetmiştir.”
Ne yazık ki, Nizamettin Nazif'in bu çok önemli değerlendirmeleri aydınlarımızın umurlarında bile değildir. Daha doğrusu, bir güç, bunların bilinmesini önlemektedir. Çünkü, tarihimiz iyi bilinirse, Türk aydınları doğru sentezler yapabilir ki, bu, Türkiye'yi kontrolleri altında tutan iç ve dış odakların işlerine gelmez!
Abdülaziz'e düzenlenen hain darbe sırasında, İngiliz Donanması da Çanakkale'de Beşike limanında bulunmaktaydı. Amiral James Drummond, filosunu Beşike limanında bırakmış fakat kendisi amiral gemisiyle İstanbul'a gelip, Büyükdere önüne demirlemişti. Amirale, filonun kurmay heyeti tam kadrosu ile refakat etmişti. Bu arada, Osmanlı donanmasının, komutanları Abdülaziz'e sadık olan gemileri de, birer ikişer İstanbul limanından uzaklaştırılmaktaydı! İngiliz Amirali, protokol ziyaretlerinden hiçbirisini yapmıyordu. Önce, padişah tarafından kabul edilmek arzusunda olduğunu ileri sürmüştü. Fakat, İngiliz sefareti, bu arzuyu Osmanlı hariciyesine ve mabeyne bildirmek için hiç acele etmiyordu!
İbnü'l Emin Mahmud Kemal, “Son Sadrazamlar” adlı eserinde, hal' konusunda şu bilgiyi vermektedir: “Sultan Abdülaziz'i hal' edenler, padişaha bağlı olan askere, önce İstanbul halkının padişah aleyhine ayaklandığını ve kendisini korumak için harekete geçtiklerini; sonra da padişahın vefat ettiğini ve yerine Sultan Murad Han'ın geçtiğini bildirmişlerdi. Fakat, asker meselenin aslını haber alınca, hoşnutsuzluk başlamış ve sadrazamın emri ve işareti ile başka yerlerden celp edilen askere, padişahtan gasp ettikleri doksan beş bin altının kırk beş binini dağıtmışlar; böylece hal' keyfiyetini başarabilmişlerdi” (“Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 331).
Sultan Abdülaziz'in katledilmesinin sebebi, halkın ve askerin sevdiği padişahın yeniden tahta çıkarılması ve bunun da, darbeci paşaların sonlarını getireceği endişesidir. Sultan Abdülaziz hunharca katledilmiştir. Fakat, acı olan, günümüzde bile, Sultan Abdülaziz'in intihar ettiği yalanının sürdürülmesidir!
Abdülaziz Hunharca Öldürülüyor!
Tahttan indirildikten sonra hayatından endişe eden Sultan Abdülaziz, nezaret altında bulundurulduğu Topkapı Sarayı'ndan, Sultan Murad'a yazdığı birinci tezkerede, hayatının korunmasını talep etmekte, ikinci tezkerede de, Topkapı Sarayı'nda tahsis olunan daireden şikâyetle, “Allah ve Resul aşkına beni buradan halâs eyle; zira canımdan emin değilim. Neye malik isem, cümlesi sana helâl olsun. Bundan böyle, her ne verilir ise ona kanaat edeceğim” demekteydi. Sultan Murad Han da bir tezkere ile cevap vererek, hayatından endişe etmemesini bildirir ve Feriye Sarayı'na naklini sağlar. Fakat, Paşalar Cuntasının kararıyla, 4 Haziran 1876'da, Sultan Abdülaziz Han hunharca katledilir. Bu cinayetin nasıl işlendiğini İbnü'l Emin Mahmud Kemal'den okuyalım:
Katillerden, Yozgat sancağından Karadeli Pehlivan oğlu Mustafa Çavuş sorgusunda şu ifadeyi vermişti: “O gece, Feriye Karakolhânesinde kaldık. Sabahleyin Fahri Bey gelip bizi içeri götürdü.
Abdülaziz'in dairesi merdiveninde, benim elime beyaz saplı bir çakı verip, 'bununla işi uydur' dedi. Odaya girdiğimizde, derhâl Fahri Bey, Abdülaziz'in arkasından kucaklayıp kollarını tuttu. Cezayirli Mustafa dahi, ayaklarına oturdu. Ben de çakı ile damarlarını kestim” (“Son Sadrazamlar, s. 554, Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 341).
Bu suretle katledilen Sultan Abdülaziz Han, vakit geçirilmeden Hüseyin Avni Paşa'nın emri ile derhâl Karakolhâneye kaldırılmış ve orada kahve ocağına yerleştirilmiştir. Sultan Abdülaziz'in bu şekilde katledilmesi Sultan Murad'ın da aklî muvazenesinin bozulmasına sebep olmuştur.
Sultan Abdülhamid Padişah olduktan sonra, bu konuyu tahkik ettirmiş ve sorumluları mahkemeye vermiştir. Bu mahkeme Mithat Paşa'yı idama mahkûm etmiş. Fakat Sultan Abdülhamid bu cezayı Taife'e sürgüne çevirmiştir. Mithat Paşa 24 Nisan 1884 tarihinde Taif'te ölmüştür. Ancak, öldürüldüğü iddiaları da vardır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?