BİR ÇEPNİ’NİN YAYLAYA GÖÇ SERÜVENİ

Gidişi Heyecan, Dönüşü Hüzün Olan Yolculuk

Bütün Doğu Karadeniz’i mekan tutmuş Çepniler için bir sevdanın diğer adıdır yayla. Bir Karadenizli nerede olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın, yılda bir gün bile olsa yaylasına çıkar. Hal böyle olunca yayla, yaylacılık ve yaylaya göç başlı başına bir kültürü beraberinde taşımıştır.

 

Giresun ve havalisinde mekan iki kelimeyle tanımlanır: biri “cenik”, diğeri “yayla”. Kışın geçirildiği sahil kesimleri cenik ya da kışlak diye anılırken, ikibin metrenin üstünde olan insan ve hayvanların yazın konakladığı yerler yayla ya da yaylak diye anılır. Ceniğin bunaltıcı havasından kurtuluş için insanlar Rûmi Takvimle mayıs yedisinden (20 mayıs) itibaren yaylalara giderler. Türk Milleti’nin tabiatının parçası olan göç şekil değiştirerek böyle devam etmiştir.

 

Geçmişte Yaylaya Göç

Geçmişte yayla yolculuğu hep yaya yürüyüşle yapılırdı. Bölge insanı ayağında kara lastiği, elinde azığı, belinde yapma silahıyla 6 -12 saat arasında değişen mesafeleri yürürdü. Bu yürüyüş dağları sarmalamış bir yeşil denizi ortasında yürüyerek, taş oluklardan su içerek, vahşi doğayı dinleyerek olduğundan heyecan ve huzuru beraberinde getirirdi. On saatlik bir yürüyüş neticesi ayaklarınızda oluşan şişme ve sızıları dahi hissetmezdiniz.

Yayla heyecanı insanlarda yaşlısıyla genciyle günler öncesinden başlar. Yol azıkları hazırlanır, katır ve atlara vurulacak yükler denklenir. Hayvanlar göçten önce bir hafta boyunca günlük geziye çıkarılır. Bu hayvanın uzun yolculuğa mukavemeti için bir nevi spordur. Büyükbaş hayvanlar âdeta bir gelin gibi süslenirdi. Kara lastiklerde yırtık varsa ya yenilenir ya da köydeki lastik tamircisine götürülür, tamirci amca araba şamiyeriyle yırtık lastiği bir güzel yamardı. O gün insanlarının hiç bırakmadığı aksesuarı olan yapmalara mermi lazımdı, bunun için düğünlerde toplanmış boş kovanlar mermiciye götürülür, mermici doldurur ve “MKE kalitesinde doldurdum, gaf çıkarsa geri getür” derdi.

Hayvanlarla gidilecekse göç saati sabah namazının ilk vaktidir. Hava henüz aydınlanmadığından çıra ya da farfar yakılır. Kadınlar keşanını başına sarar, sepeti sırtına yüklenir, eline de yol azığı olan yoğurt küleğini alır. Küçük çocuklar içi battaniye döşeli sepetlere karşılıklı oturtulup tay yapılır, katıra yüklenir.

Koyun ve sığır sürüsü göçe dahilse yolculuk daha meşakkatli olmakla beraber, bir o kadarda heyecanlı olur. Yüzlerce koyunu hey’leyerek giderken, yüzlerce çan ve kelekten çıkan ses ve bu sese karışan meleşmeler, ara sıra vadilerde çınlayan ıslıklar sürü sahibi bir yaylacı için şu dünyada dinlenebilecek en güzel melodi olsa gerek.

Yolculuk her zaman planlandığı gibi devam etmez. Aksilikler bir yaylacının yol arkadaşı olabilir. Yağmur hatta kar fırtınası olabilir. Yolda insan ve hayvanlar için hastalanma, ölüm veya doğum olabilir. Yollarda doktorsuz ilaçsız doğan nice insanlar vardır. Böylesi bir durumda göç için yolda, orman arasında konaklayıp, yeni bir günü beklemekten başka çare yoktur. Köpeklerin havlaması, koyunların ürkmesi, at ve katırların huysuzlanması çok yakınlarda var olan bir tehlikenin işaretidir. Böyle bir durumda bellerde duran tabanca ya da omuzlardaki mavzer veya filinta ateşlenir. Gecenin derin sükûtunda vadilerde yankılanan silah sesleriyle tehlike savuşturulur.

