Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci'nin Topal Osman Ağa Sancısı

Türkiye Gazetesi internet sitesinde, 13.06. 2022 tarihinde Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci imzasıyla “ Topal Osman Ağa Efsanesi “ başlığı ile bir makale yayımlandı.
Makaleyi incelediğimde belgelerle ispatlanmamış birçok konunun cımbızla seçilerek yazıya dâhil edildiğini ve iftiraya varacak boyutlarda cümleler içerdiğini gördüm.
Bunlardan en önemlisi ise Balkan Harbi'nden, Kafkas Cephesi'ne ve bağrından iki gönüllü alay çıkararak Milli Mücadele'nin başlangıcından sonuçlanmasına kadar Giresunlu binlerce şehit ve gazi dedelerimiz için sarf edilen “100 çapulcu” yakıştırması idi.
Sayın Ekinci'nin yazısında, 1883 yılında doğan Osman Ağa'nın doğum tarihinde bile 1884 şeklinde hatalı yazım yapılması araştırmanın doğruluk seviyesinin sorgulanması için yeterlidir. İlk Paragrafları incelediğimizde “Kayıkçılıktan keresteciliğe terfi etmiş bir Giresunludur. Kendi ifadesine göre, Balkan Harbi'ne gönüllü iştirak edip diz kapağından hafifçe yaralandı. Topal lakabı oradandır. 1914 sonunda teşkilatın emriyle 100 çapulcu topladı." gibi cümleler dikkat çekmektedir.
Kayıkçılıktan keresteciliğe terfi ettiği yazılan Osman Ağa'nın ailesi 1900'lü yıllardan itibaren fındık ihracatı ve denizcilikle uğraşmaktadır. Prof.Dr. Okan Yeşilot ve Arştırmacı Tarihçi Ayhan Yüksel tarafından hazırlanan “ Giresun'da Fındık ve Fındık Borsası'nın Tarihçesi” isimli eserde 1924 yılında fındık ticareti yapanlar arasında gösterilen Feridunzade Hacı Hasan Bey Osman Ağa'nın kardeşidir. Yine aynı kaynakta Feridunzade Mehmet ve Feridunzade İsmail Beylerin de isimleri geçmektedir. Bu fabrikadan sağlanan iç ve kabuklu fındıklarla Osman Ağa'nın talimatı üzerine 1920'li yıllarda Kaptan Kara Bilal tarafından İstanbul'dan Varna limanlarına kadar Milli Mücadele'ye cephane sağlanmıştır. Kereste fabrikası ise kayınpederinindir. Veysel Usta tarafından kaleme alınan Giresun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Varidat ve Sarfiyat Defteri isimli eserde Reji idaresinde Kolculukbaşı yaptığı, ticaretle uğraştığı, kayınpederinin yardımıyla kerestecilik işine girdiği ve eline geçen para ile çevresindekilere yardımda bulunarak “Ağa” lakabını aldığı belirtilmektedir.
Sayın Ekinci “Kendi ifadesine göre” diye açıkça yazmıştır ancak Balkan Harbi ile ilgili Genelkurmay Başkanlığı 28 Mart 1967 tarih ve Genelkurmay Harp Tarihi Enstitüsü Başkanlığı'nın 3301-9–67 arşiv sayılı yazısı şöyle der: “ Babası askerlikten muaf olsun diye iki defa bedel-i nakdi vermiş isede O bunları donanmaya iane kaydettirmiş, 65 arkadaşının bütün eksiklerini ve ev masraflarını karşıladıktan sonra birlikte Balkan Harbi'ne gönüllü olarak katılmıştır. Çatalca-Istıranca ormanlarındaki çarpışmada bacağından şarapnelle yaralanmış, İstanbul Etfal Hastanesi'nde Operatör Doktor Cemil (Topuzlu), Sertabip Saim Beylerin tedavisinden sonra koltuk değnekleri ile Giresun'a dönmüştür.” Bu tedavinin aylarca sürdüğü, Giresun'da da devam ettiği bilinmektedir. Ömrünü sonuna kadar ayağındaki bu yara zaman zaman nüksetmiş ve ağrılar çekmiştir. Kısaca “Topallık” lakabı dalga geçilecek bir konu değil şerefli Gazilik unvanından gelmektedir.
