SULTAN ABDÜLAZİZ İNTİHAR ETMEDİ! (2)

Sultan Abdülaziz, Avrupa'ya giden yegâne Osmanlı Padişahıdır. Fransa ve İngiltere'ye yaptığı seyahatlere, Veliahd Murad Efendiyi ve Şehzade Abdülhamid Efendiyi de götürmüştür. Sultan Abdülaziz, padişahlığı döneminde donanmayı ve kara ordusunu güçlendirmişti. 1861 yılında tahta çıktığında, tamamen ahşap ve birkaç tanesi buharla çalışan kırık dökük bir donanma devralmış ve derhâl donanmayı yenilemek için harekete geçmiş; Türk donanmasını kısa zamanda, çok güçlü bir duruma getirmişti. 
Prof. İlber Ortaylı da, Abdülaziz hakkında şu bilgileri vermektedir: “Sultan Abdülaziz'in en büyük katkısı, Mısır probleminden sonra, imparatorluğun imtiyazlı ünitelerle parçalanmasını önlemeye çalışmasıdır. Bizim orada hâlen bir hükümranlık hakkımızın bulunduğunu göstermek için Mısır'a bile gitmiştir. Sultan Abdülaziz, Avrupa seyahati yapmıştır. Bu, Avrupa'yı gezme ve öğrenme seyahati değil; doğrudan doğruya Avrupa kamuoyunu etkileme seyahatidir. Nutuklar vermiş, gittiği yerlerde vals gibi kendi besteleri çalınmış, kendi bestelediği marşlarla karşılanmıştır” (“Cumhuriyet'in İlk Yüzyılı””, s. 24). 
Sultan Abdülaziz'i pek sevmediği bilinen Ahmet Mithat Efendi, özetle şu bilgileri vermektedir: “Kırım Harbi sırasında hırpalanmış olan ordu ve donanmanın tamamıyla ıslahı hususuna, Abdülmecid Han devrinin sonlarında büyük önem verilmişti. Sultan Abdülaziz döneminde de buna devam olunmuştur. Önce memleketin her tarafından getirdiği askerlerle bir hassa alayı kurmuş ve ordunun kıyafetini değiştirerek,  pantolon, mintan ve festen ibaret bir kıyafeti getirmiştir. Sultan Abdülaziz Han en büyük gayreti, ordunun silâhlarını değiştirmede gösterdi. Avrupa'da kullanılan en ileri silâhlar Türk Ordusuna getirildi. Ordunun sahra bataryaları,  Almanyalı Krup'un icadı olan, devrine göre seri ateşli Krup topları ile değiştirildi. Karadeniz, Çanakkale boğazları ile Kars, Erzurum ve Tuna'daki müstahkem mevkiler de Krup topları ile donatıldı.”
Kırım Harbi'nin başladığı yıl olan 1853 yılında, 30 Kasım günü, Sinop limanında demirli bulunan donanmamızın, Rus Donanmasının bir baskını ile yakıldığını ve iki bin askerimizin şehit düştüğünü  hatırlatalım! 
Prof. Haydar Kazgan da, Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi hakkında şu önemli bilgileri vermektedir: “Sultan Abdülaziz'i devirmeye karar vermiş Hüseyin Avni, Mithat, Rüşdü Paşalar ile onların destekçisi durumunda olduğu bilinen Şehzade Murad Efendi'nin arzu ve niyetlerinde başarıya doğru gitmelerini hazırlayan olayların başında, Abdülaziz ve Mahmud Nedim Paşa'nın bankerlerle olan ilişkileri gelmektedir. Eğer bankerler Padişahı ve Sadrazamını desteklemeye devam etselerdi ne Mahmud Nedim Paşa devrilebilir, ne de Abdülaziz azledilebilirdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde, paranın büyük bir güç olduğunu, iktidarı ele geçirmek veya elde tutmak için paradan başka hiçbir şeyin işe yaramayacağını kabul etmek gerekir. Nitekim, medrese talebelerinin ayaklandırılmasında muhalefetin ne kadar para harcadığını bilmiyoruz, ama o günlerde, Banker Hıristaki'nin sık sık Sultan Murad'ın köşküne uğradığını doğrulayabiliriz! Banker Hıristaki ve Zarifi, hanedandan ve devletten olan alacaklarını tahsil edebilmek için, Sultan Murad'ı tahta çıkarmaktan başka çare olmadığına inanmış ve bu nedenle ona bir milyon liralık bir kredi açmışlardı. Bu krediden Murad'ın eline sadece 400 bin lira geçecektir” (“Galata Bankerleri”, s. 108, 118)!
