Yağmur Kaçakları

“Kara gökler külrengi bulutlarla kapanık
Evlerin bacasını koluyor yıldırımlar…”(KISAKÜREK)
“Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden…”(BAKİLER)
“…elimden tut yoksa düşeceğim
 yağmur beni götürecek yoksa beni”(İLHAN)


Hava yavaş yavaş kapatıyordu. 
Martılar, yağmur öncesi külrengine bürünen gökte, pürtelaş koşuşturuyordu dudaklarında eskimeye yüz tutmuş yarım bir mutlulukla. 
Ağaçlar, rüzgârın yorulmaksızın kendilerini bir sağa bir sola silkelemesinden yorgun ama köklerinden aldıkları güçle de bir o kadar vakur gözlüyordu ufukta beliren fırtınayı.
Gökte, fırtına öncesi sessizlik yerini tantanalı, debdebeli bir cümbüşe bırakmıştı çoktan. İyice esmerleşen bulutlar birazdan camlardan usul usul süzülecek yağmur damlacıklarının habercisiydi artık. 
Caddeler tenhalaşmış, sokaklar boşalmış, meraklı, ürkek ve tedirgin bakışlar göğe yönelmişti. Yüzlerde adı konulamamış endişeli ve heyecanlı bir bekleyişin izleri gözlemleniyordu!
Bir andı şimdi her şey! Bir yağmur damlası kadar uzak, bir yağmur damlası kadar yakındı her şey! Her şey bir yağmur damlasındaydı artık ve her bir yağmur damlası her şeydi, şimdi! 
Ansızın kapınızı çalan hüzün gibi, birdenbire pencerenizden içeri doluveren mutluluk gibi, huzur gibi, aşk gibi, sevda gibi bir şeydi şimdi yağmur!
Kelimeleri tozlarından, cümleleri kirlerinden, manaları paslarından arındıran yağmur; katılaşan kalpleri, kuraklaşan gönülleri, hissizleşen yürekleri, kısırlaşan zihinleri de tıpkı çatlayan topraklar gibi yeniden yeşertebilecek miydi? 
Envaiçeşit toprak kokusuna aşina ruhlarımız, yeniden o binbir çeşniyi sinesinde barındıran topraktan yükselen kokuları ciğerlerine çekebilecek miydi? 
Şarkılar kaldığı yerden çalmaya, türküler bildiği dilden söylenmeye, ırmaklar yataklarında bir oraya bir buraya kıvrılarak akmaya, çocuklar evlerinin önünde özgürce oynamaya ve kadınlar arkalarına bakmadan korkusuzca yürümeye devam edebilecek miydi?
Külrengi bulutların ardına çekiliveren masmavi gök, yine, yeniden bizi en sıcak tebessümüyle selamlayacak mıydı?
Toprak ana, bunca nankörlüğümüze rağmen bize en tatlı yemişlerini sunacak mıydı yine?
Ve yağmur kaçağı bizler, semtine hiç yağmur uğramamış gibi, sanki hiç gökyüzü kararmamış, kuşlar sanki hiç gitmemiş, ağaçlar sanki hiç küsmemiş, toprak sanki hiç susmamış gibi kendi çölünde o seraptan bu seraba, bu vahadan o vahaya dolap beygiri gibi koşturup duracak mıydık? 
Şimdi sen söyle ey talib, hiç mi yağmura yakalanmadın? Hiç mi gölgesi düşmedi üstüne bir kuşun? Hiç mi sere serpe uzanmadın yemyeşil kırlara? Hiç mi koşmadın gürül gürül akan bir ırmağa? 
Söylesene talib, hiç mi sevmedin, sevilmedin? 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma

# Bir, gibi

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Açıklanan Fındık Fiyatından Memnun Musunuz?