Osman Ağa İttihatçıdır, teşkilatçıdır. Yanındakiler çapulcu değil; vatan için şehitliği göze alan Giresun uşaklarıdır. Girdikleri her çatışmada, bulundukları her cephede yararlıkları Türk Ordusu'nun “emri yevmiyesine” kaydedilmiştir.
Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci'nin“1916'da Ruslara karşı muharebe eden orduya katıldı. Ancak firar edince Divan-ı Harb tarafından 50 sopa ile cezalandırıldı. Çürük raporu alıp memleketine döndü.”ifadelerine verilmesi gereken cevabı Ö. Erden Menteşeoğlu Milis Yarbay Osman Ağa kitabında şöyle aktarıyor: “O yıllarda Trabzon'u işgal eden Rus güçleri ilerliyordu. Kuvvetlerimiz Harşit'te cephe tutup mevzilendiler. Osman Ağa ilk iş olarak yöredeki kaçakları topladı. Tabura yeni katılanlarla gönüllülerin sayısı sekizyüze ulaştı.
Gönüllü taburumuz 37. Fırka'nın emrindeydi. Harşit cephesi komutanı Hacı Hamdi Bey'di. Osman Ağa ile Hacı Hamdi Bey sürekli görüş birliği içindeydiler. Harşit ormanlarında büyük bir gerilla savaşı başlatıldı. Gönüllü taburumuz, Rus kuvvetlerini 14 Şubat 1918 tarihinde yenilgiye uğrattı. Rusların Tirebolu'ya girmesi önlenmiş oldu. Buna karşın Ruslar, deniz ulaşımına engel olmak için Tirebolu'yu deniz uçaklarıyla bombaladılar.
Harşit'te bozulan Rus kuvvetleri, Bolşeviklik İhtilali'nin de verdiği moral bozukluğuyla geri çekilmeye başladı. Milli kuvvetlerimiz de bu çekilişi takibe koyuldu.
Batum'da olabilecek çatışmalar için, aynı zamanda iyi bir denizci olan Osman Ağa, silah ve cephaneleri kendi motorlarıyla taşıyordu. Amansız kovalamada, Batum'a ilk giren Osman Ağa ve Giresun Uşakları oldu. Toplanan silah ve cephaneler Batum Valisi ve Komutanı'na teslim edildi. Batum Fatihi'nin, Batum'a ilk giren Osman Ağa'nın olması gerekirken, bu unvanı Yakup Cemil Bey aldı. Çünkü Yakup Cemil Bey Teşkilat-ı Mahsusa'nın büyük milis komutanı olduğundan, Osman Ağa Gönüllü Taburu'nun da komutanı sayılıyordu” (Ö. Erden Menteşeoğlu, Mustafa Kemal Paşa'nın Muhafız Alayı Komutanı Milis Yarbay Osman Ağa Ankara, 2014)
Sayın Ekinci;“Öyle bir tütsü ki” başlığı altında sıraladığı bölümde ise; Hasan İzzettin Dinamo tarafından Kurtuluş Savaşı'nın kurgusal bir roman olarak aktarıldığı “Kutsal İsyan” isimli eserinden faydalanarak bunu bir belge niteliğinde sunmaya çalışmıştır. Sonrasında ise Pontusçuluk faaliyeti yürütenler tarafından kullanılan ve 19 Mayıs 1919 tarihini sözde Rum soykırım günü kabul eden bir grubun verdiği rakamları kullanıp, bilerek ya da bilmeyerek onların yalanlarına destek olmaktadır. Nüfus yoğunluğu konusunda çok daha geriye gidersek; 1903-1904 yılı sayımlarında Giresun'da kadın ve erkek 1239 Ermeni, 7081 Rum ve bunlara karşılık 22001 Türk ahalinin yaşadığını dikkate almak gerekir. Bahsedilen o rakamların ne kadar abartıldığı ortadadır. (Salnamelerde Giresun'un Sosyal ve Dini Yapısı 1869-1905, Davut Kılıç, İbrahim Topal, Karadeniz, Yıl:3 Sayı:12)