Raif Karadağ'ın belirttiğine göre, Sadrazam Âli Paşa, Anayasalı bir nizama geçme yanlılarının masonlukla ilgileri olduğunu tespit etmişti. Kemalettin Apak'ın, “Mason Tarihi” adlı kitabında, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk masonunun Mustafa Reşid Paşa olduğu yazılıdır. Reşid Paşa Masonluğa, Sefir ve Hariciye Nâzırı olarak Londra'da bulunduğu iki senelik müddet zarfında intisap etmişti. Londra'dan memlekete dönerek Sadrazam olunca, gerek Mithat Paşa, gerekse Ziya Paşa ile hususi surette meşgul olmuş, onları da mason locasına almıştı. Genç Osmanlıların mason Rumlarla temasları buradan başlamaktadır. Mason locaları ise, İskoç Mason Büyük Locasına bağlıydılar. Böylece, İngiliz siyasetçileri, dünya mason localarını istedikleri gibi idare etmekte ve siyasetlerini her memlekette bu localar vasıtasıyla yürütmekteydiler. Bu hususu gayet iyi bilen Âli Paşa, Fransız dostu ve taraftarı olarak, birer İngiliz ajanı durumunda gördüğü Genç Osmanlılar Teşkilâtına karşı amansızca bir mücadele açmış ve dolayıyla, İngiliz siyasetinin karşısına, Osmanlı İmparatorluğu'nda Fransız siyasetini dikmiştir (Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 195).
Ne yazık ki, Osmanlı Devleti bu çalkantılar içersinde bulunurken, büyük devlet adamları Âli ve Fuad Paşalar hayatta değillerdi! İkisi de, genç denilebilecek bir yaşta vefat etmişlerdi!  Bu paşalar hayatta olmuş olsalardı, imparatorluğun bu çalkantıları yaşamayacağı muhakkaktı.  
Darbeciler, Sultan Abdülaziz'i 30 Mayıs 1876'da azletmiş ve Şehzade Murad'ı tahta çıkarmışlardır. Sultan Abdülaziz'in, 4 Haziran 1876'da, Feriye Sarayında, tahttan indirilişinin 4. gününde, sakalını kesmek için istediği bir makasla, bilek damarlarını keserek intihar ettiği iddia edilir. Ancak, genel kanı, İhtilâlin baş düzenleyicileri olan Serasker Hüseyin Avni Paşa ve Mithat Paşa'nın emirleriyle öldürülmüş olduğudur.
 Bu konuda, Sultan Abdülhamid de, hatıralarında şunları söylemektedir: 
“Evvelâ tabip raporları elastikîdir. İntihar eden bir kişi, iki kolunun damarlarını nasıl kesebilir? Buna daha o zaman tabipler dikkat çekmişti. Sultan Aziz, intihar etmek değil, yaşamak ve kendisinin aranacağı bir günü görmek isterdi. Topkapı'daki Sultan Murad'a gönderdiği acıklı tezkere de bunu ispat eder” (Nurer Uğurlu, age. s.138).
Rusya'nın İstanbul Büyükelçisi Nelidov'un, 24 Temmuz 1892'de Salih Münir Paşa'ya söylediği şu sözler de, Abdülaziz hadisesine ışık tutmaktadır:  ”Rusya'ya mütemayil olduğu için Sultan Abdülaziz'e bir zarar gelmemiştir. Rusya taraftarlığıyla itham olunan vekilleriniz iktidar mevkiinde kaldıkları sürece, Sultan Abdülaziz'in hal'i mümkün olamamıştır ve olamayacağı anlaşıldığından, İngilizler türlü iftiralarla ve ithamlarla azillerine çare bulmuşlar ve ancak ondan sonra iktidar mevkiine gelen ve İngiltere'ye taraftarlığıyla bilinen Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve Rüşdü Paşa gibi hainler vasıtasıyla, hal' cinayetini yapmışlardır. Bu vaka, sizin için hatırlanmaya, düşünülmeye ve uyanıklığa lâyıktır. Elhasıl İngilizler ve onların taraftarlarına itimat etmeniz caiz değildir” (Salih Münir Paşa, “Geçmiş Zamanlar”, s. 212)!
Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesinde ve katledilmesinde, İngiliz parmağı olduğunun çok güçlü işaretleri vardır. İngiliz sefiri Henry Elliot Sadrazam Mahmud Nedim Paşa'ya karşıydı. Çünkü, Mahmud Nedim Paşa, İngiltere'nin Osmanlı Devleti aleyhine giriştiği komploların farkındaydı. Bu komploları önleyebilmek için de, Rusya'ya yaklaşmayı uygun görüyordu. İşte, İngiliz sefirinin Mahmud Nedim Paşa'ya, “Nedimof” ismini takmasının sebebi de budur. Nizameddin Nazif Tepedelenlioğlu'nun belirttiğine göre, bu sefir cenapları, Sultan Abdülaziz'i hal' edip (tahttan indirip) katleden paşalar ve kumandanlar kadrosunun birinci derecede dirijanı (çekip çevireni) olmuştur. Bu iş için bu zat, İngiliz bütçesinden yedi milyon altını sere serpe sağa sola dağıtmıştır (Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 257). ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?