Yayla yollarında mola yerleri bellidir. İnsanlar buralarda oturup istirahat eder, azığını yer. Espiye’nin Avluca Köyü’nden yaylaya giden birisi için Düdür, Çeküşük, Târıalan, Çayır Boğazı belli başlı mola yerleridir.

 

Yollarda Kalıcı Dostlukların Temeli Atılırdı

Bir tam günlük bu yolculuklarda yabancı iki insan karşılaşıp, aynı istikamete revan olmuşsa bazen yağmurda aynı şemsiye kullanılır, acıkınca bir mısır ekmeği bölünerek yenir, derin mevzulara dalınır ve bu yolculuk bir ömür sürecek bir dostluğa dönüşürdü.

Bazen yolculuklar yalnız başına olurdu, sırtınızda bir çanta, gözünüz hep yolda, belki bir katırcıya denk gelirim de şu çantamı katırına astırırım diye… ve umut hakikate dönüşür, taş döşeli yolda önce nal sesleri duyulur ve katırını yed’miş (elinde çeken) veya kasmış (yularını toplayıp hayvanı salmış) biri çıkagelir. Söylersin hiç ikiletmez, yükünün mîzanını (dengesini) bozdurmadan bir ayar çeker, laflayarak devam edilir yolculuğa.

1990’lı yıllarda bütün yaylalara yol bağlanmasıyla asırlık adet ve geleneklerde yerini modern hayata bırakmış oldu. Bu yeni düzenle beraber hayatın anlamı olan yol ve yürümede tarihe karıştı. Dedelerimizin çarık sürüdüğü, binlerce hikayeyi barındıran o tarihi taş döşemeli yollar ise zamanın gadrine uğradı.

 

Günümüzde yaylaya göç

Günümüzde yayla yine heyecan ve neşe olsa bile ona gidiş ve dönüş artık arabayla olduğundan yol heyecanı ve yol kültürü maalesef kalmamıştır. Bu değişimden Karadeniz Çepni kültüründe asırların geleneği olan “Otçu Göçü” de nasibini almıştır. Otçu göçü eskiden belirlenen bir günde bütün bölge insanının şenlik havası içinde yürüme yaylaya gitmesi iken, yaylalara yollar vurulup, yürüme işi kalkınca belirlenen bir günde, yayla düzünde festival yapma şekline dönüşmüştür. Günümüzde yaylaya gidişler insan ve hayvanların çift kabin bir kamyonete dolarak gitmesi şeklinde gerçekleşmektedir.

 

Son söz ve bir çağrı

Millet ve memleket hayatımızın geleceği için sağlıklı ve enerji dolu bir neslin lüzumu malum. Bunun için insanlarımız bilhassa gençlerimiz endüstriyel beslenme neticesi hantallaşan vücutları için fitness, aerobik salonları gibi çoğu zaman kültür ve ahlak değerlerimizle örtüşmeyen, kapalı salonlara gitmek yerine; arabalarını oldukları yere bırakıp, trekking ayakkabılarıyla beraber Karadeniz’in bâkir yayla ve dağlarına gelsinler. Dağ çiçekleri ile bezeli, tarihi taş döşemeli yollarda saatlerce yürüyüp, taş oluklardan veya kara oluklardan akan billur sulardan içsinler. Çıkıp yaylaya dört yanı taş duvar; üzeri hartama kaplı; içinde yer ateşi; tereğinde ağaçtan yayuk, külek, sağrak ve çanak olan bir evde uyusunlar ve ağaç yayukta yapılmış dövme ayrandan içip aynı yayığın aynı tereyağından yesinler. Akılbaba Dağına tırmanış yapıp, ağustos ayında yamacındaki karla serinlesinler. Gülistanda trekking yapsınlar. Kurtbeli, Karaovacık, Çakıl’ı bir günde gezerek, yenilenmiş bir vaziyette mesailerine dönsünler.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hicabi Yıldız - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?