Yine bu başlık altında; “Rumları toplayıp vapur kazanlarına attırdığı veya sandallara doldurarak, denizde batırdığı; bunu yaparken de hatırı sayılır bir servet edindiği, kurbanlarının eline kazmayı verip 'Burada bir çukur kaz!' diye emrettiği, derinlik kıvamını bulunca, 'Gir içine!' diyerek kendi eliyle kazdığı mezara gömdüğü meşhurdur. (Falih Rıfkı, Çankaya).”Diyerek Falih Rıfkı'nın Çankaya kitabını kaynak göstermektedir. Oysaki Falih Rıfkı aynı eserde “bu hikâyeleri uzun yıllar Başkomutanlık ve Garp Cephesi Karargâhı'nda bulunanlardan dinledim” diye açıkça yazmaktadır. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Sena Matbaası, İstanbul, 1980, sayfa:263)
Falih Rıfkı Bey Osman Ağa'nın hiçbir faaliyetinde yanında olmamıştır. Hele Giresun'da hiç bulunmamıştır. Kısaca bu olaylara görgü şahidi olması mümkün değildir. Yukarıdaki ifadeler kendisine başkaları tarafından aktarılmış kanıtlanmamış olaylardır. Bu ifadeler 1921 - 1922'li yıllarda özellikle Marsilya ve Londra üzerinden “Megola İdea” emellerini gerçekleştirmek isteyen Pontusçuların, önlerindeki en büyük engellerden biri olan Osman Ağa'yı pasifize etmek, karışıklık vurgusu yaratarak İzmir'deki gibi Karadeniz'de de bir işgal gerçekleştirmek isteyenlerin Amerikan New York Time gazetesine servis ettiği haberlerdir.
“Kara Zıpkalılar” başlığı ise araştırmanın ne kadar acemice yapıldığının kanıtıdır. Osman Ağa'nın af talebinin Mustafa Kemal Paşa tarafından İstanbul'a yazıldığı belirtilerek tarih katledilmiştir. Sonrasında Samsun'dan bahseden paragraf ise tam olarak “1921 ilkbaharında Samsun'a geçti. Burada padişah gibi mızıka eşliğinde Cuma selamlığına çıkardı. Adamları, eşkıya kovalayacak yerde, şehirde zevk ve sefaya dalıp eşraftan kişileri fidye için dağa kaldırmaya başladı. Şikâyetler üzerine Ankara'ya gelmesi emredildi. Ama “Mustafa Kemal değil, Allah emretse işim bitmeden gitmem” dedi.” ifadelerini içermektedir ki kaynağı bile olmayan bu paragrafta düşmana bile söylenmeyecek sözler sarfedilmektedir. Sayın Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci bu sözleri belgeleri ile kanıtlamazsa iftiracı konumuna düşecektir. Dini ve milli duyguları çok yüksek olan Osman Ağa, bu sözlerle beklide 100 yıldır maruz kaldığı hakaretlerin en büyüğü ile karşı karşıya kalmıştır. Haşa bu sözler doğru ise Osman Ağa'yı, iftira ise Sayın Ekici'yi dinden çıkaracak kadar tehlikelidir.
Samsun konusunda ise Osman Ağa bölgedeki Pontusçu faaliyetlere son veren durumu 1922 yılında Vakit Gazetesi'ndeki mülakatta “Bundan sonra Pontus meselesiyle uğraştım. Elli senedir Rumlar Karadeniz sahillerinde bir plan dairesinde tekâsüf etmişti. Bilhassa Samsun cihetlerinde köylerini Yunan zabitlerinin dehaleti ile hâkim noktalara yapa yapa yerleşmişlerdi. Sakarya Muharebesi'nden evvel, ordunun gerisinde emniyetsizlik tevlit etmek ve kuvvetlerimizi dağıtmak için Yunan zabitlerinin idaresi altında çeteler teşkil etmişlerdi. Samsun'da rüesadan Sürmeneli Mehmet ile Ahmet Pehlivanı öldürmüşler, köyleri yakmışlar, İslam ahaliyi katliama teşebbüs etmişlerdi. Bir ay zarfında bu çetelerden birçoklarını tenkil ettim. Maktullerden bir alay teşkiline kifayet edecek kadar bol Yunan silahı topladım.
Samsun harekâtı esnasında Garp Cephesi tarafından verilen emir üzerine Temmuz nihayetinde Sakarya Muharebesi'ne iştirak ettim. Bu iştiraki men için bazı Rum ve Ermeniler yolda bize tecavüz ettiler. Havza ve Merzifon havalisinde dağdan kaçan bazı efrat evlere sığınmışlar ve bu tecavüzlere karışmışlardır. Cepheye giderken arkadan kahpece tecavüze uğrayan kıt'a-i askeriye dünyanın her yerinde ne yaparsa biz de onu yaptık. Hükümetten emir beklemeye lüzum görmedik. Hemen mütecavizlere karşı harekete geçerek eşkiyayı imha ettik.” şeklinde aktarmaktadır. Bu cümlelerin doğruluğu birçok tarihçi tarafından Rum ve Ermeni çetelerinin Türk ahaliye yaptığı katliamlardan anekdotlar da eklenerek tarih sayfalarında yerini almıştır.
Sakarya Cephesi konusundaki cümleler ise 42. ve 47. Giresun Gönüllü Alaylarına ve tüm Sakarya şehitlerine vefasızlık ve aynı zamanda hakarettir. “Sakarya'daki bütün şehitlerin sayısı 3.282” şeklinde kaynak dahi belirtmeden beyanda bulunan Sayın Ekinci burada da alaylarımızı ve Osman Ağa'yı aşağılamaktadır. Kendileri; Dr. Selim Erdoğan tarafından yayınlanan “Sakarya Türk Bitti Demeden Bitmez” adını taşıyan kitabı tekrar incelemelidir. Künyesi belli olanlar ve kaçaklar dışında kayıtlara kayıp olarak geçen toplam 14.342 vatan evladı Sakarya'da vatan toprağına düşmüştür.42. ve 47. Giresun Gönüllü Alaylarının kuruluşu ve cephe faaliyetleri birçok tarihçi tarafından araştırılmış ve kitaplaştırılmıştır. Sayın Prof Dr. Ekrem Buğra Ekinci'ye bu konudaki en güzel cevap aynı titri taşıyan Sayın Prof.Dr. Süleyman Beyoğlu'nun kitabında saklıdır. Kendilerine bu eseri okumalarını tavsiye ediyorum çünkü alayların cephe faaliyetleri bu yazıya sığmayacak kadar uzun solukludur. Ayrıca kişisel yaşamları içeren yazı ve kitapların etik kurallar çerçevesinde nasıl yazılacağı konusunda da fikir sahibi olurlar.
“Bizi kurtarın” başlıklı bölümde ise yine iftiralara devam edilmiştir. Bunların büyük çoğunluğu biz Giresunluların bile ilk kez duyduğu yalanlardır Özellikle Ordu'dan aldığı buğdayları...”cümlesi ile başlayan paragraf dikkat çekicidir. Ben böyle bir bilgi kirliliğini yazıma taşımamak için sadece noktalarla geçiyorum. Merak edenler zaten sizin yazınızdan bunları okuyacaktır. Osmanlı Bankası şubesinin Giresun'da 1906 yılında kurulduğunu hatırlatarak; belgesi olmayan bu iftiraları üretmek, ana kaynağı ve kaynağın güvenirliğini sorgulamadan doğruluğu kanıtlanmamış iftiraları kullanarak Osman Ağa ve Giresunluları aşağılamak kimsenin haddi değildir. Osman Ağa'nın cepheden çektiği telgrafla bütün malvarlığının satılarak Milli Mücadele'ye aktarılması talebini göz önüne alınca ömrünü ve servetini vatan için harcadığını bilenler, bu iftiralara da zaten inanmayacaklardır.
“Bir taşla iki kuş” Bu bölüm aslında ulaşmak istediğiniz yargının ana noktasıdır. Konu Osman Ağa ve gizli amaç Mustafa Kemal Paşa'ya Ali Şükrü Bey olayı üzerinden ithamlar yüklemeyi amaçlamaktadır. Bu bölümdeki Falih Rıfkı'nın Çankaya kitabında da geçen, köşkün Osman Ağa tarafından basıldığı iddiaları da tamamen yalandır. Kendi köşkünde baskın yiyen ve çatışmanın içinde olan Osman Ağa'nın nasıl Çankaya Köşkü'ne geçerek buraya baskın yaptığını açıklayabilecek birileri varsa bende dinlemek isterim. Mustafa Kemal Paşa'nın çok daha önce İstasyon binasına indiği zaten bilinmektedir. Çünkü köşkten birlikte ayrıldığı 2 muhafızı da Giresunludur. Bu 2 muhafız dışında köşkte 7 Giresunlu muhafız daha bulunmaktadır. İsmail Hakkı Tekçe ve adamları tarafından Papazın Bağında Osman Ağa'ya yapılan baskınla, birbirine çok yakın olan Çankaya Köşkü'nü korumakla görevli bu 7 Giresunlu muhafız da ateş altına alınmış ve 7 vatan evladı orada şehit edilmiştir. Falih Rıfkı'nın Çankaya Köşkü'ne isabet etti dediği kurşunlar bu çatışmada Tekçe'nin adamları tarafından köşkü savunan muhafızlara atılmıştır. (Gıcıroğlu Muharrem'in tefrikalar halinde 1955 yılında Karadeniz Gazetesinde yayınladığı anıları)
Aynı bölümde yine 2 Nisan 1923 tarihine ilişkin olaylarla ilgili yalan yanlış haberlerle devam edilmiştir. Osman Ağa'nın Binbaşı Fuat Bey tarafından kafasından 2 kez vurulduğunu, öyle ki bu tahribatla Ağa'nın kafasının koptuğunu, yüzünün tanınmayacak hale geldiğini, oracıkta gömüldüğünü ve sonrasında mezardan tekrar çıkarılarak Ulus meydanında 3 gün asıldığı yalanlarıyla Osman Ağa yerden yere vurulmuştur. Bir akademisyen olarak keşke biraz daha araştırsaydınız. Sizin yaptığınız bu itibarsızlaştırma ve sıraladığınız olayların tamamı 4 Nisan 1923 tarihli Tevhid-i Efkar gazetesi tarafından çürütülmektedir. İlgili gazetede Osman Ağa'nın bir kağnı derununda Çankaya'dan Ankara'ya getirildiği, ceketinin yakasının açık olduğu, pantolonunun kanlı olduğu ve yüzünün traşlı olduğu muhabir tarafından özellikle tasvir edilmiştir. Kısaca Osman Ağa'nın vücut bütünlüğünde bir eksiklik yoktur. Defnedilip tekrar çıkarılmamıştır. Çünkü aksi takdirde her yerinin çamur olması gerekir. Ceset 2-3 saat kadar teşhir edilip kaldırılmıştır. Asıldığına dair ise Meclis'te alınan karar dışında hiçbir kanıt yoktur. Siz Ankara'nın göbeğinde 3 gün asılı kalan bir insanın çevreye vereceği kokuyu bilir misiniz? Kanaatimce kul hakkına girenlerin kokusu gibidir.
Yine bu bölümdeki “Bu vesileyle Meclis dağıtılıp, “kız gibi Meclis kurulmuştur” cümlenizle de hakaretlerinizi Osman Ağa'dan Meclise çevirdiğiniz anlaşılmaktadır.Türk Milletinin bağrından çıkan ikinci Gazi Meclis'e “kız gibi” yakıştırması yapmak nasıl bir düşüncedir. Bu konudaki takdiri okuyuculara bırakmak bence en doğrusu olacaktır.
“Heykel ve kahramanlık”, “Sembol isim” başlıklarına değinmeye bile gerek duymuyorum. Çünkü birkaç paragraf yukarıda Osman Ağa'nın kafasına 2 kurşunu Binbaşı Fuat Bey'in sıktığını iddia eden yazarımız kendiyle çelişerek burada Osman Ağa'nın katilini İsmail Hakkı Tekçe olarak yazmıştır. Yazdıklarındaki tutarsızlık ve kaynak gösterimindeki eksiklikler hat safhadadır. Yazdıklarını okumamış yada o kadar belgesiz iftiranın yanında yaptığı hatayı algılayamamıştır. Kes kopyala yapıştır misali, mesele bir yazı hazırlamak ve Osman Ağa'yı karalayarak belki de birilerine şirin gözükmektir.
Osman Ağa Giresunluların gönlünde taht kurmuş bir halk kahramanıdır. Giresun Gönüllü Alaylarıyla bir bütündür. Mustafa Kemal Paşa'nın ifadesi ile “Cumhuriyetin banisi” ve “Cumhuriyet şehidi” dir. Yine O'nun emriyle 1925 yılında anıt mezar yapılarak Giresun Kalesi'nin en yüksek noktasına taşınan mezarında memleketini seyretmektedir. 1926 yılında İstiklal Madalyası ile şereflendirilmiştir. Bu nedenlerle bence Osman Ağa'nın iade-i itibara ihtiyacı yoktur. Sizler karalamak için uğraşsanız da bizlerin sizlere verecek cevabı her zaman vardır. Binlerce Giresunlu şehit dedemiz gibi Osman Ağa da Çankaya'da görevi başında şehit edilmiştir.
Osman Ağa da Ali Şükrü Bey de ömürlerini vatan uğrunda harcayan 2 önemli isimdir. Biri asker diğeri siyasetçi olarak döneme damga vurmuşlardır. Osman Ağa herhangi bir yargılama olmadan yasama, yürütme ve yargıyı elinde tutan Birinci Meclis tarafından suçlu ilan edilmiştir. Yaralı olduğu halde infaz edilerek konuşması ve gerçeklerin ortaya çıkması engellenmiştir.
Aradan 99 yıl geçmesine rağmen saklı kalan, bilgi ve belgenin çok sınırlı olduğu bu gibi nadir olaylardan bahsederken özellikle de akademik kariyeriniz varsa çok daha dikkatli olmanız gerekir. Bu yazılar yıllarca internet üzerinde kalacak, belki binlerce kişi okuyacak ve yanlış bilgilenecektir. Ve her okunuşunda da Osman Ağa ile bir kez daha helalleş-meniz gerekecektir.

KAYNAKLAR

Veysel Usta, Giresun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Varidat ve Sarfiyat Defteri, Serander Yayınları, Trabzon, 2021, s.11 /
Okan Yeşilot, Ayhan Yüksel, ,Giresun'da Fındık ve Fındık Borsası'nın Tarihçesi, Giresun Ticaret Borsası Yayınları, Öncü Gazetesi ve
Matbaası, Giresun, 2016, s. 332-335 / Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Sena Matbaası,1980 İstanbul s:263/ Ö. Erden Menteşeoğlu, Mustafa
Kemal Paşa'nın Muhafız Alayı Komutanı Milis Yarbay Osman Ağa Ankara, 2014/ Selim Erdoğan, Sakarya Türk Bitti Demeden Bitmez, ,
Kronik Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2021, s. 332 / Salnamelerde Giresun'un Sosyal ve Dini Yapısı 1869-1905, Doç.Dr. Davut Kılıç, İbrahim
Topal, Karadeniz, yıl:3 sayı:12 / The New York Time Gazetesi, 30 Mart 1922, sayı: 23441/ Vakit Gazetesi,19.02.1922, Ahmet Emin
Yalman, Osman Ağa ile mülaka/ Karadeniz Gazetesi 30.12.1955, sayı: 523, tefrika no: 32, Giresun/ Makalede kullanılan Belge: Ankara
Genelkurmay Başkanlığı 28 Mart 1967 tarih ve Genelkurmay Harp Tarihi Enstitüsü Başkanlığı'nın 3301-9–67 arşiv sayılı yazısı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Gazi Menteşeoğlu --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Tabanin Sesi̇ - bunların sancısı hala devam ediyor birde adının önünde Porf ibARESİ VAR BUNLARIN SOYUNA BAKIN İNCELESİN KESİN YA AGOP,YADA DİMİTRİDİR ZATEN TÜRKİYE GAZETESİNİ BİR ADI TÜRKİYE GERİSI YAĞDANLIK VE SATILMIŞLAR YALAN SÖYLEYENLERİ TARIH BİR GÜN YAZACAK

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 18 Haziran 09:38
01

Dizdarzade - Topal Osman Ağa ile sorunu olanlar Ermeni ve Rum dönmeleridir. Topal Osman Ağa torunları Giresun'da var olduğu sürece bu dönmelerin tirremeleri kıvranmları normaldir. Çizgi aştıklarında çonları kimin hizaya getireceğini çok iyi biliyorlar zira.

Yanıtla . 3Beğen . 1Beğenme 17 Haziran 22:45


Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?